Değerleri farklı insanların ilişkileri üzerine yazmak istedim bu gece bu resimle karşılaştığımda…
Yıllar önce bir kız arkadaşımla konuşuyorduk. Erkek arkadaşı doğum gününde ona bir şiir kitabı hediye etmişti. Bana biraz küçümseyerek: “Alacak hiçbir şey bulamamış sanki, gidip kitap almış.” demişti.
Benim içinse bir şiir kitabı, “alacak bir şey bulamamak” değildi. Tam tersine, bir insanın başka bir insanın dünyasına dokunmaya çalışmasıydı. Birkaç sayfanın arasına düşünceyi, duyguyu, belki de söylenemeyen cümleleri bırakmaktı.
O an ona: “Biz seninle bundan sonra görüşmeyelim.”
demiştim. Aradan yıllar geçti. Bugün karşıma şu cümle çıktı: “Pahalı hediyeler yerine ikinci el kitapları seven bir kadına aşık olun…”. Ve birden o konuşmayı hatırladım.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, aslında sorun ne şiir kitabıydı ne de hediyenin fiyatı. Sorun değerlerdi.
Çünkü insan ilişkilerinde bizi birbirimize yaklaştıran şey yalnızca ortak zevkler değildir. Aynı müziği dinlemek, aynı filmleri sevmek, aynı yerlere gitmek elbette güzeldir. Ama bunların altında çok daha derin bir katman vardır: Hayatta neye değer verdiğimiz.
Bir insan için hediyenin değeri fiyatıyla ölçülebilir. Bir başkası içinse düşünülmüş olmasıyla.
Biri için başarı çok para kazanmak olabilir; diğeri için kendi zamanının sahibi olmak.
Biri için gösterişli bir restoranda yemek yemek mutluluğun göstergesidir; diğeri için sevdiği insanla küçük bir mutfakta saatlerce konuşmak.
Biri için eski bir kitap yalnızca kullanılmış bir eşyadır. Başka biri içinse kendisinden önce başka bir insanın ellerinden geçmiş, belki satırlarının altı çizilmiş, sayfalarının arasında başka bir hayatın izlerini taşıyan küçük bir hazinedir.
İşte insanları birbirinden ayıran çoğu zaman neye sahip oldukları değil, sahip oldukları şeylere hangi anlamı yükledikleridir.
Farklılık başka, değer uyuşmazlığı başkadır.
İlişkilerde insanların farklı olması kötü değildir.
Hatta çoğu zaman güzeldir.
Biri konuşkandır, diğeri sessiz. Biri denizi sever, diğeri dağları. Biri klasik müzik dinler, diğeri rock. Birisi planlıdır, diğeri spontane.
Bunlar ilişkinin rengidir.
Ama değer farklılıkları daha derindedir.
Çünkü değerler, insanın hayata verdiği cevaplardır:
Neyi önemli buluyorsun?
Neye saygı duyuyorsun?
Bir insanda neyi değerli görüyorsun?
Paranın hayatındaki yeri nedir?
Sadakat senin için ne demektir?
Dostluk nedir?
Vicdan nedir?
Başarı nedir?
Sevgi nasıl gösterilir?
Bu sorulara verilen cevaplar birbirinden çok uzaksa, iki insan birbirini sevse bile zaman içinde birbirini anlamakta zorlanabilir.
Çünkü aynı olayın karşısında aynı şeyi görmezler.
Birisi fedakarlık görürken diğeri aptallık görebilir.
Birisi sadelik görürken diğeri yoksunluk görebilir.
Birisi duyarlılık görürken diğeri zayıflık görebilir.
Birisi tevazu görürken diğeri başarısızlık görebilir.
Birisi bir şiir kitabında sevgiyi görürken diğeri “daha iyisini alamamış” diye düşünebilir.
Ve asıl mesafe tam burada başlar.
İnsanlar çoğu zaman değerleri yüzünden değil, birbirlerinin değerlerini küçümsedikleri için uzaklaşırlar.
Farklı değerlere sahip iki insan mutlaka ayrılmak zorunda değildir.
Asıl belirleyici olan farklılığın kendisinden çok, o farklılığa nasıl davranıldığıdır.
“Benim için önemli değil ama senin için önemli olduğunu biliyorum.” diyebilmek, yetişkin ilişkilerinin en kıymetli cümlelerinden biridir.
Sevgi her zaman aynı şeyleri sevmek değildir.
Bazen sevgi, sevdiğimiz insanın sevdiği şeyi anlayamasak bile onu küçümsememektir.
Sorun, farklılık saygısızlığa dönüştüğünde başlar.
“Buna mı para verdin?”.
“Bununla mı mutlu oluyorsun?”.
“Bunları okumakla ne kazanıyorsun?”.
“Bu kadar duygusal olmaya ne gerek var?” gibi küçük görünen cümleler aslında insanın tercihinden çok, zamanla kimliğini yaralamaya başlar.
Çünkü insanın değer verdiği şeyler onun iç dünyasının parçalarıdır. Onları sürekli küçümseyen biri, farkında olarak ya da olmayarak, bir süre sonra o insanın dünyasını küçümsemeye başlar.
Değer uyumu neden bu kadar önemlidir?
Uzun ilişkiler yalnızca çekim üzerine kurulamaz.
