Son Yazılar
Anasayfa Keşfet Leyla'dan Leyla'ca Aforizmalar
Leyla Edinc
Ana sayfa | Leyla'dan | SINIRLARINI BİLMEK VE BİLDİRMEK!

Her yakınlık insana diğer kişilere müdahale hakkını vermez. İnsan ilişkilerinde belki de öğrenilmesi en zor şeylerden biri şudur: Sevmek başka, sınır bilmek başka şeydir.
Birini çok sevebilirsiniz. Onunla yıllardır dost olabilirsiniz. Aynı aileden gelebilir, aynı sofrada büyümüş, aynı acıları paylaşmış olabilirsiniz. Fakat bütün bunlar hiç kimseye sizin hayatınıza sınırsızca girme, kararlarınızı sorgulama, ilişkinizi yargılama, evinizin düzenine karışma ya da nasıl yaşamanız gerektiğini söyleme hakkı vermez.
Çünkü yakınlık, sınırsız erişim hakkı değildir.
Ve aile olmak da bunun istisnası değildir.
Bazen hayatımızdaki en büyük sınır ihlalleri yabancılardan değil, bize en yakın insanlardan gelir. Çünkü yabancı nerede durması gerektiğini daha kolay bilir. Yakınlarımız ise sevgiyi, akrabalığı, dostluğu veya geçmişten gelen samimiyeti kullanarak bazı sınırların kendileri için geçerli olmadığını düşünebilir.
“Ben senin annenim.”…
“Ben senin kardeşinim.”…
“Biz yıllardır arkadaşız.”…
“Senin iyiliğin için söylüyorum.”…
“Ben sana söylemeyeceğim de kim söyleyecek?”…
Bu cümlelerin arkasında bazen gerçekten sevgi ve iyi niyet vardır. Fakat iyi niyet bile, bir insanın hayatına istediğimiz kadar müdahale etme hakkı vermez.
Çünkü iyi niyet, sınır ihlalini otomatik olarak haklı çıkarmaz.
Eviniz yalnızca dört duvar değildir.
Ev, insanın dünyadan çekilip kendisi olabildiği en özel alandır.
Dışarıda hepimizin taşıdığı roller vardır. Çalışanız, anne veya babayız, eşiz, arkadaşız, patronuz, çalışanız, müşteriyiz, komşuyuz…
Ama eve döndüğümüzde bütün bu rollerin ağırlığını kapının dışında bırakmak isteriz.
Bu nedenle ev yalnızca mobilyalardan, duvarlardan ve eşyalardan oluşmaz. Evin görünmeyen bir atmosferi vardır.
Orada huzur vardır.
Mahremiyet vardır.
Güven vardır.
İnsanın kendi düzeni vardır.
Dolayısıyla birini evinize davet etmek, ona hayatınızı denetleme yetkisi vermek değildir.
Evinizin dekorasyonunu beğenmeyebilir.
Yediğiniz yemeği garip bulabilir.
Çocuk yetiştirme biçiminize katılmayabilir.
Partneriniz hakkında farklı düşünebilir.
Ne kadar para harcadığınızı, nasıl giyindiğinizi, neden yalnız yaşadığınızı veya neden evlendiğinizi anlayamayabilir.
Bütün bunlar mümkündür.
Fakat her düşüncenin söylenmesi gerekmez.
Olgunluk, yalnızca ne söyleyeceğini bilmek değil, neyi söylememek gerektiğini de bilmektir.
1. Yaşam biçiminizi sürekli eleştiren insanlara sınır koyun. Eviniz çok düzenli olabilir veya biraz dağınık olabilir. Minimalist yaşayabilirsiniz veya hatıralarla dolu bir eviniz olabilir. Et yiyebilirsiniz, vegan olabilirsiniz, kahvaltıda yumurta yiyebilir veya öğlene kadar hiçbir şey yemeyebilirsiniz. Bunlar sizin tercihlerinizdir.
Bir insanın sizin yaşam biçiminizi sürekli yorumlaması, bir süre sonra fikir belirtmekten çıkar ve kişisel alanınıza müdahaleye dönüşür.
Her farklılık düzeltilmesi gereken bir yanlış değildir.
Bazen karşımızdakine söylenmesi gereken tek şey şudur: “Sen farklı yaşayabilirsin. Ben böyle yaşamayı tercih ediyorum.”…
Bu cümle çoğu zaman yeterlidir.
