Son Yazılar
Anasayfa Keşfet Leyla'dan Leyla'ca Aforizmalar
Leyla Edinc
Ana sayfa | Leyla'dan | BİR BAŞKA ÜLKEDE ATATÜRK’Ü ANLATMAK

Bir fotoğrafın başlattığı sohbetler, sınırları aşan saygı ve hiç eksilmeyen Cumhuriyet gururu…
İnsan, doğduğu topraklardan binlerce kilometre uzakta yaşamaya başladığında, vatan kavramının yalnızca bir coğrafyadan ibaret olmadığını çok daha iyi anlıyor.
Vatan bazen çocukluğumuzun geçtiği bir sokakta, bazen yıllardır duymadığımız bir şarkıda, bazen hiç tanımadığımız bir insanın ağzından dökülen Türkçe bir kelimede, bazen de duvarda asılı duran bir fotoğrafta karşımıza çıkıyor. Ve insan anlıyor ki doğduğu topraklardan uzaklaşmak, o toprakların insanın içindeki yerini küçültmüyor. Aksine, kimi zaman daha da büyütüyor.
Ben yıllardır Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşıyorum. Burada kendi işyerimi işletiyorum. Her gün farklı kültürlerden, farklı milletlerden, farklı inançlardan ve yaşam hikayelerinden insanlarla tanışıyorum.
İşyerimin duvarlarında Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafları asılı. Benim için o fotoğraflar yalnızca geçmişte yaşamış bir devlet adamının portreleri değil. Onlar, doğduğum ülkenin bağımsızlığının, Cumhuriyet’in kuruluşunun, bir toplumun yeniden ayağa kalkışının ve özellikle bir kadın olarak bugün sahip olduğum hakların tarihsel simgeleri.
O fotoğraflara her baktığımda yalnızca bir insanın yüzünü görmüyorum. Bir milletin verdiği bağımsızlık mücadelesini, savaşlardan yorgun düşmüş bir toplumun yeniden geleceğe bakabilmesini, eğitimle değişen hayatları, okula giden kız çocuklarını ve kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan kadınları görüyorum.
Ve zaman zaman o fotoğraflar, hiç beklemediğim kadar anlamlı sohbetlerin başlangıcı oluyor.
BİR FOTOĞRAF, BİR AMERİKALI ASKER VE UNUTAMAYACAĞIM BİR TOKALAŞMA…
Geçtiğimiz günlerde işyerime ilk defa gelen bir müşterim, duvarda asılı duran Atatürk fotoğrafını göstererek sordu: “Bu kim?”.
O soruyu duyduğumda yüzümde kendiliğinden bir gülümseme belirdi. Çünkü dünyanın neresinde olursam olayım, Atatürk’ü anlatmak benim için her zaman ayrı bir gurur kaynağıdır. “Bu Mustafa Kemal Atatürk,” dedim. “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu. Ülkemizin bağımsızlık mücadelesine önderlik eden, modern Türkiye’nin temellerini atan büyük bir asker ve devlet adamı.”…
Müşterim beni dikkatle dinledi.
Ardından hiç beklemediğim bir şey söyledi.
Erkek kardeşi yıllar önce Türkiye’de, İncirlik Hava Üssü’nde görev yapmış.
Ve kardeşinin evinde de Atatürk’ün fotoğrafı asılıymış!
Üstelik evine gelen insanlara Atatürk’ü, “Çok saygı duyulması gereken bir lider ve asker” olarak tanıtıyormuş.
Bir an durdum.
Bu sözler beni gerçekten duygulandırdı.
Düşünsenize…
Bir Amerikalı asker, görev yaptığı başka bir ülkenin kurucusunu tanıyor, ona saygı duyuyor, fotoğrafını kendi evinin duvarına asıyor ve gelen misafirlerine O’nun kim olduğunu anlatıyor.
Ne aynı ülkede doğmuşuz ne aynı tarih kitaplarını okumuşuz ne de aynı milli bayramları kutlamışız.
