İnsan bir ülkeye taşındığında
Sadece bavullarını götürmüyor yanında…
Bir dili yarım bırakıyor mutfak masasında,
Bir sokağın sesini,
Akşamüstü camdan giren tanıdık kokuları,
Annesinin “Kendine dikkat et! diye
Arkasından seslenişini.
Ve sonra…
Başka bir göğün altına yerleşiyor kalbi.
Yeni bir ülkede
Önce yollar öğreniliyor, sonra marketler,
Sonra insanların gözlerinin içine nasıl bakıldığı…
Ama en zor öğrenilen şey
Özlemle yaşamayı normal sanmak oluyor.
İnsan göç ederken
Sadece adres değiştirmiyor.
Sevinme biçimi değişiyor…
Kırılma şekli, susma dili…
Bir sofrada herkes aynı dili konuşmasa da
bir çocuğun gülüşünde ev hissini bulabiliyor.
Kendi çocuklarını büyütürken
Kendi annesinden daha farklı bir anneye,
Babasından başka türlü bir ebeveyne dönüşüyor.
Çünkü insan
İki kültür arasında kalmıyor aslında;
İkisini de içinde eritip,
Kendine yeni bir kalp yapıyor.
Bir yanı hala geldiği yerde kalıyor,
Diğer yanı kök salmaya çalışıyor yabancı topraklara.
Ve zamanla anlıyor ki;
Aidiyet, tek bir ülkeye ait olmak değilmiş…
Bazen bir insanın sesine, bazen kurduğu sofraya,
Bazen de “buradayım” diyebildiği,
İç huzuruna ait olmakmış.
Göç, insanı eksiltmiyor aslında.
Canını acıta acıta büyütüyor.
Çünkü başka kültürlerin içinden geçerken insan,
Yalnızca yeni bir hayat kurmuyor;
Kendinin daha derin, daha sabırlı,
Daha insan bir haline dönüşüyor.
-Leyla Edinç
YORUMLAR - 0
Yorumunuzu yazın