Genellikle, erkekler güzel buldukları kadınları severler… Hiçbir erkek, bir kadına ‘karakteri güzel!’ diye ilk adımı atmaz… İstisnalar varsa alınganlık yapmasın, ben rastlamadım…
İnsan, bir başkasına neden aşık olur?
Güzel bir yüze mi? Etkileyici bir gülüşe mi? Gözlerinin içine baktığında hissettiği o tarifsiz heyecana mı? Yoksa zamanla tanıdığı, ruhuna dokunan, kendisini yanında güvende hissettiren bir karaktere mi?
Belki de aşkın en karmaşık tarafı tam olarak burada başlar. Çünkü bir insanı beğenmekle onu sevmek, ona aşık olmakla onunla bir hayatı paylaşabilmek birbirinden çok farklı şeylerdir.
Güzellik insanı kendisine çekebilir. Bir bakış, bir gülümseme, bir duruş kalbin ritmini değiştirebilir. Fakat bir insanın yanında kalmak istememizin, onunla yaşlanmayı hayal etmemizin, hayatın bütün zorluklarına rağmen elini bırakmamamızın nedeni yalnızca güzel bir yüz olabilir mi?
İşte bu noktada, kadınlarla erkeklerin aşka yaklaşım biçimleri üzerine düşünmek gerekiyor.
Elbette bütün erkekler aynı değildir, bütün kadınlar da aynı duygusal dünyaya sahip değildir. Ancak hayatın içinde sıkça karşılaştığımız bazı davranışlar, aşkı başlatan şeyle onu yaşatan şey arasındaki farkı görmemizi sağlar.
Erkekler önce gördüklerine mi aşık olurlar?
Bir erkek, kalabalık bir ortamda hiç tanımadığı bir kadını fark ettiğinde, onun karakterini, hayata bakışını, merhametini, vicdanını ya da zor zamanlarda nasıl bir insan olduğunu bilemez.
O kadının nasıl sevdiğini, ne kadar fedakar olabileceğini, bir insanın kalbine nasıl dokunduğunu henüz tanımıyordur.
Ama güzelliğini görebilir.
Gülüşünden, bakışından, yürüyüşünden, kendisini taşıma biçiminden etkilenebilir. Belki de yalnızca birkaç saniyelik bir karşılaşma, o kadınla tanışmak istemesi için yeterlidir.
İlk adımı attıran şey çoğu zaman budur: Fiziksel çekim.
Bir erkek, bir kadının karakterini tanımadan önce onun dış görünüşünden etkilenebilir. Oysa karakter, insanın kendisini zamanla gösteren, ancak birlikte geçirilen günlerle anlaşılabilen bir özelliğidir.
Bir insanın sabrını, dürüstlüğünü, sadakatini, vicdanını ya da sevgisinin derinliğini birkaç saniyelik bir bakışla anlayamazsınız.
Bununla birlikte, ilk karşılaşmada hissedilen çekimi yalnızca yüz güzelliğine indirgemek de doğru olmaz. Bazen bir kadının konuşması, zekası, kendine güveni, neşesi veya insanlara yaklaşımı da bir erkeğin ilgisini çekebilir.
Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken, bir erkeğin bir kadına neden yaklaştığından çok, onu tanıdıktan sonra neden yanında kalmayı seçtiğidir.
Çünkü güzelliğine hayran olduğu bir kadını gerçekten sevebilmek için, onun yalnızca yüzünü değil, ruhunu da tanıması gerekir.
Ve ne yazık ki bazı insanlar, karşılarındaki kişinin ruhuna ulaşmayı hiç denemezler.
Güzelliği elde etmeyi aşk, fiziksel yakınlığı duygusal bağlılık, bir insanın hayatında bulunmayı da onu gerçekten sevmek zannederler.
Oysa bir kadına sahip olmakla onun kalbinde yer edinmek aynı şey değildir.
Kadınlar için bir erkek, karakteriyle güzelleşebilir…
Kadınların bir erkeğe duyduğu çekim de fiziksel beğeniyle başlayabilir. Yakışıklı bir yüz, güzel bir gülüş, etkileyici bir ses ya da kendine güvenli bir duruş kadınların da dikkatini çekebilir.
Fakat bazı kadınlar için bir erkeğin gerçek çekiciliği, onu tanıdıkça ortaya çıkar.
Başlangıçta fiziksel olarak çok etkileyici bulmadıkları bir erkek, zaman içerisinde davranışlarıyla, düşünceleriyle, sevgisiyle ve karakteriyle gözlerinde bambaşka bir insana dönüşebilir.