Ama aynı insanın tarihsel kişiliği karşısında ortak bir saygıda buluşabiliyoruz.
İşte o an bir kez daha düşündüm: Bazı insanlar yalnızca kendi ülkelerinin tarihinde değil, başka milletlerin hafızasında da iz bırakabiliyor.
Müşterimle sohbetimiz ilerledikçe Atatürk’ün yalnızca askeri başarılarını değil, Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra gerçekleştirdiği reformları da anlattım.
Ayrılırken benimle tanıştığı için çok mutlu olduğunu söyledi. Ve özellikle elimi sıkmak istedi.
O tokalaşmayı unutacağımı sanmıyorum.
Çünkü o an iki insan arasında sıradan bir müşteri ilişkisi değil, kültürlerin ve tarihin oluşturduğu görünmez bir bağ vardı.
Ben kendi ülkemin kurucusunu anlatmıştım.
O ise kendi ailesinden birinin Atatürk’e duyduğu saygıyı benimle paylaşmıştı.
Birbirimizin geçmişine ve değerlerine duyduğumuz saygıyla vedalaştık.
Bazen insanı mutlu eden şeyler çok büyük olaylar değildir.
Bazen yalnızca bir cümle, bir bakış, bir tokalaşma yeter.
“NE KADAR YAKIŞIKLI BİR ADAM!”…
Atatürk fotoğrafları sayesinde yaşadığım tek güzel karşılaşma bu değildi.
Başka bir müşterim, edebiyat öğretmeniydi.
İşyerimdeki Atatürk fotoğraflarını gördüğünde dikkatle inceledi ve büyük bir hayranlıkla O’nun ne kadar yakışıklı bir adam olduğunu söyledi. Ve yıllardır O’na hayran olduğunu ekledi…
Gülümsedim.
Atatürk’ün fotoğraflarına bakıldığında insanı etkileyen bir duruşu olduğu inkar edilemez. Kendine güvenen bakışları, zarafeti, giyim tarzı ve taşıdığı karizma, aradan geçen onca yıla rağmen dikkat çekiyor.
Ancak ben o sohbeti yalnızca fiziksel görünüşüyle sınırlı bırakmak istemedim.
Çünkü benim için Atatürk’ün asıl etkileyici yanı, yüzünün güzelliğinden çok, o yüzün ardındaki düşünce dünyasıdır.
Bir insanın yakışıklılığı ilk bakışta dikkat çekebilir.
Ama O’nu tarihte unutulmaz kılan, görünüşü değil, fikirleri ve yaptıklarıdır.
Onunla Atatürk’ün nasıl bir dönemde yaşadığını, hangi koşullarda mücadele ettiğini ve savaşlarla yıpranmış bir toplumun önüne nasıl yeni bir gelecek hedefi koyduğunu konuştuk.
Askeri başarılarından, Cumhuriyet’in kuruluşundan, eğitim ve hukuk alanındaki reformlarından da söz ettik.
Ve elbette, benim için en önemli konulardan birine geldim: Kadın haklarına…
BEN ATATÜRK’Ü ANLATIRKEN EN ÇOK KADINLARDAN SÖZ EDİYORUM…
Atatürk hakkında konuşurken üzerinde özellikle durduğum konulardan biri, Cumhuriyet’in kadınların yaşamında yarattığı dönüşümdür.
Çünkü ben bir kadınım.
Üstelik başka bir ülkede kendi işyerini işleten, kendi emeğiyle ayakta duran, ekonomik bağımsızlığını ve karar verme özgürlüğünü önemseyen bir kadın.
Böyle bir yaşamın arkasında yalnızca bireysel çabaların değil, bizden önceki kuşakların kazandığı hakların da bulunduğunu biliyorum.
Bu nedenle Amerikalı müşterilerime Türkiye’de kadınların 1930 yılında belediye seçimlerinde, 1933 yılında köy yönetimlerinde, 1934 yılında ise milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı kazandıklarını anlatıyorum.
