Leyla Edinc
Anasayfa Leyla'dan Leyla'ca Aforizmalar
Ana sayfa | Leyla'dan | İNSANIN EN BÜYÜK YORGUNLUĞU!

Bazıları kurnazlıklarını akıl zanneder. Küçük hesaplarını zeka, insanları kullanabilme becerilerini ise başarı sanırlar. Çevrelerindeki herkesi kolayca aldatabileceklerini düşünür, kendilerinden başka herkese fark edilmeden “aptal” muamelesi yaparlar.

Oysa bilmedikleri bir şey vardır…

Her sessizlik, fark edememekten doğmaz. Bazı insanlar görmezden geldikleri için değil, değerlerinden vazgeçmek istemedikleri için susarlar. Çünkü her gerçeğin söylenmesi gereken bir zamanı olduğuna inanırlar. Belki karşısındaki insan yaptığı yanlışın farkına varır, belki vicdanı bir gün ses verir, belki de kurnazlık yerini dürüstlüğe bırakır diye beklerler.

Ama bazı insanlar beklemeyi umut sanır.

Ve umut tükendiğinde geriye sadece sessiz bir veda kalır. İşte o gün, ilişkinin adı ne olursa olsun; dostluk, akrabalık, iş arkadaşlığı ya da yılların tanışıklığı… İnsan kapıyı usulca kapatır. Ne kavga eder ne hesap sorar. Çünkü bazı insanlar cezayı sözlerle değil, yokluklarıyla verirler. Güven bir kez kırıldığında tamir edilen şey ilişki değil, sadece alışkanlıklardır.

Beni en çok yoran da yaşanan olaylar değil aslında…

Sanki sırtımda tonlarca taş taşımışım gibi bir yorgunluk var içimde. Uyusam, günlerce uyanmasam ancak geçecekmiş gibi… İnsan bedeni değil, ruhu yorulunca dinlenmenin de bir anlamı kalmıyor. Çünkü ruhun yorgunluğunun ilacı ne uzun uykular ne de sessiz odalardır.

  İnsanı en çok; sahte gülümsemeler yoruyor.

Yüzüne tebessüm ederken zihninde sana dair en çirkin hesapları yapan insanlar… Çıkarı olduğu sürece yanında duran, işi bittiğinde ise seni hiç tanımamış gibi davrananlar… Maskeler değişiyor, yüzler değişiyor ama sahicilik her geçen gün biraz daha azalıyor.

Arthur Schopenhauer, “İnsanların çoğu, başkalarını bir amaç olarak değil, kendi çıkarları için bir araç olarak görür.” der. Belki de bu yüzden ilişkiler derinleşmek yerine yüzeyselleşiyor. İnsanlar birbirlerinin ruhuna değil, birbirlerinden elde edecekleri faydaya bakıyor.

Nietzsche ise, “Beni öldürmeyen şey güçlendirir.” demişti. Doğrudur… Yaşanan hayal kırıklıkları insanı güçlendiriyor belki ama aynı zamanda biraz daha sessiz, biraz daha mesafeli ve biraz daha seçici yapıyor.

Bir yerden sonra insan beklememeyi öğreniyor.

Kimi zaman bir insanı…

Kimi zaman bir özrü…

Kimi zaman da senin için bir şey yapılmasını…

Çünkü beklenti, sevginin değil; çoğu zaman hayal kırıklığının başlangıcı oluyor. O noktadan sonra insan kimsenin değişmesini istemiyor. Sadece olduğu yerde kalmayı, kendi huzurunu korumayı öğreniyor.

Belki de olgunlaşmak, herkesi affetmek değil; kime artık hayatında yer vermeyeceğini bilmektir.

Oğuz Atay’ın o iç burkan şiiri geliyor aklıma:

“Bazılarımız şiirlere tutunuyor… 

Bazılarımız şarkılara… 

Bazılarımız filmlere tutunuyor…

Bazılarımız kitaplara…”

Sanırım artık insan, tutunamıyor insana…”…

  Güvenin yerini şüphe, samimiyetin yerini hesap, dostluğun yerini çıkar aldığında; insan, insanın omzu olmaktan çıkıyor.

Belki de bu yüzden kitaplar yarım bırakmıyor bizi.

Şiirler ihanet etmiyor.

Şarkılar arkamızdan konuşmuyor.

Ve filmler, bitene kadar rol değiştirmiyor.

Özdemir Asaf’ın o kısa ama derin cümlesi, bütün bu yaşanmışlıkların özeti gibi: “Gelmezsen önemli değil, gelirsen önemli olurdu.”…

İnsan zamanla şunu öğreniyor… Kimsenin gelmesine muhtaç değiliz. Ama doğru insanların varlığı, hayatı güzelleştirirdi. Yokluklarına alışılır. Varlıkları ise unutulmaz.

  Belki de gerçek huzur, kalabalıkların içinde yer bulmakta değil; ruhunu kirletmeyen birkaç insanla aynı sessizliği paylaşabilmektedir.

-Leyla Edinç

Paylaş
X

Değerlendir

Bu sayfayı değerlendirin
0
5 üzerinden
Değerlendirme için yıldızlardan birini seçin
Değerlendirmeniz kaliteyi geliştirmemize yardımcı olur.

YORUMLAR - 0

Yorumunuzu yazın

Zorunlu değil

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

Captcha