Son Yazılar
Anasayfa Keşfet Leyla'dan Leyla'ca Aforizmalar
Leyla Edinc
Ana sayfa | Leyla'dan | KADIN, MESAFE VE YÜREĞİN BÜYÜKLÜĞÜ

Yürekler arasında mesafe olduğunda, gerçekte var olan bütün mesafeler biraz daha uzar…

Bazen bir kadın, birinin hayatına “fazla” gelir.

Fazla zeki…
Fazla güçlü…
Fazla bağımsız…
Fazla güzel…
Fazla kendinden emin…
Fazla hayat dolu…Ama insanın sorması gereken gerçek soru şudur: Gerçekten fazla olan kadın mıdır, yoksa karşısındaki insanın onu taşıyabileceği duygusal alan mı küçüktür?

Bir kadının ışığı, karşısındaki insanın karanlığı değildir. Bir kadının gücü de bir erkeğin güçsüzlüğünün kanıtı değildir. Sağlıklı bir ilişkide iki insan birbirinin ışığını söndürerek değil, o ışığın yanında kendi ışığını da yakabilerek var olur.

Bir kadın sırf sevdiği insan kendisini daha güvende hissetsin diye zekasını saklamak, başarısını küçültmek, sesini kısmak, hayallerinden vazgeçmek ya da bağımsızlığından utanmak zorunda kalıyorsa, orada sevginin çok temel bir anlamı kaybolmaya başlamıştır.

Çünkü sevgi insanı küçültmemelidir.

Sevgi, insanın kendisinden eksilterek ödediği bir bedel olmamalıdır.

Ve bir kadın sevilebilmek için tacındaki taşları tek tek sökmeye başladığında, bir süre sonra karşısındaki insanı kaybetmekten daha büyük bir tehlikeyle karşılaşır: Kendisini kaybetmekle.

Tacındaki taşları sökmemek doğru olandır…Kadının tacı güzelliği değildir yalnızca.

O taç; yaşadıklarıdır.

Ayağa kalktığı zamanlardır.
Kimse görmeden ağladığı gecelerdir.
Çocukları için güçlü durduğu günlerdir.
Kendi parasını kazandığı yıllardır.
Yanlış insanlardan öğrendikleridir.
Hayal kırıklıklarından sonra hala sevebilme cesaretidir.
Kendi ayakları üzerinde durabilmesidir.
Ve bütün bunlara rağmen kalbinin katılaşmasına izin vermemesidir.

İşte bu yüzden bir kadına “Biraz daha az ol.” demek, göründüğünden çok daha ağırdır.

Daha az konuş.

Daha az sorgula.

Daha az başarılı ol.

Daha az bağımsız ol.

Daha az dikkat çek.

Daha az iste.

Daha az hisset.

Çünkü ben senin yanında kendimi yetersiz hissediyorum…

Oysa sevginin cevabı bu olmamalıdır.

Gerçek sevgi, “Sen küçül ki ben büyük hissedeyim.”demez.

“Sen olduğun yerde dur. Ben de kendi içimde büyümeyi öğreneyim,” diyebilir.

Belki de gerçek yürek büyüklüğü tam olarak budur.

Özgüvenli kadın sevilmesi zor kadın değildir.

Özgüvenli kadın çoğu zaman yanlış anlaşılır.

Onun kimseye ihtiyaç duymadığı düşünülür.

Oysa ihtiyaç duymamak ile sevmek istememek aynı şey değildir.

Bir kadın kendi hayatını kurabiliyor, yalnız kalabiliyor, kendi kararlarını verebiliyor ve kendi ayakları üzerinde durabiliyorsa, onun sevgisi belki de çok daha farklı bir anlam taşır.

Çünkü o sizinle mecbur olduğu için değildir.

Sizi seçtiği için sizinledir.

Bence bir ilişkinin en değerli biçimlerinden biri budur.

“Sen olmazsan yaşayamam.” değil;

“Sensiz de yaşayabilirim ama hayatımı seninle paylaşmayı seçiyorum.”

Bağımlılıkla sevgi arasındaki ince çizgi burada başlar.

Bir insanın sana muhtaç olması egoyu besleyebilir.

Ama sana ihtiyacı olmadığı halde seni seçmesi…

İşte bu, kalbe dokunur.

Güçlü kadınların da yorulduğu yerler vardır.

Güçlü kadın denildiğinde çoğu insan onun her şeyi kaldırabileceğini düşünür.

Oysa dışarıdan güçlü görünen kadınların da kapattıkları kapılar vardır.

Kimsenin görmediği gözyaşları…

Söylemedikleri korkular…

“İyiyim.” diyerek geçtikleri geceler…

Bir insanın güçlü olması onun incinmediği anlamına gelmez.

Bazen tam tersidir.