Türkiye’de kadınlara ulusal seçimlerde bu haklar tanındığında, Fransa henüz kadınlara oy hakkı vermemişti. Fransız kadınları bu hakkı 1944 yılında elde etti. İtalya’da ise kadınlar 1945 yılında ulusal düzeyde seçme hakkını kazandı ve 1946 yılında oy kullandı.
Elbette Yeni Zelanda, Finlandiya, Amerika Birleşik Devletleri ve başka ülkelerde kadınların siyasal hakları Türkiye’den daha önce tanınmıştı. Ama Türkiye’nin pek çok Avrupa ülkesinden önce bu adımı atmış olması, Cumhuriyet’in modernleşme sürecinin dikkat çekici yönlerinden biridir.
Bir düşünün…
Yıllarca savaşlarla yıpranmış, büyük kayıplar yaşamış, ekonomik kaynakları sınırlı bir ülkede yalnızca yeni bir devlet kurulmuyor; aynı zamanda kadınların toplumdaki yeri yeniden tanımlanmaya çalışılıyor.
1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunu ile aile hukuku alanında önemli değişiklikler yapılıyor. Resmî nikah ve tek eşlilik ilkeleri getiriliyor. Kadınların boşanma ve medeni hakları konusunda yeni bir hukuki düzen oluşturuluyor.
Kız çocuklarının eğitimi önem kazanıyor. Kadınların öğretmen, doktor, hukukçu, akademisyen ve siyasetçi olarak toplumsal hayatta daha fazla yer almalarının önü açılıyor.
Elbette yasaların değişmesiyle toplumun bütün eşitsizlikleri bir anda ortadan kalkmadı. Kadınların gerçek anlamda eşitliğe ulaşma mücadelesi Cumhuriyet’ten önce de vardı, Cumhuriyet boyunca da devam etti ve bugün hala sürüyor.
Ama atılan bu adımların tarihsel önemini görmezden gelmek mümkün değil.
Ben bugün Amerika’da kendi işyerimin kapısını açarken, müşterilerimle görüşürken, kendi kararlarımı verirken, kadınların eğitim ve ekonomik bağımsızlık yolunda verdiği uzun mücadeleyi de düşünüyorum.
Çünkü bir kadının özgürlüğü yalnızca kendi yaşamına ait değildir.
O özgürlük, kendisinden sonra gelecek kız çocuklarının da geleceğini şekillendirir.
Ve ben Atatürk’ü anlatırken, işte bu nedenle özellikle kadınlardan söz ediyorum.
BİR ASKERİN ÖTESİNDE, BİR TOPLUMUN GELECEĞİNİ DÜŞÜNEN LİDER…
Atatürk’ü yalnızca savaş meydanlarında kazanılmış zaferlerle tanımlamanın eksik olduğunu düşünüyorum.
Evet, askeri dehası, stratejik düşünme yeteneği ve Kurtuluş Savaşı’ndaki liderliği O’nun tarihsel kişiliğinin vazgeçilmez parçalarıdır.
Ancak bana göre asıl dikkat çekici olan, askeri mücadelenin ardından gerçekleştirmeye çalıştığı toplumsal dönüşümdür.
Çünkü savaş kazanmakla çağdaş bir devlet kurmak aynı şey değildir.
Bir ülkenin sınırlarını savunmak başka, o ülkenin geleceğini eğitim, hukuk, bilim ve kurumlarla şekillendirmek başka bir sorumluluktur.
Atatürk, Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesine, hukuk reformlarına, harf devrimine, kadınların kamusal yaşama katılımına ve laik devlet kurumlarının oluşturulmasına öncülük etti.
Bütün bu değişimler, kısa bir tarihsel dönemde gerçekleşti.
Elbette bu reformların uygulanış biçimleri, toplum üzerindeki etkileri ve yarattıkları gerilimler tarihçiler tarafından tartışılmaya devam ediyor. Büyük toplumsal dönüşümler hiçbir zaman bütün kesimler tarafından aynı biçimde yaşanmıyor.
Ama benim Atatürk’e duyduğum saygının temelinde, yalnızca geçmişin sorunlarına değil, geleceğin nasıl kurulacağına da odaklanmış olması yatıyor.