2. Negatifliğin evinizin atmosferini ele geçirmesine izin vermeyin. Bazı insanlar gittikleri her yere problemlerini taşır. Sürekli birileri hakkında konuşurlar. Birinden şikayet ederler. Bir başkasını eleştirirler. Dünyanın ne kadar kötü olduğundan, insanların ne kadar güvenilmez olduğundan bahsederler. Elbette herkesin zor zamanları olur. Sevdiğimiz insanları dinlemek insanlığın ve dostluğun bir parçasıdır. Fakat dert paylaşmak ile sürekli başkasının duygusal yükünü taşımak aynı şey değildir. Bir insan sizinle görüştükten sonra sürekli rahatlıyor ama siz her görüşmenin ardından tükenmiş hissediyorsanız, ilişkinin dengesini düşünmenin zamanı gelmiş olabilir.
3. Partneriniz, çocuklarınız ve özel hayatınız hakkında herkes söz sahibi değildir. İnsanların en kolay sınır aştığı alanlardan biri budur.
“Onunla neden birliktesin?”…
“Çocuğunu böyle yetiştirmemelisin.”…
“Neden hala evlenmediniz?”…
“Neden boşanmıyorsun?”
“Neden çocuğun yok?”…
“Neden ikinci çocuk yapmıyorsunuz?”…
“Neden yalnız yaşıyorsun?”…
Bunlar dışarıdan basit sorular gibi görünebilir. Oysa her insanın hayatının arkasında başkalarının bilmediği yüzlerce ayrıntı vardır.
Kimse sizin gecelerinizi yaşamıyor.
Kimse sizin korkularınızı, fedakarlıklarınızı, ekonomik sorumluluklarınızı veya ilişkinizin kapalı kapılar ardındaki gerçeklerini bütünüyle bilmiyor.
Bu nedenle fikir vermekle hayat yönetmeye çalışmak arasındaki çizgiyi iyi görmek gerekir.
Yakın olmak, karar mercii olmak değildir.
4. Hayatınızı başkalarının hayatıyla kıyaslatmayın.
“Neden senin de böyle bir evin yok?”…
“Bak, onun çocukları nerelere geldi.”…
“O senden daha genç ama daha başarılı.”…
“Onlar sürekli seyahat ediyor.”…
“Sen neden hala bunu yapamadın?”…
Karşılaştırma çoğu zaman motivasyon yaratmaz; insanın kendi yolunu değersizleştirir. Çünkü herkes aynı noktadan başlamaz. Herkes aynı imkanlara sahip değildir. Herkesin yükü, zamanı, sorumluluğu ve hayattan beklentisi farklıdır. Hayat bir yarış değildir.
Başkasının geldiği nokta, sizin geç kaldığınız anlamına gelmez.
5. Sofranıza oturan insanın saygıyı da beraberinde getirmesini bekleyin. Misafirperverlik güzel bir değerdir. Ama misafirperverlik, ev sahibinin değersizleştirilmesi anlamına gelmez. Evinize gelen bir insan sürekli yemeği, evi, düzeni veya sizi eleştiriyorsa; gösterdiğiniz özeni küçümsüyorsa, sorun sofranın zenginliği değildir. Sorun saygıdır. Kimse size minnet borçlu değildir.
Ama herkes temel nezaket ve saygı göstermekle yükümlüdür.
6. Herkesin ücretsiz terapisti olmak zorunda değilsiniz.
Bazı ilişkilerde bir taraf sürekli anlatır, diğer taraf sürekli dinler. Bir tarafın problemi hiç bitmez.
Diğeri ise zamanla yalnızca bir “dinleme noktası” haline gelir. Kendinize bazen şu soruyu sorun: “Bu insan benim nasıl olduğumu gerçekten merak ediyor mu?”…
İlişkiler karşılıklılık ister. Her zaman yüzde elli–yüzde elli olmak zorunda değildir. Bazen biri düşer, diğeri kaldırır. Sonra roller değişir. Ama yıllarca yalnızca bir taraf taşıyorsa orada dostluktan çok duygusal tüketim oluşabilir.
7. Dedikodunun evinizde normalleşmesine izin vermeyin. Bir insan sürekli başkalarının özel hayatını size anlatıyorsa, büyük ihtimalle sizin özel hayatınızı da başka masalarda anlatacaktır. Mahremiyet yalnızca kendimiz için istediğimiz bir hak değildir. Başkalarına da göstermemiz gereken bir saygıdır.
