Aslında yaptığın her şeyi beğeniyorlar; ama yapanın sen olmasından rahatsızlar.
İnsan ilişkilerinin en tuhaf çelişkilerinden biridir bu.
Bir düşünceyi beğenirler, ama o düşüncenin senin zihninden çıkmış olmasını kabullenmekte zorlanırlar.
Ortaya koyduğun işi takdir ederler, ama başarının senin adınla anılması içlerinde tarif edemedikleri bir huzursuzluk yaratır.
Söylediğin sözü severler; aynı sözü başkasından duysalar alkışlayacakken, senden duyduklarında sessizleşirler.
Çünkü bazen sorun yapılan değil, onu kimin yaptığıdır. İnsan her zaman başkasının başarısından rahatsız olmaz. Bazen rahatsız olduğu şey, o başarının kendi zihninde yerleştirdiği insan imajını bozmasıdır.
Seni belli bir yerde görmeye alışmıştır.
Belki kendisinden daha geride…
Belki daha sessiz…
Belki daha az görünür…
Belki onay bekleyen biri olarak…
Sen o görünmez sınırın dışına çıktığında ise sadece başarılı olmuş olmazsın; onun senin hakkında kurduğu düzeni de bozarsın.
İşte rahatsızlık çoğu zaman tam burada başlar.
Başarı bazen ayna olur.
Psikolojik açıdan başkasının başarısı yalnızca o kişiye ait bir başarı olarak algılanmayabilir. İnsan, karşısındakine bakarken farkında olmadan kendisine de bakar.
Senin cesaretin ona kendi korkularını,
Senin üretkenliğin ertelediklerini,
Senin bağımsızlığın bağımlılıklarını,
Senin ilerleyişin yerinde saydığı yılları hatırlatabilir.
Bu nedenle insan bazen karşısındakinin ışığından değil, o ışığın kendi içinde görünür hale getirdiği karanlıktan rahatsız olur.
Ve bunu kendisine itiraf etmek kolay değildir.
“Onu kıskanıyorum” demek yerine, yapılan işi küçültmek daha kolaydır.
“Zaten çok da önemli değil.”…
“Şansı yaver gitti.”…
“Herkes yapabilir.”…
“Abartılacak ne var?”…
Bazen daha incelikli bir yol seçilir: Eseri beğenir ama sahibini görmezden gelir. Fikri kullanır ama fikri ortaya atan kişiden söz etmez. Başarıyı kabul eder ama takdirini esirger. Çünkü takdir etmek, bazı insanlar için yalnızca “Bunu güzel yaptın.” demek değildir.
Aynı zamanda: “Evet, sen bunu yapabilecek birisin.”
demektir. Asıl zor gelen de bazen budur.
İnsanlar değişiminden çok, değişen dengeden rahatsız olabilir.
Toplumsal ilişkiler görünmez hiyerarşiler üzerine kuruludur. Ailede, arkadaş çevresinde, iş hayatında hatta kardeşliklerde bile insanlar birbirlerine farkında olmadan roller biçerler.
Biri başarılıdır.
Biri sorunludur.
Biri akıllıdır.
Biri sessizdir.
Biri yardım eden, diğeri yardım alandır.
Yıllar içinde bu roller sanki insanların gerçek kimlikleriymiş gibi kabul edilmeye başlanır.
Sonra bir gün “sessiz” olan konuşmaya, geri planda duran görünür olmaya, sürekli yardım isteyen kendi ayakları üzerinde durmaya başlar.
İşte o zaman yalnızca insan değişmez; ilişkinin dengesi değişir.
Ve herkes senin büyümene, sandığın kadar kolay uyum sağlayamaz.
Çünkü bazı insanlar seni severken bile seni belirli bir yerde sevmeye alışmıştır.
Sen o yerden çıktığında, sana duydukları sevginin içine rekabet, kıyaslama, güvensizlik ya da kaybetme korkusu karışabilir.
Bu nedenle bazen başarı insanın çevresini azaltır.
Çünkü başarısızken yanında olmak kolaydır. Seni teselli etmek, sana öğüt vermek, hatta sana yardım etmek insana kendisini güçlü hissettirebilir.
Fakat sen güçlendiğinde ilişki eşitlenir.
Ve herkes eşitliği sevmez.
En sessiz kıskançlık, takdir edememektir
Kıskançlık her zaman saldırgan değildir.