Bir toplumun ilerlemesinin eğitimden, bilimden, düşünceden ve kadınların toplumsal yaşama katılımından geçtiğini savunması, benim için son derece anlamlı.
Çünkü bir ülkenin gerçek gücünün yalnızca ordusuyla ya da ekonomik kaynaklarıyla değil, yetiştirdiği insanlarla ölçüldüğüne inanıyorum.
BAŞKA MİLLETLERDEN İNSANLARIN ATATÜRK’E DUYDUĞU SAYGI…
Amerika’da yaşarken beni en çok etkileyen şeylerden biri, Atatürk’ü tanıyan yabancıların onun hakkında söyledikleri. Elbette herkes tanımıyor. Bazıları adını ilk kez duyuyor. Bazıları yalnızca Türkiye’nin kurucusu olduğunu biliyor. Bazıları ise tarihsel rolü hakkında şaşırtıcı derecede bilgi sahibi.
Ama bugüne kadar karşılaştığım, Atatürk’ü tanıyan birçok insanın sözlerinde ortak bir nokta fark ettim:
Saygı.
Kimi askeri liderliğine hayranlık duyuyor.
Kimi bir ulusun bağımsızlık mücadelesine önderlik etmesini önemli buluyor.
Kimi Cumhuriyet’in kuruluşunu, kimi eğitim reformlarını, kimi de kadın hakları alanındaki gelişmeleri biliyor.
Beni etkileyen, bu insanların Türk olmamaları.
Atatürk’ü tanımak ve ona saygı duymak için Türkiye’de doğmuş olmaları gerekmiyor.
Bu bana, tarihsel kişiliklerin etkisinin ulusal sınırlarla sınırlı kalmadığını hatırlatıyor.
Elbette her lider gibi Atatürk de kendi döneminin koşulları içinde, başarıları, kararları ve tartışmalarıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Ancak dünyanın başka bir köşesinde yaşayan insanların, aradan geçen neredeyse bir yüzyıla rağmen O’nun hakkında bilgi sahibi olması ve saygıyla konuşması, benim için son derece anlamlı.
Hele ki İncirlik’te görev yapmış Amerikalı bir askerin, Atatürk’ün fotoğrafını evinde bulundurması…
Bu olay, Atatürk’ün başka toplumların insanlarında bırakabildiği kişisel etkinin benim için en güzel örneklerinden biri oldu.
Çünkü saygı bazen tarih kitaplarından doğar, bazen de insanın bizzat tanıdığı bir ülkenin kültüründen, insanlarından ve geçmişinden.
VATANDAN UZAKTA YAŞAMAK, İNSANA TARİHİNİ YENİDEN DÜŞÜNDÜRÜYOR…
İnsan kendi ülkesinde yaşarken bazı şeyleri doğal kabul ediyor. Çocukluğundan beri gördüğü bayrakları, duyduğu marşları, okuduğu tarih kitaplarını, okulların duvarlarındaki portreleri…
Bunların hepsi gündelik hayatın bir parçası oluyor.
Ama başka bir ülkede yaşamaya başladığınızda, daha önce sıradan görünen bazı şeylerin anlamı değişiyor.
Bir Türkçe kelime duymak sizi mutlu edebiliyor.
Bir yabancının Türkiye hakkında güzel bir şey söylemesi içinizi ısıtabiliyor.
Hiç tanımadığınız bir insanın Atatürk’ten saygıyla söz etmesi ise sizi yıllar öncesine, çocukluğunuza, okul sıralarınıza ve ülkenizin tarihine götürebiliyor.
Çünkü göç yalnızca fiziksel bir yer değiştirme değildir.
İnsanın kimliğini, aidiyetini ve geçmişiyle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmesine neden olan uzun bir yolculuktur.
Başka bir ülkede yaşarken yeni bir hayat kurarsınız.
Yeni dostluklar edinirsiniz. Yeni alışkanlıklar kazanırsınız. Yaşadığınız toplumun kültürünü tanır, onun değerlerini anlamaya çalışırsınız.
