Beni işkolik sandılar.
Belki de haksız değillerdi dışarıdan baktıklarında. Yıllardır uzun saatler çalışıyorum. Sabah başlayan işin akşama sarktığı, bazen günün nasıl geçtiğini bile anlamadığım zamanlar oldu. Bazen sabah başlayıp ertesi gün akşama kadar çalıştığım oldu. Yıllarca gece yarısından sonra eve döndüm… Öyle ki arkadaşlarım arasında, kendilerine Loto’dan büyük para çıkarsa bana yeni bir makine alacaklarını söyleyenler bile oldu.
Gülüyorduk buna.
Ama bazen bir şakanın içinde, insanların sizi nasıl gördüğüne dair çok ciddi bir gerçek saklıdır.
Ben zamanla çalışmakla özdeşleştim.
Oysa kimse çocukken büyüyünce sabahtan akşama kadar çalışmayı hayal etmez.
Benim de hayallerim vardı. Hala da var. ????
Sadece hayat, hayallerimle arama uzun bir sorumluluklar listesi koydu.
Kapitalist bir ülkede yaşamanın sert bir gerçeği var: Durduğunuzda hayat durmuyor. Siz yorulduğunuzda faturalar yorulmuyor. Mortgage, vergiler, sigorta, araba, elektrik, işyerinin giderleri… Birkaç ay düzeniniz bozulduğunda yıllarca kurduğunuz hayatın dengesi sarsılabiliyor.
Üstelik yalnızca kendimden sorumlu değildim.
Çocuklarım vardı.
Onların sorumluluklarını yıllarca büyük ölçüde tek başıma taşıdım. Bir çocuğu büyütmenin yalnızca maddi bir mesele olmadığını anne olan herkes bilir. Karnını doyurmak işin belki de en kolay tarafıdır. Asıl olan, onu hayata hazırlamaktır.
İyi bir eğitim almasını sağlamak, doğruyla yanlışı öğretmeye çalışmak, düştüğünde yanında olmak, geleceğine bir yol açmak, kendine güvenen, vicdanlı, ayakları üzerinde durabilen bir insan yetiştirmek…
Bunların hiçbirinin üzerinde fiyat etiketi yoktur.
Ama hepsinin bir bedeli vardır.
Ve bazen bir anne o bedeli kendi zamanıyla öder.
Uykusuyla.
Yorgunluğuyla.
Gençliğiyle.
Ertelediği yolculuklarla.
Ve biraz da hayalleriyle…
Bu yüzden bugün bir insanı değerlendirirken yalnızca ne yaptığına bakmanın ne kadar eksik olduğunu düşünüyorum.
Çünkü insan davranışlarının arkasında görünmeyen hayatlar vardır.
Çok çalışan herkes çalışmaya aşık değildir.
Az konuşan herkes soğuk değildir.
Bulunduğu yerden ayrılamayan herkes cesaretsiz değildir.
Para biriktiren herkes paraya düşkün değildir.
Risk almayan herkes korkak değildir.
Bazen insanın arkasında kendisine bağlı başka hayatlar vardır.
Ve özgürlük, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insan için başka; kaybettiğinde yalnızca kendisini değil, başkalarını da düşürecek insan için bambaşka bir şeydir.
Ben çalıştım. Hem de çok çalıştım…
Çünkü sorumluluklarım vardı.
Çünkü yaptığım işin hakkını vermeyi bir iş ahlakı olarak gördüm.
Çünkü kimseye muhtaç olmadan ayakta kalmak istedim.
Çünkü çocuklarımın geleceğinin benim yorgunluğumdan daha önemli olduğu yıllar oldu.
Ama bütün bunlar olurken içimde başka bir kadın daha vardı.
Hayal kuran kadın.
Bazen hayallerimden söz ettiğimde, “Sen hayal dünyasında yaşıyorsun,” diyenler oldu.
