Bazı zamanlar vardır…
Hayat, insanın omuzlarına kendi sessizliğini bırakır.
Kalabalıkların içinde yürürsünüz ama kimse,
Gerçekten içinizde yankılanan
O kırık cümleleri duymaz.
Sonra bir gün…
Bir kitap açılır avuçlarınızda.
Ve satır aralarında, yıllardır içinizde susturduğunuz
Duyguların nefes aldığını görürsünüz.
Sanki biri, ruhunuzun en karanlık odalarında,
Sizden habersiz yaşamış gibidir.
Aynı yaraya aynı yerden dokunmuş,
Aynı gökyüzüne aynı kırgınlıkla bakmıştır.
Bu, birebir aynı olmak değildir…
Çünkü insan hiçbir zaman tamamen bir başkası olamaz.
Ama bazen…
Aynı pencereden bakabilmektir mesele.
Aynı yağmurun altında üşümek,
Aynı sessizlikte kaybolmak,
Aynı boşlukta kendini aramaktır.
Ve o an anlarsınız;
insanı gerçekten yakın hissettiren şeyin
Kusursuz benzerlik değil,
Aynı derinliği hissedebilmek olduğunu…
İşte o zaman insan, ilk kez korkmadan çıkarır
Ruhunu dünyanın ortasına.
Ne geçmişindeki kırıkları örter,
Ne bedenindeki izleri saklar,
Ne de eksiklerini güzelleştirmeye çalışır.
Sadece “kendisi” olur.
Çırılçıplak bir hakikat gibi…
Savunmasız ama gerçek.
Ve tam da o açıklığın içinde fark edilir bazı şeyler:
Kendi olamamış insanların,
Başkalarının ruhuna dokunamayacağı…
Maskelerle yürüyenlerin,
bir yol arkadaşlığı taşıyamayacağı…
Çünkü insan, en uzun yolları bile
Ancak kendi gerçeğiyle yürüyebilir.
Ve bazılarıyla…
Yolun sonuna varamamanın sebebi,
Aslında hiçbir zaman gerçekten
Yola çıkamamış olmalarıdır…
-Leyla Edinç
Yorum Yap