Zamanla iki farklı dünyanın deneyimlerini aynı hayatın içinde taşımaya başlarsınız.
Ama bu, doğduğunuz ülkenin tarihini geride bıraktığınız anlamına gelmez.
Tam tersine, bazen o tarihle ilişkiniz daha bilinçli hale gelir.
Ben Amerika’da yaşamaktan, burada kurduğum hayattan, tanıdığım insanlardan ve öğrendiğim şeylerden mutluyum.
Farklı kültürlerle bir arada yaşamanın insana kattığı çok şey olduğuna inanıyorum.
Ama kendi köklerimi de unutmuyorum.
Çünkü insanın başka kültürlere açık olması, kendi geçmişinden uzaklaşmasını gerektirmez. Aksine, kendi tarihini bilen insanın başkalarının tarihine de daha büyük bir merak ve saygıyla yaklaşabileceğini düşünüyorum.
ATATÜRK’Ü ANLATMAK, BENİM İÇİN BİR KİMLİK MESELESİ…
İşyerimde Atatürk’ün kim olduğunu soran insanlara verdiğim cevaplar aslında yalnızca tarihsel bilgilerden oluşmuyor.
Ben farkında olmadan biraz da kendimi anlatıyorum.
Nereden geldiğimi…
Hangi değerlerle yetiştiğimi…
Bir kadın olarak hangi hakları önemsediğimi…
Eğitime, özgürlüğe, laikliğe, bilime ve insanın kendi geleceğini belirleme hakkına neden değer verdiğimi…
Çünkü insanın kimliği yalnızca pasaportunda yazan ülkenin adı değildir.
Kimlik, aynı zamanda benimsediğimiz değerlerdir.
Benim için Atatürk, geçmişte yaşamış ve tarihin sayfalarında kalmış bir isim değil.
O’nun öncülük ettiği Cumhuriyet’in eğitim, yurttaşlık ve kadın hakları alanında açtığı yollar, bugün de hayatımıza dokunuyor.
Bu nedenle O’nun fotoğraflarını işyerimde bulundurmak benim için yalnızca bir hatıra ya da dekorasyon tercihi değil.
Bir aidiyet ifadesi.
Bir teşekkür.
Bir saygı duruşu.
Ve belki de sessiz bir hatırlatma…
İnsanın nerede yaşarsa yaşasın, kendi köklerini unutmadan da dünyanın bir parçası olabileceğinin hatırlatması.
BİR FOTOĞRAFIN ANLATTIĞI, BAZEN BİR KİTABIN ANLATTIĞINDAN FAZLADIR…
O gün müşterim işyerime girdiğinde muhtemelen yalnızca yaptırmak istediği işle ilgili konuşacağımızı düşünüyordu.
Ben de öyle.
Ama duvarda asılı duran bir fotoğraf, konuşmamızın yönünü değiştirdi.
Türkiye’den söz ettik.
Atatürk’ten söz ettik.
İncirlik’te görev yapmış bir Amerikalı askerden ve onun evinin duvarındaki Atatürk fotoğrafından söz ettik.
Ve sohbetimizin sonunda birbirimizi tanımaktan mutluluk duyarak tokalaştık.
Düşündüm de… Dünyanın birbirinden bu kadar uzak iki noktasında, birbirini hiç tanımayan iki insanın duvarında aynı kişinin fotoğrafı asılı.
Birinin duvarında, doğduğu ülkenin kurucusu olduğu için… Diğerinin duvarında, başka bir milletin tarihine duyduğu saygı nedeniyle…
Fotoğraf aynı. Ama o fotoğrafa uzanan hayat hikayeleri birbirinden tamamen farklı. İşte tarih bazen böyle beklenmedik biçimlerde insanları birbirine bağlıyor.
Ve insan o an anlıyor ki, geçmiş yalnızca geride bıraktığımız yıllardan oluşmuyor.
Geçmiş, bugün kurduğumuz ilişkilerin içinde de yaşamaya devam ediyor.
