Leyla Edinc
Anasayfa Leyla'dan Leyla'ca Aforizmalar
Ana sayfa | Leyla'dan | İNSAN GERÇEKTEN ÖLÜR MÜ?

Keşke dünya, bütün güzel insanların yaşayacağı kadar büyük olsaydı… 

Keşke hiç kimsenin yer açmak için gitmesi gerekmeseydi. 

Keşke bazı insanlar, daha çok yaşayabilseydi. Daha çok gülebilse, daha çok sarılabilse, yarım kalan cümlelerini tamamlayabilseydi.

Ama hayatın en acı taraflarından biri şu: Yeni gelene yer açmak için gidenler oluyor.

Ve biz, onların ardından bakakalıyoruz.

Bazen bir fotoğrafın karşısında, bazen bir şarkının içinde, bazen hiç beklemediğimiz bir kokuda yeniden buluyoruz onları. Bir evin sessizliğinde, eski bir eşyanın üzerinde, bir cümlenin içinde…

O zaman anlıyoruz ki ölüm, insanın bedenini bizden alabiliyor ama anılarını alamıyor.

Biliyoruz ki I nsan yalnızca bedenden ibaret değil.

Birinin bize nasıl baktığı, elimizi nasıl tuttuğu, hangi cümlesini hayatımıza bıraktığı, bize öğrettiği bir şey, birlikte güldüğümüz bir an, hatta bazen kavga ederken söylediği bir söz bile içimizde yaşamaya devam ediyor.

Belki de ölümün karşısındaki en büyük gücümüz budur: Hatırlamak.

  Jose Mauro de Vasconcelos’un Şeker Portakalındaki Zeze, ölümü çocuk aklıyla anlamaya çalışırken insanların ölümünü kendi dünyasında başka türlü yaşar. Zeze için ölüm, yalnızca birinin artık nefes almaması değildir. Bir insanın hayatından çekilmesi, onunla kurduğu bağın kopması demektir. Bu yüzden bazı insanları zihninde öldürür; onları hayatından çıkarır, onlarla arasına görünmez bir mesafe koyar. Çünkü çocuk kalbi, terk edilmeyi ve kaybetmeyi anlamlandırmak için bazen ölümü bir savunma biçimine dönüştürür. Zezé’nin bize gösterdiği en acı gerçek şudur: İnsan bazen ölmeden önce de kaybedilebilir. Bir insan hayatımızdan çıktığında, ona ulaşamadığımızda, bizi artık duymadığında ya da içimizde bıraktığı yer sessizliğe dönüştüğünde, onun bir parçasını daha o hayattayken kaybetmiş oluruz.

Asıl ölüm belki de budur. Bazı insanlar vardır; gittikten sonra bile içimizden gitmezler. Onları yaşatmak için mezar taşlarına ihtiyaç duymayız. Bir çocuğa öğrettiğimiz bir iyilikte, sofrada söylediğimiz bir cümlede, birine uzattığımız yardım elinde, yıllar sonra bile hatırladığımız bir gülüşte yaşamaya devam ederler.

  Sevdiğimiz birinin ölümünden sonra onunla konuşmak garip değildir. Bazen içimizden ona bir şey anlatırız.

“Bunu görseydin çok gülerdin.”…

“Bunu sen çok severdin.”…

“Keşke şimdi burada olsaydın.”…

O anda aslında ölenle konuşmuyoruzdur. Sevginin kendisiyle konuşuyoruzdur. Çünkü sevgi, ölümden daha inatçı ve hep yaşayandır… 

  Beden çürür, ses susar, eller soğur, evin bir odası boş kalır. Ama insanın başka bir insanın hayatında bıraktığı iz, bütün bunlara rağmen yaşamaya devam edebilir.

Bu yüzden bazı insanlar gerçekten ölmez.

Onlar yalnızca bizimle aynı dünyada yaşamayı bırakırlar. Sonra başka bir yerde, başka bir biçimde var olurlar.

Bir hatırada…

Bir fotoğrafta…

Bir duada…

Bir çocuğun yüzündeki ifadede…

Bir annenin cümlesinde…

Bir babanın alışkanlığında…

Ve bazen de bizim karakterimizde.

Belki de insanın dünyadaki gerçek ömrü, doğduğu günle öldüğü gün arasındaki zaman değildir.

Başkalarının kalbinde bıraktığı zamandır.

Kimileri yıllarca yaşar ve geride hiçbir iz bırakmaz.

Kimileri ise kısa bir ömre koca bir hayat sığdırır.

Onlar gittiklerinde evet, canımız yanar. Özleriz.

Bazen öfkeleniriz bile.

“Daha erken gitmemeliydin.” deriz içimizden.

“Daha yapacaklarımız vardı.”

“Daha konuşacaktık.”

“Daha sarılacaktık.”

Ölümün en ağır tarafı da budur:

Yarım kalanlar.

Ama zaman geçtikçe acının biçimi değişir.

İlk zamanlar hatırlamak canımızı yakar.

Sonra bir gün, aynı hatıra bizi ağlatmak yerine gülümsetir. İşte o gün anlarız:

Onu kaybetmişizdir ama sevgimizi kaybetmemişizdir.

İnsanın gerçek ölümsüzlüğü tam da burada başlar.

Sevdiğimiz insanları kalbimizde yaşattığımız sürece, onların hikayesi bizim hikayemizin içinde devam eder.

Bu yüzden ölüm her zaman bir bitiş değildir.

Bazen sadece bir insanın hayatımızdaki varlık biçiminin değişmesidir.

Artık yanımızda değildir.

Ama yüreğimizdedir.

Bazı insanlar için söyleyebileceğimiz en doğru cümle şudur: “Gittin… Ama bende bıraktığın yer hala senin.”

İnsan gerçekten ölür mü?

Beden olarak, evet.

Ama sevildiği sürece…

Hatırlandığı sürece…

Bir başkasının hayatına dokunduğu sürece…

Belki de hayır.

Çünkü bazı insanlar dünyadan gider.

Ama bizim dünyamızdan hiç gitmez.

-Leyla Edinç

Paylaş
X

Değerlendir

Bu sayfayı değerlendirin
0
5 üzerinden
Değerlendirme için yıldızlardan birini seçin
Değerlendirmeniz kaliteyi geliştirmemize yardımcı olur.

YORUMLAR - 0

Yorumunuzu yazın

Zorunlu değil

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

Captcha