İnsan birçok savaştan geçtiği için güçlü görünür.

Ve belki de güçlü bir kadının en büyük ihtiyacı kendisini kurtaracak bir erkek değildir.

Onun ihtiyacı, yanında zırhını çıkarabileceği bir insandır.

Sürekli güçlü olmak zorunda olmadığı…

Her şeyi kontrol etmek zorunda kalmadığı…

“Bugün yoruldum.” dediğinde bunu zayıflık olarak görmeyen…

Sessizliğinin içindeki cümleleri merak eden biri.

Çünkü kadın bazen korunmak istemez.

Anlaşılmak ister.

Ve sonra mesafe girer araya…

Uzun mesafe ilişkileri sevginin en ilginç sınavlarından biridir.

Çünkü normal bir ilişkide birçok boşluğu fiziksel yakınlık doldurur.

Bir bakış…

Bir dokunuş…

Birlikte içilen kahve…

Arabada geçirilen yarım saat…

Bir omuza başını koymak…

Hiç konuşmadan aynı odada bulunmak…

Mesafe olduğunda bunların hiçbiri yoktur.

Geriye kelimeler kalır.

Ve belki de daha önemlisi:

Niyet kalır.

İnsan gerçekten aramak istiyor mu?

Merak ediyor mu?

Hayatında yer açıyor mu?

Mesafeyi kapatmak için çaba gösteriyor mu?

Geleceğin içinde karşısındaki insana bir yer ayırıyor mu?

Çünkü uzun mesafe ilişkisinde kilometrelerden daha tehlikeli bir şey vardır:

Duygusal mesafe.

İki insan binlerce kilometre uzakta olup birbirine çok yakın olabilir.

Ve aynı yatağın içinde uyuyan iki insan birbirinden dünyalar kadar uzakta olabilir.

Bu nedenle mesafe her zaman haritada ölçülmez.

Bazen bir mesajın gecikmesinde ölçülür.

Bazen artık sorulmayan “Nasılsın?” sorusunda.

Bazen paylaşılmayan bir günün ayrıntılarında.

Bazen eskiden anlatılan şeylerin artık anlatılmamasında.

Ve bazen insan kilometrelerin arttığını zannederken aslında büyüyen şey yürekler arasındaki boşluktur.

Yürekler arasında mesafe olduğunda yollar uzar.

Bir insan sizi gerçekten özlüyorsa, yüz kilometre başka görünür.

Özlem yoksa on kilometre bile uzun gelir.

Sevgi varsa uçak bileti bir zahmet değildir.

Telefon görüşmesi görev değildir.

Mesaj yük değildir.

Plan yapmak baskı değildir.

Çünkü insan gitmek istediği yere yol arar.

Gitmek istemediği yere ise mesafe hesaplar.

Bu yüzden uzun mesafe ilişkilerinin gerçek sorusu çoğu zaman:

“Aramızda kaç kilometre var?” değildir.

Asıl soru şudur:

“Bu kilometreleri aşmak isteyen iki insan var mı?”

Bir kişi sürekli köprü kuruyor, diğeri yalnızca o köprüden kendisine uygun olduğunda geçiyorsa, orada sorun mesafe değildir.

Dengesizliktir.

Kadının özgüveni burada sınanır.

Mesafe bazen insanın en eski korkularını ortaya çıkarır.

“Beni hala seviyor mu?”

“Hayatında başka biri var mı?”

“Neden eskisi kadar aramıyor?”

“Ben mi fazla şey bekliyorum?”

Ve belki en tehlikelisi:

“Biraz daha az şey istersem beni bırakmaz mı?”

İşte kadın tam burada kendisine dönmelidir.

Çünkü özgüven, hiçbir zaman korkmamak değildir.

Özgüven, korktuğun halde kendi değerini pazarlık konusu yapmamaktır.

Sevdiğin insanı kaybetme ihtimali karşısında bile kendini kaybetmemektir.

Birinin hayatında kalabilmek için kendi ihtiyaçlarını sürekli susturmak özgüven değildir.

“Benim de sevgiye, ilgiye, sadakate, emeğe ve tutarlılığa ihtiyacım var” diyebilmek özgüvendir.

Ve karşı taraf bunları veremiyorsa;

“O halde ben daha azına razı olayım.” dememektir.

Büyük yürek meselesi…

“Daha küçük bir taca ihtiyacın yok. Daha büyük kalpli bir erkeğe ihtiyacın var.”…

Bu söz güzel ama bence biraz daha derine inmeyi hak ediyor.

Çünkü büyük yürekli erkek yalnızca çok seven erkek değildir.

Büyük yürek, sevdiği kadının gücünden korkmamaktır.

Onun başarısını tehdit olarak görmemektir.

Bağımsızlığını kendisine karşı bir meydan okuma saymamaktır.