BİR CUMHURİYET KADINININ MİNNETTARLIĞI…
Ben Atatürk’e duyduğum saygıyı yalnızca çocukluğumda öğrendiğim bilgilerle açıklayamıyorum.
Yıllar geçtikçe, farklı ülkeler gördükçe, başka toplumların tarihlerini öğrendikçe ve özellikle kadınların dünyanın farklı yerlerinde hangi mücadelelerden geçerek haklarını kazandıklarını okudukça, Cumhuriyet’in benim için taşıdığı anlam daha da derinleşti. Bugün sahip olduğumuz hakları doğal kabul etmek çok kolay. Ama tarih bize hiçbir hakkın kendiliğinden ortaya çıkmadığını gösteriyor.
Her hakkın arkasında bir düşünce, bir mücadele, bir toplumsal dönüşüm ve çoğu zaman büyük bedeller var. Kadınların eğitim alabilmesi, meslek sahibi olabilmesi, siyasal yaşama katılabilmesi ve kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olabilmesi, insanlık tarihinin uzun ve henüz tamamlanmamış mücadelelerinden biri. Ben bu mücadelenin Türkiye’deki önemli dönüm noktalarından birinin Cumhuriyet’in kuruluşu olduğuna inanıyorum.
Atatürk’e duyduğum minnettarlığın önemli bir bölümü de buradan geliyor. Çünkü ben yalnızca bir ülkenin vatandaşı olarak değil, bir kadın olarak da bu tarihsel mirasın anlamını hissediyorum.
Bir kız çocuğunun geleceğini yalnızca ailesinin ekonomik koşullarının ya da toplumun ona biçtiği rollerin belirlememesi gerektiğine inanıyorum.
Kadınların kendi kararlarını verebildiği, eğitim alabildiği, çalışabildiği, üretebildiği ve eşit yurttaşlar olarak yaşayabildiği bir toplumun daha güçlü olacağına inanıyorum. Ve bu düşüncelerimin köklerinde, Cumhuriyet’in bana öğrettiği değerlerin önemli bir yeri olduğunu biliyorum.
BAZI İNSANLAR TOPRAĞA, BAZI İNSANLAR HAFIZAYA AİTTİR…
İnsan hayatı sınırlıdır.
En güçlü liderler, en büyük düşünürler, en önemli sanatçılar bile bir gün bu dünyadan ayrılır.
Ama bazı insanların etkisi, yaşadıkları yılların çok ötesine uzanır.
Onlar yalnızca yaptıklarıyla değil, kendilerinden sonra gelen insanların düşüncelerinde, değerlerinde ve hayata bakışlarında bıraktıkları izlerle yaşamaya devam ederler.
Atatürk benim için böyle bir tarihsel kişiliktir.
O’nun yaşadığı dönemle bugün arasında neredeyse bir yüzyıllık mesafe var.
Dünya değişti.
Ülkeler değişti.
Toplumlar değişti.
Yeni kuşaklar yetişti.
Ama bugün Amerika’da, küçük bir işyerinin duvarında asılı duran fotoğrafı hala insanları durdurabiliyor.
Bir edebiyat öğretmeni O’nun görünüşünden ve fikirlerinden etkilenebiliyor.
Bir Amerikalı asker fotoğrafını evine asabiliyor.
Bir müşteri, kardeşinin Atatürk’e duyduğu saygıyı anlatırken benimle ortak bir duygu paylaşabiliyor.
Ve ben, binlerce kilometre uzakta yaşayan bir Türk kadını olarak, O’nun kim olduğunu anlatırken hala aynı gururu hissedebiliyorum.
Bence bir insanın tarihte bıraktığı izin anlamı biraz da burada saklı. Aradan geçen zamana rağmen, birbirini hiç tanımayan insanların hayatlarında karşılık bulabilmesinde…
BEN O FOTOĞRAFLARI DUVARIMA BOŞUNA ASMADIM…
Bazen işyerimdeki Atatürk fotoğraflarına bakıyorum.
O fotoğrafların önünden kim bilir kaç insan geçti.