Çünkü bir kadının kalbine dokunan şey bazen bir erkeğin ne kadar yakışıklı olduğu değil, onun yanında kendisini nasıl hissettiğidir.
Bir erkek düşünün…
Belki bulunduğu ortamın en yakışıklısı değildir. Belki insanların dönüp ikinci kez bakacağı bir fiziksel güzelliğe sahip değildir.
Ama konuştuğunda gerçekten dinler.
Kadının anlattıklarını önemser. Onun düşüncelerine değer verir. Üzüldüğünde ne hissettiğini anlamaya çalışır. Başarısını kıskanmak yerine onunla gurur duyar.
Birlikte geçirdikleri zamanlarda yalnızca kendi isteklerini değil, kadının ihtiyaçlarını da düşünür.
Verdiği sözleri tutar. Zor zamanlarda ortadan kaybolmaz. Hata yaptığında özür dilemeyi bilir. Sevdiği kadının hayatında yalnızca güzel günlerin misafiri değil, zor günlerin de yol arkadaşı olmak ister.
İşte böyle bir erkek, zamanla kadının gözünde dünyanın en çekici insanına dönüşebilir.
Çünkü artık kadın onun yalnızca yüzüne bakmıyordur.
O yüzün ardındaki insanı görüyordur.
Gülüşünde güveni, bakışlarında sevgiyi, ellerinde şefkati, sesinde huzuru buluyordur.
Bir zamanlar sıradan görünen yüz, artık sevdiği insanın yüzüdür.
Ve insan sevdiği birinin yüzüne baktığında, başkalarının göremediği güzellikleri görmeye başlar.
Belki de bu yüzden, bazı kadınlar için aşk yalnızca güzel bir erkeği sevmek değil, sevdiği erkeği her geçen gün daha güzel bulmaktır.
Bir insanın karakteri, fiziksel çekiciliğini değiştirebilir mi? Bazen son derece yakışıklı bir erkekle tanışırsınız.
İlk karşılaşmada etkilenirsiniz. Konuşmasını, gülüşünü, kendisini taşıma biçimini beğenirsiniz. Onu daha yakından tanımak istersiniz. Fakat zaman geçtikçe başka yönlerini görmeye başlarsınız.
İnsanlara karşı küçümseyici davranışlarını, sürekli kendisini ön plana çıkarma çabasını, başkalarının duygularına gösterdiği ilgisizliği fark edersiniz.
Belki size karşı başlangıçta son derece ilgiliyken, istediği yakınlığı elde ettikten sonra aynı özeni göstermediğini görürsünüz.
Sözleriyle davranışlarının birbirini tutmadığını, yalnızca kendi ihtiyaçları söz konusu olduğunda ilişkinize zaman ayırdığını anlarsınız. Ve bir gün, bir zamanlar hayranlıkla baktığınız o yüzün artık sizde aynı heyecanı uyandırmadığını fark edersiniz.
Yüzü değişmemiştir.
Gözleri, saçları, gülüşü hala aynıdır.
Değişen, sizin o yüzün ardındaki insana dair hislerinizdir.
Çünkü karakterini tanıdıkça, fiziksel güzelliğin üzerinizdeki etkisi azalmıştır.
Bunun tam tersi de mümkündür.
İlk karşılaşmada fiziksel olarak çok fazla etkilenmediğiniz bir insan, zaman içerisinde gösterdiği sevgi, incelik, dürüstlük ve duyarlılıkla gözünüzde güzelleşebilir.
Onunla konuşmak istersiniz. Yanında zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız. Birlikte güler, birlikte düşünür, bazen hiçbir şey konuşmadan aynı sessizliği paylaşırsınız.
Ve bir gün, kendinizi onun yüzüne uzun uzun bakarken bulursunuz.
Çünkü artık o yüz, yalnızca bir yüz değildir.
Birlikte yaşadığınız anıların, paylaştığınız duyguların, gördüğünüz iyiliklerin ve içinizde büyüyen sevginin bir parçasıdır.
İnsan bazen güzel bulduğu birini sever; bazen de sevdiği insanı güzelleştirir.
Güzellik bir kapıyı açabilir, ama o kapıdan içeri giren karakterdir…
Fiziksel çekimin bir ilişkinin başlangıcında önemli bir yeri olabilir. İnsanlar birbirlerini beğenmek, arzulamak, yakınlaşmak ve birlikte olmak isteyebilirler.