Çekim insanları birbirine yaklaştırabilir; fakat birlikte kalmalarını sağlayan şey çoğu zaman hayatı yorumlama biçimlerindeki uyumdur.
Çünkü yıllar geçtikçe ilişkiler romantik anlardan çok gerçek hayatla sınanır.
Para gelir.
Çocuklar gelir.
Hastalık gelir.
Aileler girer.
Başarı ve başarısızlık gelir.
Kayıplar gelir.
Yaşlanmak gelir.
İşte o zaman insanların temel değerleri ortaya çıkar.
Para mı daha önemlidir, huzur mu?
Haklı olmak mı, ilişkiyi korumak mı?
Zor zamanda kaçmak mı, kalmak mı?
İnsanları statülerine göre mi değerlendireceğiz, karakterlerine göre mi?
Çocuğumuza başarıyı mı öğreteceğiz, vicdanı mı? Yoksa ikisinin birlikte mümkün olduğunu mu?
Yaşlanan anne babalarımıza karşı sorumluluğumuz nedir?
İşte ilişkilerin gerçek sınavları bunlardır.
Bu nedenle değer uyumu, aynı restorandan hoşlanmaktan çok daha önemlidir.
Bir insanı tanımak istiyorsanız ne aldığına değil, neye kıymet verdiğine bakın.
İnsanların karakterlerini bazen büyük olaylardan değil, küçük cümlelerinden anlarsınız.
Kendisinden daha güçsüz biri hakkında nasıl konuştuğundan.
Başkasının başarısını gördüğünde ne hissettiğinden.
Parası olmayan bir insanı nasıl değerlendirdiğinden.
Kendisinin işine yaramayan bir insana ne kadar saygı gösterdiğinden.
Ve bazen…
Bir şiir kitabına baktığında ne gördüğünden.
Çünkü nesnelerin fiyatları vardır.
Ama anlamların fiyatı yoktur.
Pahalı bir hediye çok az düşünülmüş olabilir.
Sarı sayfalı, ikinci el bir kitabın içine ise bir insan bütün kalbini bırakmış olabilir.
Peki farklı değerlere sahip insanlar arkadaş ya da sevgili olabilir mi?
Olabilir.
Ama bunun bir şartı vardır: Birbirlerinin dünyasına saygı duymaları gerekir.
Her konuda aynı düşünmek gerekmez.
Fakat birbirinin hassasiyetini aşağılayan, değerlerini küçümseyen, hayata bakışını sürekli değersizleştiren iki insanın arasında zamanla görünmez bir mesafe oluşur.
Başlangıçta bu mesafe birkaç cümledir.
Sonra konuşmamaya dönüşür.
Sonra anlatmamaya.
Çünkü insan anlaşılmadığı yerde bir süre konuşmaya devam eder; fakat küçümsendiğini hissettiği yerde sonunda susar.
Ve bir ilişkide en tehlikeli an kavga edilen an değildir.
İnsanın artık kendisini anlatmaya değmeyeceğini düşündüğü andır.
Belki de bazı insanlar hayatımızdan büyük kavgalarla çıkmazlar. Sadece bir gün söyledikleri küçücük bir cümle, onların dünyaya baktığı pencereyi bize gösterir.
Ve biz o pencerenin önünde durup şunu fark ederiz:
“Biz aynı şeye bakıyoruz ama aynı şeyi görmüyoruz.”…
Bazen yollar tam da burada ayrılır.
Bu, birinin mutlaka kötü, diğerinin mutlaka iyi olduğu anlamına gelmez. İnsanların öncelikleri, ihtiyaçları ve hayatı anlamlandırma biçimleri farklı olabilir.
Fakat herkesle arkadaş olmak, herkesle hayat kurmak zorunda da değiliz. Çünkü bazı ilişkileri sürdüren şey benzer zevklerden çok daha derindedir:
Benzer bir vicdan.
Benzer bir incelik.
Benzer bir anlam dünyası.
Yıllar önce duyduğum o cümleyi bugün düşündüğümde, belki de beni rahatsız eden şey arkadaşımın kitap sevmemesi değildi. Bir şiir kitabının taşıyabileceği anlamı hiç görememiş olmasıydı.
Çünkü bazı insanlar hediyenin paketini açar.
Bazıları ise niyetini.
Bazıları fiyat etiketine bakar.
Bazıları kendisinin düşünülmüş olmasına.
Ve belki hayatımızda gerçekten yakın tuttuğumuz insanları seçerken sormamız gereken en önemli sorulardan biri şudur: “Aynı şeyleri seviyor muyuz?” değil; “Değer verdiğimiz şeylerin anlamını birbirimizde görebiliyor muyuz?”…
Çünkü zamanla ortak zevkler değişebilir.
Ama insanın dünyaya nereden baktığı, ilişkilerin kaderini çok daha derinden belirler.
Ve bazen küçücük bir şiir kitabı, iki insan arasındaki bütün farkı anlatmaya yeter.
-Leyla Edinç
Ama insanın dünyaya nereden baktığı, ilişkilerin kaderini çok daha derinden belirler.
Ve bazen küçücük bir şiir kitabı, iki insan arasındaki bütün farkı anlatmaya yeter.
...
Ne kadar güzel anlatmışsınız
Yorum Yap