Bazen yardım etmemek en büyük yardımdır.
Bir anne, bir baba, bir eş ya da bir evlat…
Hayatımız boyunca bize öğretilen en güçlü duygulardan biri fedakarlıktır. Sevdiklerimiz üzülmesin diye kendi üzüntümüzü erteleriz. Onlar yorulmasın diye kendi yükümüzü artırırız. Onlar hata yapmasın diye önlerine taşları biz temizleriz. Zamanla fark etmeden onların hayatını yaşamaya başlarız. Bir çocuğun sınavından biz daha çok kaygılanırız. Eşimizin işsizliğini biz omuzlarımızda taşırız. Kardeşimizin yanlış kararlarını biz düzeltmeye çalışırız. Anne babamızın mutsuzluğunu kendi suçumuz gibi hissederiz.
Ve sonra…
Uykularımız kaçar. Sinir sistemimiz yorulur. Sabrımız tükenir. İçimizde biriken öfke, kırgınlık ve hayal kırıklığı sessizce büyümeye başlar. Çünkü insan, başkasının hayatını taşımaya çalışırken kendi hayatını ihmal eder.
Oysa gerçek sevgi, her sorunu üstlenmek değildir.
Gerçek sevgi, gerektiğinde geri çekilebilmektir. Her insanın hayatında öğrenmesi gereken dersler vardır. O dersleri bizim yaşamamız mümkün değildir.
-Bir çocuğun sorumluluk duygusu, annesi her hatasını düzelttiğinde gelişmez.
-Bir yetişkinin özgüveni, ailesi her krizini çözdüğünde oluşmaz.
-Bir insan, yaptığı seçimin sonucuyla yüzleşmediği sürece olgunlaşamaz.
İşte bu yüzden sınır koymak sevgisizlik değildir. Tam tersine, sağlıklı sevginin en önemli göstergelerinden biridir.
Sınır koymak; “Ben seni seviyorum ama senin yerine yaşayamam.” diyebilmektir.
“Yanındayım ama yükünü senin yerine taşıyamam.” diyebilmektir.
“İstersen sana yol gösteririm ama yürümek sana ait.” diyebilmektir.
Yardım etmek ile bağımlı hale getirmek arasında çok ince bir çizgi vardır. Sürekli kurtarılan insanlar zamanla çözüm üretmeyi bırakırlar. Sürekli korunan insanlar, hayatın gerçekleriyle yüzleşemezler. Sürekli affedilen insanlar ise yaptıkları davranışların sonuçlarını öğrenemezler. Bu yüzden bazen yapılacak en büyük iyilik, geri çekilmektir.
-Bırakalım insanlar seçimlerinin sonuçlarını yaşasınlar.
-Bırakalım düştüklerinde nasıl kalkacaklarını öğrensinler.
-Bırakalım hayat onlara öğretmenlik yapsın.
Çünkü hayatın verdiği dersleri hiçbir insan veremez.
Elbette bu; sevgisiz olmak, ilgisiz kalmak ya da duyarsızlaşmak değildir.
Bir anne yine dua eder.
Bir baba yine destek olur.
Bir eş yine omuz verir.
Bir dost yine dinler.
Ama artık kimsenin yerine karar vermez. Kimsenin yerine savaşmaz. Kimsenin yerine acı çekmez.
Çünkü herkes kendi hayatının mimarıdır. Psikolojide buna “sağlıklı sınırlar” denir. Sağlıklı sınırlar, duvar örmek değildir; nerede başlayıp nerede bittiğimizi bilmektir.
Başkalarının duygularını anlamak ile onları taşımak aynı şey değildir. Empati göstermek ile onların sorumluluğunu üstlenmek de aynı şey değildir.
Gerçek olgunluk, “Hayır” diyebilmeyi öğrenmektir.
Gerçek bilgelik ise suçluluk hissetmeden “Bu senin yolculuğun.” diyebilmektir.
Hiçbir anne, hiçbir baba, hiçbir eş ve hiçbir evlat bir başkasının kaderini yaşayamaz. Biz ancak sevgimizi verebiliriz. Desteğimizi sunabiliriz. Tecrübemizi paylaşabiliriz. Ama yürünecek yolu herkes kendi ayaklarıyla yürümek zorundadır.
Belki de hayatın en önemli derslerinden biri şudur:
Sevgi; kontrol etmek değildir.
Sevgi; özgür bırakabilmektir.
Ve bazen bir insanın büyümesi için yapabileceğimiz en büyük iyilik, onu düşmekten korumak değil; düştüğünde ayağa kalkabileceğine inandığımızı hissettirmektir. Gerçek güç, başkasının yükünü taşımakta değil; herkesin kendi yükünü taşıyabilecek kadar güçlü olduğuna güvenebilmektedir.
-Leyla Edinç
YORUMLAR - 0
Yorumunuzu yazın