Bunda yanlış olan hiçbir şey yoktur.
Yanlış olan, fiziksel çekimi sevginin tamamı zannetmektir.
Çünkü bir insanın güzelliği, onunla yaşanacak ilişkinin nasıl olacağı hakkında bize yeterli bilgi vermez.
Güzel bir kadın da sevgisiz olabilir. Yakışıklı bir erkek de bencil davranabilir. Aynı şekilde fiziksel olarak dikkat çekmeyen bir insan, olağanüstü bir sevme kapasitesine sahip olabilir.
Birlikte yaşamak, yalnızca birbirinin yüzüne bakmaktan ibaret değildir.
Aynı evin içinde geçirilen sıradan günler vardır.
Yorgunluklar, hastalıklar, maddi sıkıntılar, ailevi sorunlar, hayal kırıklıkları, anlaşmazlıklar vardır.
Bazen insanın kendisini güzel, güçlü, başarılı ya da mutlu hissetmediği dönemler olur.
İşte böyle zamanlarda, bir ilişkinin gerçek niteliği ortaya çıkar.
Sevdiğiniz insanın yüzünde yaşlanmanın izleri belirdiğinde, saçlarına aklar düştüğünde, bedeni değiştiğinde, hayatın yükü omuzlarına ağır geldiğinde ona nasıl davranıyorsunuz?
Onu hala aynı özenle dinliyor musunuz?
Birlikte zaman geçirmekten mutluluk duyuyor musunuz?
Onunla konuşacak konularınız, paylaşacak hayalleriniz, birbirinize anlatacak hikayeleriniz var mı?
Yoksa ilişkinizi ayakta tutan tek şey, başlangıçta hissettiğiniz fiziksel heyecan mıydı?
Güzellik, bir insanı hayatınıza davet etmenize neden olabilir.
Ama onu hayatınızda tutan şey, birlikte kurduğunuz ilişkinin niteliğidir.
Çünkü zamanla yüzler değişir, bedenler yaşlanır, ilk günlerin heyecanı başka bir duyguya dönüşür.
O gün geldiğinde, karşınızdaki insanın yalnızca güzelliğini sevmişseniz, sevginizin dayanacağı başka bir temel bulamayabilirsiniz.
Ama onun karakterini, düşüncelerini, ruhunu, hayata bakışını ve sizinle kurduğu bağı sevmişseniz, yıllar geçtikçe sevginiz yeni anlamlar kazanabilir.
Bir kadının kalbine giden yol, ona kendisini değerli hissettirmekten geçer…
Bir kadın, sevdiği erkeğin hayatında yalnızca var olmak istemez.
O hayatın içinde kendisine ait bir yerinin olduğunu hissetmek ister.
Hatırlanmak, düşünülmek, önemsenmek ister.
Bir erkeğin kendisini sevdiğini yalnızca sözlerinden değil, davranışlarından da anlayabilmek ister.
Çünkü sevgi, yalnızca büyük cümlelerle ifade edilen bir duygu değildir.
Bazen yoğun bir günün ortasında gelen küçücük bir mesajdır.
Bazen anlatılan bir sorunu gerçekten dinlemektir.
Bazen önemli bir günü hatırlamak, bazen de hiçbir özel gün yokken birlikte güzel bir zaman geçirmek istemektir.
Bir kadının hayatında yer edinmek isteyen erkek, onun duygusal dünyasına da ilgi göstermelidir.
Ne düşündüğünü, neye üzüldüğünü, nelerden mutlu olduğunu, hangi hayalleri kurduğunu merak etmelidir.
Çünkü bir kadını yalnızca güzel olduğu için arzulamakla, onu bütün yönleriyle tanımak istemek arasında büyük bir fark vardır.
Birincisi fiziksel çekimdir.
İkincisi ise gerçek bir yakınlık kurma isteğidir.
Elbette bu özen yalnızca erkekten beklenmemelidir. Sağlıklı bir ilişkide kadın da erkeğin duygularını, ihtiyaçlarını ve hayatındaki sorumlulukları önemsemelidir.
Sevgi, iki insanın birbirine gösterdiği karşılıklı bir özendir.
Ancak burada özellikle vurgulamak istediğim şey şu:
Bir kadını hayatınıza almak için gösterdiğiniz çaba, onu hayatınızda tutmak için göstereceğiniz özenin yerini tutmaz. Bir insanı kazanmakla, onunla güzel bir ilişki sürdürebilmek birbirinden farklı sorumluluklardır.