Bu nedenle bazen en sağlıklı cümle şudur: “Onun olmadığı yerde bunu konuşmak istemiyorum.”
Bu cümle hem sizi hem karşınızdakini sınır konusunda eğitir.
8. Başarılarınızı küçümseyen insanlara hayatınızın ön sırasını vermeyin. Başarı herkes için aynı şey değildir.
Bir insan için başarı milyonlar kazanmak olabilir.
Bir başkası için borçlarını kapatmak.
Bir başkası için çocuklarını tek başına büyütmek.
Bir başkası için yıllarca süren zor bir dönemden çıkmak.
Bir başkası için sıfırdan bir hayat kurmak.
Bir başkası için yalnızca yeniden ayağa kalkabilmek…
Bu nedenle sizin için önemli olan bir başarıyı sürekli küçümseyen insanlara kendinizi kanıtlamak zorunda değilsiniz.
Herkes hayatınızın ön sırasında oturmayı hak etmez.
9. Aile olmak saygısızlık için geçiş kartı değildir. Belki de en önemli sınır budur. Toplumumuzda aile ilişkileri çok değerlidir. Fakat bazen bu değer, kişisel sınırların yok sayılmasıyla karıştırılır. Aile olduğumuz için birbirimizi sevebiliriz. Destekleyebiliriz. Koruyabiliriz.
Ama birbirimizin hayatını yönetmek zorunda değiliz.
Bir anne yetişkin çocuğunun her kararını belirleyemez.
Bir kardeş diğer kardeşin ilişkisine sınırsızca müdahale edemez. Bir akraba, “Biz aileyiz” diyerek kırıcı konuşamaz.
Akrabalık sevgi için bir bağdır; saygısızlık için ruhsat değildir.
10. “Kendi evindeymiş gibi” davranmak ile sınırı aşmak aynı şey değildir. Bir misafire “Kendini evinde hisset” demek güzel bir nezaket ifadesidir. Ama bunun anlamı, ev sahibinin düzenini yok saymak değildir.
Her evin bir ritmi vardır.
Her ailenin kuralları vardır.
Her insanın hassasiyetleri vardır.
Misafir olmak da aslında bir incelik sanatıdır.
Rahat olmak güzeldir; saygıyı kaybetmeden.
Olay yalnızca ev değildir: İnsanların hayatımıza da sınırı vardır. Asıl önemli nokta burada başlıyor.
Kapılarımıza koyduğumuz sınırları hayatımıza da koyabilmeliyiz. Çünkü bazı insanlar evimize hiç gelmeden hayatımızın içine fazlasıyla girebilir.
Telefonla.
Mesajlarla.
Sorularla.
Yorumlarla.
Tavsiyelerle.
Suçluluk hissettirerek.
“Senin iyiliğin için söylüyorum” diyerek.
Kiminle görüşeceğinizden nasıl para harcayacağınıza, nasıl giyineceğinizden nereye seyahat edeceğinize, çocuklarınızı nasıl yetiştireceğinizden ilişkinizi nasıl yaşayacağınıza kadar her konuda söz sahibi olmaya çalışabilirler.
İşte burada çok önemli bir ayrım vardır: Fikir istemek başka, hayatınızın yönetimini bir başkasına bırakmak başkadır. Birinden tavsiye istediğinizde bile son karar size aittir. Çünkü sonucunu yaşayacak olan sizsiniz.
Sınır koymak insanları hayatınızdan çıkarmak değildir.
Sınır kavramı bazen yanlış anlaşılır. Sınır koymak: “Kimseyi istemiyorum.”…
“Kimse bana yaklaşmasın.”…
“Ben yalnız yaşayacağım.”… demek değildir.
Tam tersine, sağlıklı sınırlar ilişkilerin daha uzun ömürlü olmasını sağlayabilir. Sınır aslında şunu söylemektir:
“Seni seviyorum ama buraya kadar.”…
“Fikrini dinlerim ama kararımı ben veririm.”…
“Sana yardım ederim ama bütün yükünü taşıyamam.”…
“Ailemsin ama benimle saygılı konuşmalısın.”…
“Evim sana açık olabilir ama özel hayatımın her kapısı açık değildir.”…
Bunlar sevgisizlik değildir.
Bunlar yetişkin ilişkilerinin temelidir.
“Hayır” tam bir cümledir…
Birçok insan sınır koyamadığı için değil, sınır koyduğunda suçluluk hissettiği için yorulur.