Kadının geçmişini yargılamak yerine anlamaya çalışmaktır.

Onun kanatlarını keserek yanında tutmaya çalışmamaktır.

Ve belki en önemlisi:

Sevdiği kadının özgür olduğu halde kendisini seçmesinin değerini anlayabilmektir.

Aynı şey kadın için de geçerlidir.

Çünkü ilişkilerde yürek büyüklüğü cinsiyete ait değildir.

Kadın da erkeğin korkularını küçümsememeli, kırılganlığını erkekliğine karşı kullanmamalı, sevgiyi kontrol aracına dönüştürmemelidir.

İki insan birbirinin zayıf yerlerini öğrendiğinde önlerinde iki seçenek vardır:

Oraları silah olarak kullanmak…

Ya da oraları korumak.

Sevginin ahlakı belki de burada ortaya çıkar.

Kadın olmak…

Kadın olmak yalnızca güzel görünmek değildir.

Bir yaşa kadar gençliktir belki.

Sonra başka bir güzellik başlar.

Bakışların içine hayat yerleşir.

Yüzdeki çizgilere hikayeler…

Sessizliğe anlam…

İnsanın neyi istemediğini bilmesinin verdiği bir zarafet gelir.

Ve kadın zamanla şunu öğrenir:

Güzellik dikkat çekebilir.

Ama karakter insanı tutar.

Zeka hayranlık uyandırabilir.

Ama merhamet bağ kurar.

Güç insanı ayağa kaldırır.

Ama kırılganlığını gösterebileceğin güvenli bir insan bulmak, ruhu dinlendirir.

Özgüven ise bütün bunların ortasında sessizce şunu söyleyebilmektir:

“Ben kim olduğumu biliyorum.”

Beni sevmen bunu artırmaz.

Beni sevmemen de azaltmaz.

Ama seni seviyorsam, hayatımda sana gerçek bir yer açarım.

Ve karşılığında senden mükemmellik değil;

dürüstlük, emek, cesaret ve kalabilme iradesi beklerim.

Çünkü mesele taç değil…

Belki de sonunda mesele ne kadının tacıdır ne erkeğin büyüklüğü.

Mesele iki insanın yan yana geldiğinde birbirlerine ne yaptığıdır.

Birbirlerini büyütüyorlar mı?

Yoksa biri büyüyebilmek için diğerini küçültmek zorunda mı hissediyor?

Birbirlerinin hayatına huzur mu getiriyorlar?

Yoksa sürekli yeterliliklerini kanıtlamak zorunda mı bırakıyorlar?

Mesafeleri aşmak için ikisi de yürüyor mu?

Yoksa biri beklerken diğeri yalnızca özlenmenin rahatlığını mı yaşıyor?

Çünkü gerçek ilişkide hiç kimse tacındaki taşları sökmek zorunda değildir.

Hiç kimse karşısındaki kendisini büyük hissetsin diye küçülmemelidir.

Ve hiç kimse sevildiğinden emin olabilmek için sürekli sınav vermemelidir.

Doğru insan sizin ışığınızı söndürerek parlamaya çalışmaz.

Yanınızda kendi ışığını yakar.

Belki hayatın en güzel ilişkileri de böyle kurulur:

İki eksik insanın birbirini tamamlamasıyla değil…

Kendi başına ayakta durabilen iki insanın, yine de birbirine doğru yürümeyi seçmesiyle.

Mesafe varsa yürürler.

Korku varsa konuşurlar.

Sorun varsa çözmeye çalışırlar.

Özlem varsa kavuşmanın yolunu ararlar.

Çünkü yürekler birbirine yakınsa dünya bazen küçücük bir yer olur.

Ama yürekler uzaklaşmışsa…

Yan yana oturmak bile mesafeyi kapatmaya yetmez.

Ve kadın, hayatının bir yerinde bunu anladığında artık başka türlü sever.

Daha az değil.

Daha korkak hiç değil.

Belki eskisinden bile daha derin…

Ama kendisinden vazgeçmeden.

Çünkü sonunda öğrenmiştir:

Sevgi uğruna tacındaki taşları sökmek sevgi değildir.

Gerçek sevgi, o tacı taşımaktan yorulduğun bir akşam, onu çıkarıp masaya bırakabildiğin ve karşındaki insanın sana hala aynı gözlerle baktığını bildiğin yerdir.

Çünkü o insan tacına değil, senin yüreğine aşıktır.

-Leyla Edinç

Paylaş
★

Değerlendir

Bu sayfayı değerlendirin
5.00
5 üzerinden
Değerlendirme için yıldızlardan birini seçin
Değerlendirmeniz kaliteyi geliştirmemize yardımcı olur.

Yorumlar RSS YORUMLAR - 0

Yorum Yap

Zorunlu değil

Güvenlik Kodu

Captcha