Ve bazen insanlar, ilişkinin başlangıcında gösterdikleri ilgiyi zaman içerisinde azaltarak sevginin kendiliğinden devam edeceğini düşünürler.
Oysa hiçbir ilişki, yalnızca geçmişte yaşanmış güzel anıların hatırına sonsuza kadar aynı sıcaklıkta kalmaz.
Sevginin bugün de hissedilmeye ihtiyacı vardır.
Peki, erkekler de karakterini sevdikleri kadınları daha güzel bulamazlar mı?
Elbette bulabilirler.
Hatta bir erkeğin bir kadına duyduğu sevgi derinleştikçe, onun fiziksel görünüşünü algılama biçimi de değişebilir.
Başlangıçta yalnızca güzelliğinden etkilendiği bir kadının zamanla zekasına, düşüncelerine, yaşam mücadelesine, merhametine ve karakterine hayranlık duyabilir.
Onunla kurduğu duygusal bağ, fiziksel çekimini daha da güçlendirebilir.
Bir kadının yaşlanmasını, değişmesini, hayatın farklı dönemlerinden geçmesini onunla birlikte yaşayabilir ve bütün bu değişimlerin içinde aynı kadını sevmeye devam edebilir.
Bu nedenle erkeklerin yalnızca fiziksel güzelliğe, kadınların ise yalnızca karaktere önem verdiğini söylemek, insan ilişkilerinin bütün çeşitliliğini açıklamaya yetmez.
Asıl fark, kadın ya da erkek olmaktan çok, insanın sevgiden ne anladığında ve bir ilişkiyi nasıl yaşamak istediğinde ortaya çıkar.
Bazı insanlar için aşk, başlangıçtaki heyecanın peşinden gitmektir.
Bazıları içinse aşk, bir insanı tanıdıkça onunla daha derin bir bağ kurabilmektir.
Birinci yaklaşımda insan, kendisinde heyecan uyandıran yeni bir yüzle karşılaştığında ilgisini başka birine yöneltebilir.
İkinci yaklaşımda ise sevgi, yalnızca dış görünüşe bağlı olmadığı için zamanla farklı bir derinlik kazanabilir.
Burada belirleyici olan, insanın karşısındaki kişiyi yalnızca kendisinde uyandırdığı duygular için mi sevdiği, yoksa onu kendisinden bağımsız bir birey olarak da önemseyip önemsemediğidir.
Çünkü gerçek sevgi, yalnızca bir insanın bize kendimizi nasıl hissettirdiğiyle değil, bizim onun hayatına nasıl dokunduğumuzla da ilgilidir.
Fiziksel güzellik geçicidir, peki karakter her zaman kalıcı mıdır?
Sıklıkla güzelliğin geçici, karakterin ise kalıcı olduğu söylenir.
Oysa insan hayatı boyunca değişir.
Yaşadıklarıyla olgunlaşabilir, hatalarından ders alabilir, kendisini geliştirebilir. Bazen de hayatın zorlukları karşısında içine kapanabilir, sevgisini göstermekte zorlanabilir veya eskiden sahip olduğu duyarlılığı kaybedebilir.
Bu nedenle bir ilişkiyi yalnızca karşımızdaki insanın başlangıçta sahip olduğu güzel karakter özelliklerine güvenerek sürdürmek de yeterli değildir.
Önemli olan, iki insanın birlikte değişirken birbirlerine nasıl davrandıklarıdır.
Birbirlerinin gelişimine alan açabiliyorlar mı?
Farklı düşüncelere sahip olduklarında birbirlerini aşağılamadan konuşabiliyorlar mı?
Birbirlerini değiştirmeye çalışmadan, oldukları gibi kabul edebiliyorlar mı?
Hata yaptıklarında sorumluluk alabiliyorlar mı?
Ve en önemlisi, birbirlerinin hayatını güzelleştirmek için hala istek duyuyorlar mı?
Çünkü karakter yalnızca bir insanın iyi niyetli olması değildir.
O iyi niyetin davranışlara yansımasıdır.
Sadakatten söz etmek kolaydır; sadık davranmak ise bir seçimdir.
Saygıdan bahsetmek kolaydır; öfkeliyken bile karşınızdaki insanın onurunu koruyabilmek ise karakterin göstergesidir.
Sevdiğinizi söylemek kolaydır; sevdiğiniz insanın ihtiyaçlarını, duygularını ve sınırlarını önemsemek ise sevginin yaşama yansımasıdır.
Bir insanın gerçek güzelliği, başkalarına nasıl göründüğünden çok, hayatına dokunduğu insanlara nasıl davrandığında ortaya çıkar.