“Hayır dersem kırılır.”…
“Gitmezsem ayıp olur.”…
“Cevap vermezsem yanlış anlar.”…
“Onu dinlemezsem kötü arkadaş olurum.”…
“Aileme karşı çıkarsam nankör olurum.”…
Oysa insan kendi huzurunu sürekli başkalarının memnuniyetine feda ettiğinde bunun adı fedakarlık olmaktan çıkar. Bir süre sonra kırgınlığa dönüşür.
Bu nedenle bazen açıklama yapmadan da hayır diyebilmek gerekir. Her “hayır”ın arkasına uzun bir savunma koymak zorunda değilsiniz. Her kararınızı mahkemede savunuyormuş gibi gerekçelendirmek zorunda değilsiniz.
İnsanların nerede duracağını bilmesi önemlidir; ama o sınırı önce bizim göstermemiz gerekir
Başkalarının sınır bilmesini bekleriz.
Ama sınırlarımızı hiç ifade etmiyorsak, insanlar onları nereden bilecek?
Bu nedenle sağlıklı ilişkilerde sınırlar açık olmalıdır.
“Bu konuda konuşmak istemiyorum.”…
“Bu benim özel hayatım.”…
“Fikrini anlıyorum ama kararımı verdim.”…
“Benimle bu şekilde konuşmanı kabul etmiyorum.”…
“Bu konuyu tekrar tartışmayacağım.”…
“Bunu evimde istemiyorum.”…
Bazen huzuru koruyan şey büyük kavgalar değil, zamanında söylenmiş sakin ve net cümlelerdir.
Saygı korkuyla değil, sınırlarla oluşur.
Gerçek saygı bağırarak elde edilmez.
İnsanları tehdit ederek de elde edilmez.
Sağlıklı sınırın gücü sakinliğindedir.
Sürekli açıklama yapmaz.
Sürekli tartışmaz.
Sürekli kendini savunmaz.
Sadece nerede durduğunu bilir.
Ve karşısındakine de nerede durması gerektiğini gösterir.
Çünkü hayatınız herkese açık bir alan değildir.
Eviniz gibi kalbinizin de bir kapısı vardır.
Zamanınızın sınırı vardır.
Enerjinizin sınırı vardır.
Sabrınızın sınırı vardır.
Özel hayatınızın sınırı vardır.
Ve sevginizin olması, bütün bu sınırların ortadan kalkması gerektiği anlamına gelmez.
Gerçek temizlik yalnızca evin yerlerini süpürmek değildir. Hayatımızdaki gereksiz gürültüyü azaltmak, sürekli yargılanmayı reddetmek, bize ait olmayan yükleri taşımayı bırakmak ve insanların hayatımızda nerede duracağını yeniden belirlemek de bir çeşit temizliktir. Fakat asıl sorun insanları “süpürüp atmak” değildir; kimin hayatımızın neresinde duracağını bilinçli biçimde belirlemektir.
Bazıları salonunuza kadar gelir.
Bazıları yalnızca kapıda kalır.
Bazıları hayatınızın en özel köşelerini bilir.
Bazılarıyla ise yalnızca mesafeli bir selamlaşma yeterlidir.
Ve bütün bunlara karar verme hakkı size aittir.
Çünkü sınır koymak bencillik değildir.
Kendine duyduğun saygının görünür halidir.
Evinizi koruyun.
Özel hayatınızı koruyun.
Zamanınızı koruyun.
Enerjinizi koruyun.
İlişkilerinizi koruyun.
Sevin, ama kendinizi kaybetmeden.
Dinleyin, ama başkalarının bütün yükünü taşımadan.
Yardım edin, ama sömürülmeden.
Kapınızı açın, ama herkese hayatınızın anahtarını vermeyin.
Ve en önemlisi: İnsanlara sizi nasıl sevmeleri gerektiğini değil belki, ama size nasıl davranabileceklerini ve nerede durmaları gerektiğini öğretin. Huzur, hayatımıza hiç kimseyi almamak değildir. Huzur, hayatımıza aldığımız insanların sınırlarımızı bilmesi ve o sınırlara saygı göstermesidir.
-Leyla Edinç

Paylaş
★

Değerlendir

Bu sayfayı değerlendirin
0
5 üzerinden
Değerlendirme için yıldızlardan birini seçin
Değerlendirmeniz kaliteyi geliştirmemize yardımcı olur.

Yorumlar RSS YORUMLAR - 0

Yorum Yap

Zorunlu değil

Güvenlik Kodu

Captcha