İnsan hayatı boyunca bir şeyler arıyor.
Bazen ne aradığını bile bilmeden…
Bir insanda, bir şehirde, bir başarıda, uzak bir yolculukta, yeni bir başlangıçta… İçimizde hep, “Bir şey daha olursa tamamlanacağım.” diyen sessiz bir ses var.
Belki de bu yüzden durmadan gidiyoruz.
Bir yerlere yetişiyor, bir şeylere sahip oluyor, bazı insanları geride bırakıyor, bazılarına tutunuyoruz. Hayatın bir sonraki köşesinde bizi bekleyen o eksik parçayı bulacağımıza inanıyoruz.
Sonra biri çıkıyor karşımıza.
Hayatımıza büyük sözlerle değil, sessizce giriyor.
Ve garip bir şey oluyor.
Dünya değişmiyor aslında.
Sabah yine aynı saatte oluyor. Akşam yine aynı karanlık çöküyor pencerelere. Ödenmesi gereken faturalar, çözülmesi gereken sorunlar, yarına bırakılan işler yine orada duruyor.
Ama insanın içindeki dünya değişiyor.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza geldiklerinde bize yeni bir hayat vermezler; yaşadığımız hayatın içinde başka türlü hissetmeyi öğretirler.
Yanında kendini anlatmak için yorulmadığın biri mesela…
Sessizliğinden yanlış anlamlar çıkarmayan, sustuğunda seni konuşmaya zorlamayan, kırıldığında hemen kendini savunmak yerine gözlerinin içine bakabilen biri…
Birlikte susabildiğin biri.
Bence insanın bir başka insana en çok yaklaştığı yer tam da orasıdır.
Sözcüklerin bittiği yerde.
Çünkü sevgi her zaman büyük cümlelerde yaşamıyor.
Bazen “Eve vardın mı?” sorusunun içinde saklanıyor.
Bazen üşüdüğünü fark edip üzerine bırakılan bir cekette…
Kalabalık bir odada gözlerin birbirini aradığında…
Kötü bir günün sonunda hiçbir şey anlatmadan yan yana oturabilmekte…
Ve bazen sadece, gitmek için yüzlerce sebep varken kalmayı seçmekte.
Gençken sevgiyi daha başka hayal ediyor insan.
Kalbin hızlı atması sanıyor.
Özlemek, kıskanmak, kavuşmak, ayrılmak, yeniden dönmek…
Zaman geçtikçe anlıyor ki kalbi hızlandıran her şey sevgi değilmiş.
Bazen gerçek sevgi tam tersine kalbi sakinleştiriyormuş.
Çünkü insan sevildiği yerde sürekli kendisini kanıtlamaya çalışmıyor.
Daha güzel görünmek, daha güçlü olmak, kusurlarını saklamak, her cümlesini tartmak zorunda kalmıyor.
Olduğu haliyle kalabiliyor.
Belki de gerçek yakınlık budur: Birinin karşısında en güzel halinle değil, en gerçek halinle durabilmek.
Ve yine de gitmeyeceğini bilmek değil belki; ama o an orada gerçekten bulunduğunu hissetmek.
Hiçbirimizin yarına dair garantisi yok.
İnsanlar değişiyor.
Hayatlar değişiyor.
Yollar ayrılıyor.
Bazen çok sevdiğimiz insanları bile hayatımızda tutamıyoruz.
Bu yüzden sevginin değerini sonsuza kadar sürüp sürmemesiyle ölçmek haksızlık geliyor bana.
Bazı insanlar hayatımızda yıllarca kalır ama içimize hiç dokunamaz.
Bazılarıysa çok daha kısa bir zamanda ruhumuzda yıllarca taşıyacağımız bir iz bırakır.
Demek ki sorun zaman değil.
Sorun, birbirimizin hayatından geçerken oraya ne bıraktığımız.
Bir insan sana kendini değerli hissettirdiyse…
Sana yeniden gülmeyi, güvenmeyi, kendin olmayı hatırlattıysa…
Bir zamanlar içinde taşıdığın o büyük telaşı biraz olsun susturduysa…
Belki de sevgi görevini çoktan yapmıştır.
Çünkü sevgi insanı dünyadan vazgeçirmez.
Ama dünyadan sürekli bir şey istemekten vazgeçirebilir.
Bir gün fark edersin ki eskisi kadar çok şey dilemiyorsun.
Daha fazlasını istemiyorsun.
Sadece sevdiğin insanın yanında oturuyorsun ve hiçbir olağanüstü şey olmadığı halde, içinden sessizce,
“Şu an başka hiçbir yerde olmak istemiyorum.” diyorsun.
Mutluluk dediğimiz şey de bundan daha büyük değildir zaten.
Hayatın bütün sorularının cevaplanması değil…
Bir anlığına soru sormayı bırakabilmek.
Kalbinin sürekli bir yerlere yetişmeye çalışmaması.
Aramamak.
Kaçmamak.
Kendini ispatlamamak.
Sadece orada olmak.
Ve bir başka insanın da seninle aynı yerde, aynı sessizliğin içinde kalmayı seçmesi…
İşte o zaman kalbin telaşı diner.
Ve insan belki ilk kez anlar: Bunca zamandır aradığı şey, hayatında eksik olan bir parça değilmiş.
Bir başka insan tarafından tamamlanmak da değilmiş.
Sadece kendi bütünlüğüyle, başka bir bütün insana rastlamakmış.
Ve birbirini değiştirmeden, eksiltmeden, sahiplenmeden…
Bir süre aynı gökyüzünün altında yan yana yürüyebilmekmiş.
Sonunda insanın aklında büyük sözler kalmıyor.
Bir ses kalıyor.
Bir bakış.
Birlikte içilen bir kahve.
Bir yolculuk.
Bir akşamüstü.
Yıllar sonra bile hatırlanan küçücük bir an…
Ve insan dönüp hayatına baktığında en çok şunu söyleyebilmek istiyor:
Ben sevdim.
Gerçekten sevdim.
Ve bir zamanlar, birinin kalbinde ben de sevildim.
Bazen bir ömrü anlamlı kılmaya bu kadarı yeter.
Yaşam bana şunu öğretti; insanın kalbinde en derin izi, hayatından hiç gitmeyenler değil, ruhuna gerçekten dokunmuş olanlar bırakıyor. Bazı sevgiler bir ömür sürmüyor belki ama insanda bir ömür kalıyor.
-Leyla Edinç
Yorum Yap