Bir gün güzelliğimiz değil, birbirimize nasıl hissettirdiğimiz kalacak…
Hayatın garip bir tarafı var.
Gençliğimizde aynaya baktığımızda gördüğümüz yüzü çok önemsiyoruz.
Güzel görünmek, beğenilmek, arzulanan bir insan olmak istiyoruz.
Bazen sevildiğimizi hissetmek için güzel olmamız gerektiğine inanıyoruz.
Oysa yıllar geçtikçe insan, kendisini gerçekten seven birinin gözlerinde güzelliğin çok daha farklı bir anlam taşıdığını öğreniyor.
Sabah uyandığınızda saçlarınız dağınık olabilir. Yüzünüzde yorgunluğun izleri bulunabilir. Kendinizi hiç de güzel hissetmediğiniz bir gün geçiriyor olabilirsiniz.
Ama sevdiğiniz insan size baktığında, yalnızca o anki görüntünüzü görmez.
Birlikte güldüğünüz günleri, birbirinize sarılarak atlattığınız zor zamanları, paylaştığınız anıları, onun hayatında bıraktığınız izleri de görür.
Sizi yalnızca güzel olduğunuz günlerde değil, kendinizi güzel hissetmediğiniz günlerde de sevebilir.
İşte böyle bir sevginin içinde insan, sürekli beğenilmek zorunda olmadığını hisseder.
Olduğu gibi var olabileceğini, yaşlanabileceğini, değişebileceğini, bazen güçlü bazen kırılgan olabileceğini bilir.
Çünkü karşısındaki insanın sevgisi, yalnızca dış görünüşüne bağlı değildir.
Ve belki de insanın bir ilişkide yaşayabileceği en güzel duygulardan biri budur:
Kendisini sürekli ispatlamak zorunda kalmadan sevilebilmek.
Bir kadının güzelliği bir erkeğin dikkatini çekebilir. Bir erkeğin yakışıklılığı bir kadının kalbinde ilk heyecanı uyandırabilir.
Bazen bir bakışla başlayan aşk, yıllarca sürecek bir sevgiye dönüşebilir.
Bazen de büyük bir fiziksel çekimle başlayan ilişki, iki insan birbirini gerçekten tanıdığında sona erebilir.
Çünkü fiziksel çekim, iki insanı birbirine yaklaştırabilir; fakat onları birbirine bağlı tutacak duygusal yakınlığı tek başına oluşturamaz.
Bir insanın yüzünü beğenmek için birkaç saniye yeterli olabilir.
Ama karakterini tanımak, ruhunu anlamak, onunla güvene dayalı bir ilişki kurmak zaman ister.
Ve bir insanı gerçekten sevmek, yalnızca onun güzel yanlarına hayran olmak değildir.
Onun kusurlarını da görebilmek, farklılıklarını anlayabilmek, zor zamanlarında yanında olabilmek ve bütün bunları yaparken kendi benliğinizden vazgeçmemektir.
Belki de aşkın en güzel hali, iki insanın birbirini hem fiziksel hem de ruhsal olarak çekici bulduğu, birbirlerinin yanında kendilerini değerli hissettiği ve yıllar geçtikçe birbirlerini yeniden sevebildiği bir ilişkidir.
Çünkü insan, bir ömrü yalnızca güzel bir yüzle paylaşmaz.
Bir karakterle, bir ruhla, bir kalple, bir hayat arkadaşıyla paylaşır.
Ve bir gün, yıllar önce hayranlıkla baktığınız o güzel yüz yaşlandığında, elleriniz kırıştığında, saçlarınız beyazladığında, birbirinizin gözlerine bakıp hala gülümseyebiliyorsanız…
Hala anlatacak hikayeleriniz, birlikte kuracak hayalleriniz varsa…
Birbirinizin varlığında hala huzur bulabiliyorsanız…
İşte o zaman, güzelliğin yalnızca aynada gördüğümüz şey olmadığını anlarsınız.
Çünkü güzellik insanı kendisine hayran bırakabilir; ama karakter, insanın kalbinde bir ömür yaşayacak yer bulur.
Ve insan, sevdiği kişinin yüzünde yılların bıraktığı izleri gördüğünde bile onunla geçirdiği bir ömrün güzelliğini hissedebiliyorsa, artık yalnızca bir yüze bakmıyordur.
Kendi hayatının en güzel hikayesine bakıyordur…
-Leyla Edinç
Yorum Yap