Bazen son derece sessizdir.
Bir başarı haberine cevap vermemektir.
Herkese söylenen güzel sözün sana söylenmemesidir.
Yaptığın şey konuşulurken senin adının özellikle geçirilmemesidir.
Başkasının küçük başarısını büyük bir coşkuyla kutlarken seninkini sıradanlaştırmaktır.
İnsan bazen kelimelerden çok, esirgenen kelimelerden anlaşılır. Çünkü içtenlikle seven insan, senin başarını kendi eksikliği gibi yaşamaz.
Senin ışığın onun ışığını azaltmaz.
Olgun insan bilir ki başkasının güzelliğini kabul etmek, kendisini çirkinleştirmez; başkasının zekasını takdir etmek kendi zekasından bir şey eksiltmez; başkasının başarısını alkışlamak kendi hayatındaki başarısızlıkların ilanı değildir.
Fakat insan kendi değeri konusunda kırılgansa, başkasının yükselişi ona tehdit gibi gelebilir.
Bazen sorun sende değildir; sende gördüklerindedir…
Bu noktada önemli bir ayrım vardır.
Her eleştiriyi kıskançlık olarak görmek de doğru değildir. İnsan gerçekten hata yapabilir, yanlış karar verebilir, eleştirilmeyi hak edebilir. Bizi seven insanların da her yaptığımızı beğenmesi gerekmez.
Fakat sürekli tekrar eden bir örüntü varsa başka bir şey düşünmek gerekir:
Yaptığın şey beğeniliyor ama sen takdir edilmiyorsan…
Fikirlerin kullanılıyor ama senden geldiği unutuluyorsa…
Başarılı olduğunda ortamın havası değişiyor, zorlandığında ise insanlar sana daha sıcak davranıyorsa…
Sorun artık yalnızca yaptığın iş olmayabilir.
Bazen insanlar sende gördükleri ihtimalden rahatsız olurlar.
Çünkü senin ne olduğundan çok, ne olabileceğini görmeye başlamışlardır.
Kendini küçülterek kimseyi rahatlatmak zorunda değilsin
İnsanın yaptığı en büyük hatalardan biri, çevresindekileri rahatsız etmemek için kendisini küçültmeye başlamasıdır.
Daha az konuşmak…
Başarısını anlatmamak…
Bildiklerini saklamak…
Kendi emeğini önemsizleştirmek…
“Abartmayayım!” diyerek yıllarca uğraştığı şeyleri tesadüf gibi göstermek…
Bütün bunlar kabul edilmek uğruna insanın kendisinden verdiği küçük tavizlerdir.
Oysa gerçek aidiyet, insanın küçülmesini istemez.
Gerçek dostluk başarıyı tehdit olarak görmez.
Gerçek sevgi, sevdiği insanın ışığını kısmaya çalışmaz.
Ve insan bir noktadan sonra şunu öğrenir: Seni ancak kendinden biraz vazgeçtiğinde seven insanların yanında, aslında hiçbir zaman tamamen seviliyor değilsindir.
Sonunda da geriye şu kalır: Hayat boyunca herkes yaptıklarımızı sevmeyecek. Herkes bizi anlamayacak. Herkes başarılarımızı alkışlamayacak.
Buna ihtiyaç da yok.
Fakat bazen insanın anlaması gereken daha derin bir gerçek vardır: Birileri yaptığın şeyi beğeniyor ama yapanın sen olmasına tahammül edemiyorsa, çözüm kendini daha az göstermek değildir.
Daha az üretmek hiç değildir.
Çünkü onların rahatsızlığını gidermek için ışığını kısarsan, bir süre sonra karanlıkta kalan kişi sen olursun.
Bırak beğensinler.
Bırak suskun kalsınlar.
Bırak takdir etmekte zorlansınlar.
Sen yine üret.
Yine düşün.
Yine yap.
Yine kendi adınla var ol.
Çünkü hayatın bir yerinde insan şunu öğreniyor:
Herkes senin başarısızlığına üzülmez.
Herkes başarına da sevinmez.
Olgunlaşmak, tam da bunu fark ettikten sonra kimseye kızmadan, kimseye kendini kanıtlamaya çalışmadan yoluna devam edebilmektir. Sorun onların seni alkışlaması değil; senin, alkış gelmediğinde de kendinden vazgeçmemendir.
-Leyla Edinç
Yorum Yap