Yara bandı olmak, bir insanın hayatına girip onun acısını kendi varlığınızla sonsuza kadar taşımak değildir. Yara bandının görevi yarayı sahiplenmek değil, iyileşmesine yardımcı olmaktır.
Bazı insanlar başkasının yarasına merhem olurken, farkında olmadan o yaranın kendilerine ihtiyaç duymasını isterler. Yarayı iyileştirmek yerine onu sürekli açık tutarlar. Çünkü yara iyileşirse, kendilerine duyulan ihtiyaç da ortadan kalkacaktır. Oysa gerçek emek bunun tam tersidir.
Bir insanın hayatına dokunuyorsanız, amacınız onun size bağımlı hale gelmesi değil; sizin yanınızda yeniden güçlenebilmesidir. Kendi ayakları üzerinde durabildiğinde, kendi yaralarını sarabildiğinde ve artık sizin desteğinize eskisi kadar ihtiyaç duymadığında bundan rahatsız olmak değil, gurur duymaktır.
Çünkü sevgi, “Bana muhtaç ol” demek değildir.
Sevgi, “Ben yanındayken kendini yeniden bul” diyebilmektir.
Yaranın uzun süre iyileşmemesi bazen yaranın derinliğinden değil, yanlış tedaviden kaynaklanır. Sürekli acıyı konuşmak, sürekli geçmişi hatırlatmak, kişiyi kendisine bağımlı kılmak iyileştirmek değildir. Bazen insan, kendisini iyileştirdiğini zanneden kişinin yanında daha uzun süre kanar.
Gerçek emek ise zamanla görünmez hale gelir.
Yara bandı görevini yaptığında artık dikkat çekmez. Hatta bir süre sonra insan, üzerinde bir yara bandı olduğunu bile unutur. Çünkü amaç yara bandının görünür kalması değil, yaranın kapanmasıdır.
Ve belki de sevginin en olgun hali tam burada başlar:
Bir insanın hayatında öylesine derin ve samimi bir emek bırakırsınız ki, bir gün artık size ihtiyaç duymadan yürüyebilir. Fakat siz onun hayatından çıktığınızda bile verdiğiniz sevginin izi kalır.
İşte “yara bandının yarayla kaynaşması” biraz da budur. Artık yara bandı ayrı, yara ayrı değildir. Verilen emek iyileşmenin bir parçası olmuştur. Sevgi, sahip olunan bir şey olmaktan çıkıp iyileşmiş bir insanın hayatında görünmeyen bir iz haline gelmiştir.
Gerçek sevgi, kendisini vazgeçilmez kılmaya çalışmaz.
Gerçek sevgi, bir gün kendisine ihtiyaç kalmayacağını bilse bile elinden geleni yapar.
Ve belki de en büyük paradoks şudur: Sizi kaybetmekten korkmayan değil; sizi kaybetse bile sizin iyileşmiş olmanızdan mutlu olabilen insan, gerçekten sevmiştir.
-Leyla Edinç
YORUMLAR - 0
Yorumunuzu yazın