Kimisi fark etmeden yürüdü.
Kimisi bir an durup baktı.
Kimisi kim olduğunu sordu.
Kimisi zaten tanıyordu.
Kimisi hayranlığını dile getirdi.
Kimisi de bana, dünyanın başka bir köşesindeki evinde aynı fotoğrafı taşıyan bir insanın hikayesini anlattı.
Her karşılaşma bana farklı bir şey düşündürdü.
Ama hepsinin sonunda aynı duyguya döndüm.
Gurur.
Çünkü ben o fotoğrafları duvarıma yalnızca geçmişi hatırlamak için asmadım.
O fotoğraflar, bugün kim olduğumu, nereden geldiğimi ve hangi değerlerle yetiştiğimi de anlatıyor.
Benim için Atatürk, yalnızca bir ülkenin kurucusu değil; bağımsızlığın, aklın, eğitimin, çağdaşlaşmanın ve kadınların toplumsal yaşamda hak ettikleri yeri alabilme mücadelesinin tarihsel simgelerinden biri.
Ve dünyanın öbür ucunda, hiç tanımadığım bir insan o fotoğrafın önünde durup saygıyla Atatürk’ten söz ettiğinde, bir kez daha anlıyorum ki bazı insanlar bir ülkenin sınırlarına sığmayacak kadar büyük izler bırakabiliyor.
Belki de insanın doğduğu topraklara duyduğu bağlılık, en güzel böyle anlarda kendini gösteriyor.
Kimseye üstünlük taslamadan…
Başka milletlerin tarihini küçümsemeden…
Yalnızca kendi geçmişini bilerek, ona saygı duyarak ve bu geçmişin kendisine bıraktığı değerleri gururla anlatarak…
Benim için gerçek vatan sevgisi biraz da budur.
Ülkesinin tarihini bilmek, başarılarıyla gurur duyarken eksiklerini de görebilmek, geçmişten öğrendikleriyle daha güzel bir geleceğin mümkün olduğuna inanmak…
Ve nerede yaşarsa yaşasın, kendi kökleriyle kurduğu bağı kaybetmemek.
O gün işyerimden ayrılan Amerikalı müşterimin özellikle elimi sıkmak istemesi, belki onun için güzel bir sohbetin sonuydu. Ama benim için bundan biraz daha fazlasıydı.
O tokalaşmada Türkiye vardı.
İncirlik’te görev yapmış bir Amerikalı askerin hatırası vardı.
Bir başka ülkede yaşarken kendi tarihini anlatabilmenin gururu vardı.
Ve elbette Atatürk vardı.
Dünyanın birbirinden uzak iki duvarında asılı duran aynı fotoğrafın, hiç tanışmamış insanların kalplerinde uyandırdığı ortak saygı vardı.
Şimdi o fotoğraflara baktığımda yalnızca Atatürk’ü değil, O’nun sayesinde tanıştığım insanların yüzlerini ve yaptığımız sohbetleri de hatırlıyorum.
Ve içimden aynı cümle geçiyor: İyi ki bu ülkenin tarihinde Mustafa Kemal Atatürk var.
İyi ki O’nun kurduğu Cumhuriyet’in bir kadını olarak yetiştim.
Ve iyi ki, dünyanın neresinde yaşarsam yaşayayım, O’nu anlatırken hala aynı gururu duyabiliyorum.
Çünkü bazı fotoğraflar yalnızca duvara asılmaz.
İnsanın hafızasına, kimliğine ve yüreğine de asılır.
Benim için Atatürk’ün fotoğrafı, işte tam da böyle bir fotoğraftır.
-Leyla Edinç
Paylaş
★

Değerlendir

Bu sayfayı değerlendirin
0
5 üzerinden
Değerlendirme için yıldızlardan birini seçin
Değerlendirmeniz kaliteyi geliştirmemize yardımcı olur.

Yorumlar RSS YORUMLAR - 0

Yorum Yap

Zorunlu değil

Güvenlik Kodu

Captcha