Sanki kötü bir şeymiş gibi…
Sanki gerçekçi olmak için hayallerimizi öldürmemiz gerekiyormuş gibi.
Oysa ben tam tersini düşünüyorum.
Hayal kurmak gerçeklerden kaçmak değildir.
Bazen insanı gerçeğin ağırlığı altında ezilmekten kurtaran şeydir hayal.
İnsan gündüz saatlerce çalışırken akşam başka bir hayat düşleyebilir. Bir gün daha yavaş yaşayacağını, başka bir yerde uyanacağını, sabah telaşla işe yetişmek yerine kahvesini ağır ağır içeceğini hayal edebilir.
Bunun neresi gerçeklerden kaçmak?
Belki de insan tam tersine, gerçekleri çok iyi bildiği için hayal kurar.
Ben hayatın gerçeklerini bilirim.
Çünkü yaşadım.
Sorumluluk nedir bilirim.
Ayakta kalmak nedir bilirim.
Çocuklarının geleceğini kendi rahatının önüne koymak nedir bilirim.
Yorulduğun halde ertesi sabah yeniden kalkmak nedir bilirim.
Ama bütün bunları bilmek, ruhumun hayal kurmasına engel olmadı.
İyi ki de olmadı.
Çünkü bugün geriye baktığımda anlıyorum ki beni ayakta tutan yalnızca sorumluluk duygum değildi. İçimde bir yerlerde, bir gün hayatın başka türlü de olabileceğine inanan o kadın da beni taşıdı.
İnsanların en büyük yanılgısı bence burada başlıyor.
Bir insanın yaşadığı hayatı, onun seçtiği hayat sanıyoruz.
Oysa her yaşadığımız şey tercihimiz değildir.
Bazen şartların gereğini yaparız.
Bazen çocuklarımız için.
Bazen ailemiz için.
Bazen ekonomik güvenliğimiz için.
Bazen yalnızca ertesi gün yeniden başlayabilmek için.
Ve bütün bunları yaparken içimizde hiç kimsenin bilmediği başka bir hayatı saklarız.
Bu yüzden artık bir insan hakkında kolayca hüküm vermemeye çalışıyorum.
Çünkü gördüğümüz yalnızca sonuçtur.
Hikayeyi bilmiyoruz.
Bir insanın kaç kişiyi sırtında taşıdığını, kaç kez korkup yine de devam ettiğini, kaç hayalini “şimdilik” diyerek bir kenara bıraktığını bilmiyoruz.
Bir insanı anlamanın yolu ona, “Neden böyle yaşadın?” diye sormaktan önce şunu düşünmekten geçiyor:
“Başka türlü yaşayabilme imkanı var mıydı?”…
Benim de hayatımda başka türlü yaşayamadığım yıllar oldu. Ama “başka türlü bir hayat” hayalim hiç ölmedi.
Şimdi yıllar geçtikçe kendime başka bir soru sormaya başladım: Bunca yıl sorumluluklarım için yaşadım. Peki, kendim için yaşayacağım zaman ne zaman başlayacak?
İnsan hayatının bir döneminde çalışarak bir yuva kuruyor, çocuklarını büyütüyor, güvenli bir alan yaratıyor.
Sonra başka bir dönem geliyor.
Artık daha fazlasını biriktirmek değil, biriktirdiğin yılların karşılığını yaşamak istiyorsun.
Daha fazla eşya değil, daha fazla zaman.
Daha fazla iş değil, daha fazla hayat.
Daha fazla güvence değil, biraz özgürlük.
Yıllarca “hayal dünyasında yaşıyorsun” denilen insan, bir gün o hayallerden birinin kapısını gerçekten açıyor.
Çünkü bazı hayaller kaçış değildir.
Bazı hayaller, yıllarca ertelenmiş bir hayatın adresidir.
-Leyla Edinç
YORUMLAR - 0
Yorumunuzu yazın