İnsan olmanın ötesinde, insana dokunabilmek…
Hayatta yaptığımız her şeyin merkezinde kendi ihtiyaçlarımız olmak zorunda değildir. Bazen bir şeyi gerçekten ihtiyacımız olduğu için değil, bir başkasının ona ihtiyacı olduğunu bildiğimiz için yaparız.
Bazen bir fincan kahve içeriz, kahveye ihtiyacımız olduğundan değil, o kahveyi satan insanın gününe küçük de olsa bir katkımız olsun diye…
Bazen ihtiyacımız olmayan bir çiçeği satın alırız, çünkü o çiçeği satan yaşlı kadının bütün gün sokakta beklediğini görürüz.
Bazen birine yol tarif ederken birkaç dakika daha fazla zaman ayırırız, çünkü onun yalnızca gideceği yeri değil, kendisine yardımcı olacak bir insanı da aradığını hissederiz.
Bazen de hiçbir şey satın almadan, hiçbir şey vermeden, yalnızca bir insanı dinleyerek onun hayatına dokunuruz.
Çünkü insan olmak, yalnızca kendi hayatımızı sürdürmek değildir. Başkalarının da bu hayatın içinde var olmaya çalıştığını fark edebilmektir.
Bir yoğurtçunun hikayesi…
Osmanlı döneminde geçtiği anlatılan, insana dair çok güzel bir hikaye vardır.
Havanın son derece soğuk olduğu bir kış günü, varlıklı bir adam penceresinden dışarıyı seyretmektedir. Sokaktan geçen yoğurtçunun sesini duyar.
Adam, eşine seslenir:
— Hanım, bir kap getir de yoğurt alayım.
Eşi şaşırır:
— Evde yoğurt var. İhtiyacımız yok ki!
Adamın verdiği cevap ise aslında insan olmanın en güzel tariflerinden biridir:
— Bizim ihtiyacımız yok ama yoğurtçunun ihtiyacı var ki bu soğukta sokaktan üçüncü geçişi…
Bu hikayenin güzelliği, satın alınan yoğurtta değil, o yoğurdun arkasında görülebilen insanın hikayesindedir.
Adam, penceresinden yalnızca yoğurt satan birini görmemiştir. Soğuğa rağmen evine ekmek götürmeye çalışan, belki çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak için saatlerdir sokaklarda dolaşan bir insanı fark etmiştir.
Yoğurda ihtiyacı yoktur ama yoğurtçunun emeğini, mücadelesini ve ihtiyacını görebilecek kadar duyarlıdır.
İşte bazen bir insanın büyüklüğü, sahip olduklarında değil, başkalarının yaşadıklarını ne kadar görebildiğinde saklıdır.
İhtiyaç yalnızca bize ait olan bir kavram değildir
Modern yaşam bize çoğu zaman her şeyi kendi ihtiyaçlarımız üzerinden değerlendirmeyi öğretir.
"Buna ihtiyacım var mı?"…
"Bunun bana ne faydası olacak?"…
"Ben neden bunu yapayım?"…
"Benim bundan kazancım ne?"…
Elbette insanın kendi ihtiyaçlarını gözetmesi, sınırlarını koruması ve emeğinin karşılığını düşünmesi doğaldır. Ancak hayatı yalnızca kişisel fayda üzerinden değerlendirdiğimizde, başkalarının yaşadığı zorlukları fark etme yeteneğimizi zamanla kaybedebiliriz.
Oysa hepimiz aynı hayatın farklı koşullarında yaşamaya çalışıyoruz.
Birimiz sıcak evinde otururken bir başkası soğukta çalışıyor. Birimiz alışveriş yaparken bir başkası o alışveriş sayesinde evinin ihtiyaçlarını karşılıyor. Birimiz için sıradan olan küçük bir harcama, bir başkasının o günkü emeğinin karşılığı olabiliyor.
Burada önemli olan, herkesin ihtiyaç duymadığı şeyleri satın alması ya da sürekli başkalarına maddi yardımda bulunması değildir.
Önemli olan, kendi ihtiyaçlarımızın ötesine geçerek başka insanların da ihtiyaçları olduğunu hatırlayabilmektir.
Çünkü bazen bizim için küçük olan bir davranış, bir başkasının hayatında büyük bir anlam taşıyabilir.
Yardım etmek ile insanın onuruna dokunmak arasında büyük fark vardır. İyilik her zaman birine karşılıksız para vermek ya da onun bütün sorunlarını çözmeye çalışmak değildir.
Bazen bir insanın emeğinin karşılığını vermek, ona yapılabilecek en güzel iyiliklerden biridir.
Yoğurtçunun hikayesinde adam, satıcıya acıyarak para vermemiştir. Onun sattığı ürünü satın almış, emeğini değerlendirmiş ve geçimini sağlama çabasına katkıda bulunmuştur.
Bu ayrım önemlidir.
Çünkü insanların yalnızca yardıma değil, saygı görmeye, emeklerinin fark edilmesine ve kendi ayakları üzerinde durabilmelerine de ihtiyaçları vardır.
Bir sokak satıcısından alışveriş yaparken onunla göz göze gelmek, teşekkür etmek, emeğini küçümsememek…
Bir garsona, temizlik görevlisine, kuryeye ya da kasiyere yalnızca yaptığı iş üzerinden değil, bir insan olarak yaklaşmak…
Birinin geçim mücadelesini gördüğümüzde onu küçümsemek yerine içinde bulunduğu koşulları anlamaya çalışmak…
Bunların hepsi insan onuruna dokunan davranışlardır.
Gerçek iyilik, karşımızdaki insanı kendimizden daha aşağıda görmeden, onunla aynı insanlık düzleminde buluşabilmektir.
Bazen en büyük ihtiyaç, görülmektir.
İnsanların ihtiyaçları yalnızca maddi değildir.
Bazen bir insanın paraya değil, anlaşılmaya ihtiyacı vardır.
Bazen bir dostumuzun nasihate değil, sessizce dinlenmeye ihtiyacı vardır.
Bazen yaşlı bir komşumuzun alışverişinin yapılmasından çok, kapısının çalınmasına ve birinin ona nasıl olduğunu sormasına ihtiyacı vardır.
Bazen bir çocuk, kendisine alınan pahalı oyuncaklardan çok, anne babasının onunla gerçekten ilgilenmesini bekler.
Bazen de güçlü görünmeye çalışan bir insanın ihtiyacı olan tek şey, birinin ona "Sen nasılsın, gerçekten iyi misin?" diye sormasıdır.
Çünkü insan yalnızca yemek yiyerek, barınarak ve maddi ihtiyaçlarını karşılayarak yaşamaz.
Sevilmek, önemsenmek, anlaşılmak ve fark edilmek de insanın temel duygusal ihtiyaçları arasındadır.
Bir başkasının ihtiyacını görebilmek için her zaman büyük imkanlara sahip olmamız gerekmez. Bazen biraz zaman, biraz dikkat ve içten bir yaklaşım yeterlidir.
İyilik, kendimizden vazgeçmek değildir
Ancak burada çok önemli bir denge vardır.
Başkalarının ihtiyaçlarını fark etmek, kendi ihtiyaçlarımızı sürekli ertelemek anlamına gelmemelidir.
İyi bir insan olmak için herkesin yükünü taşımak, her isteğe evet demek, kendi maddi veya duygusal sınırlarımızı zorlamak zorunda değiliz.
Kendi hayatımızı ihmal ederek başkalarının hayatını düzeltmeye çalışmak, zamanla bizi de tüketebilir.
İyilik bir mecburiyet değil, bilinçli bir tercih olduğunda anlamlıdır.
Bazen yardım edebiliriz, bazen edemeyiz. Bazen maddi imkanlarımız yeterlidir, bazen yalnızca güzel bir söz söyleyebiliriz.
Önemli olan, yapamadıklarımız yüzünden kendimizi suçlamak değil, yapabileceklerimiz konusunda duyarsızlaşmamaktır.
Çünkü merhamet, insanın kendisini yok sayması değil, kendi varlığını korurken başkalarının varlığını da önemsemesidir.
İnsanlığın gerçek zenginliği
Bir toplumun gelişmişliği yalnızca ekonomisiyle, teknolojisiyle, binalarıyla ya da sahip olduğu maddi imkanlarla ölçülemez.
O toplumda insanların birbirlerine nasıl davrandıkları da önemlidir.
Yaşlıların yalnız bırakılmadığı, çocukların ihtiyaçlarının fark edildiği, çalışanların emeğine saygı duyulduğu, insanların yalnızca ekonomik durumlarına göre değerlendirilmediği bir yaşam, hepimiz için daha insani bir yaşamdır.
Böyle bir toplumun oluşması ise yalnızca büyük kararlarla ya da büyük yardımlarla gerçekleşmez.
Günlük hayatın içinde yaptığımız küçük tercihlerle de şekillenir.
Birine gösterdiğimiz anlayışla…
Bir insanın emeğine duyduğumuz saygıyla…
İhtiyacı olan birine uzattığımız elle…
Ve bazen, evimizde zaten yoğurt olduğu halde, soğukta sokak sokak dolaşan bir yoğurtçudan bir kap yoğurt almamızla…
Çünkü insanlık, yalnızca büyük fedakarlıkların içinde değil, küçük davranışların ardındaki büyük duyarlılıkta da kendisini gösterir.
Hayat boyunca hepimiz bir şeylere ihtiyaç duyarız.
Kimi zaman ekmeğe, kimi zaman sevgiye, kimi zaman güvene, kimi zaman da yalnızca bir insanın bizi fark etmesine…
Bugün bizim yardım edebilecek durumda olduğumuz bir konuda, yarın bir başkasının desteğine ihtiyaç duyabiliriz.
Bu nedenle başkalarının ihtiyaçlarına duyarlı olmak, yalnızca onlara yaptığımız bir iyilik değildir. Aynı zamanda nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizin de bir ifadesidir.
Askında kendimize daha sık sormamız gereken soru şudur: "Benim buna ihtiyacım var mı?" sorusunun yanında, "Benim yapabileceğim küçük bir şey, başka bir insanın hayatında neyi değiştirebilir?"…
Çünkü bazen satın aldığımız şey bir kap yoğurt değildir.
Bazen bir insanın emeğine değer veririz.
Bazen onun mücadelesini gördüğümüzü hissettiririz.
Bazen bir yabancının hayatına küçücük bir umut bırakırız.
Ve bazen, hiçbir karşılık beklemeden yaptığımız küçücük bir iyilikle, kendi içimizdeki insanlığı da yaşatırız.
İyi insan olmak güzeldir. Ama iyiliğiyle başka insanların hayatına dokunabilmek, insan olmanın en anlamlı yanlarından biridir.
Bazen yaptıklarımız sadece kendi ihtiyaçlarımızdan doğmaz… Başkalarının ihtiyaçlarını da kendi dünyamızın içinde görebildiğimiz için yaparız.
-Leyla Edinç
Yorum Yap