Leyla Edinc
Anasayfa Leyla'dan Leyla'ca Aforizmalar
Ana sayfa | Leyla'dan | BİR İNSANI YAŞADIĞI ÜLKEYLE DEĞERLENDİRMEK!

İnsanları uzaktan tanımak ne kadar kolay…

Bir fotoğrafa bakıp hayatını bildiğimizi sanmak, yaşadığı ülkeye bakıp dünya görüşüne karar vermek, sahip olduklarını görüp ödediklerini hiç merak etmemek…

Hele o insan bir de Amerika’da yaşıyorsa…

Nedense Amerika’da yaşayan bir insanın hayatına, emeğine, düşüncesine dair hüküm vermek bazılarına çok daha kolay geliyor.

“Kibirli.”

“Egosu yüksek.”

“Gözü yükseklerde.”

“Kapitalizmi savunuyor.”

Kelimeler hazır. Hüküm hazır. Eksik olan tek şey, insanı tanımak.

Oysa bir insanın hikayesini bilmeden O’nun hakkında verilen her hüküm, biraz da hüküm veren kişinin dünyasını anlatır.

Ben uzun yıllardır Amerika’da yaşıyorum.

Burada yaşamak bana hiçbir zaman bir üstünlük duygusu vermedi. Ama bunun için kendimi eksik ya da suçlu hissetmeyi de hiç düşünmedim.

Çünkü insanın yaşadığı coğrafya bir meziyet olmadığı gibi bir suç da değildir.

Amerika kapitalist bir ülke.

Doğru.

Peki Amerika’da yaşayan milyonlarca emekçi kapitalizmin sahibi midir?

Bir fabrikada çalışan işçi, iki işte birden çalışan anne, sabahın karanlığında dükkanını açan göçmen, okul parasını çıkarmaya çalışan genç, yıllarca borç ödeyen aile… Bunların hepsi yalnızca Amerika’da yaşadıkları için “sermayenin tarafı” mı oluyor?

Dünya bu kadar basit olsaydı, birkaç sloganla bütün sorunları çözebilirdik.

Oysa sermayenin pasaportu yoktur.

Dini yoktur.

Irkı yoktur.

Gerektiğinde New York’ta, Londra’da, İstanbul’da, Dubai’de, Pekin’de aynı dili konuşur.

Dolayısıyla dünyanın bütün eşitsizliklerini bir ülkenin sınırları içine hapsetmek ve ardından o ülkede yaşayan sıradan insanları suçlamak, sermayeyi eleştirmekten çok daha kolaydır.

Çünkü sistemi anlamak zordur.

İnsanı suçlamak kolay.

Bir de hayatı yalnızca teoriden okuma yanılgımız var.

Okumak çok değerlidir.

Kitaplar insanın dünyasını büyütür. Edebiyatı, tarihi, felsefeyi bilmek insanı zenginleştirir.

Ama çok kitap okumak, hayatın tamamını bildiğimiz anlamına gelmez.

Bazı bilgiler kitaplardan öğrenilir.

Bazıları ise yalnızca yaşayarak.

Göç etmek mesela…

Bir bavula sığdırdığın geçmişinle başka bir ülkede yeniden başlamanın ne demek olduğunu hiçbir kitap tam olarak öğretemez.

Başka bir dilde kendini anlatmaya çalışmanın…

Kimsenin seni tanımadığı bir yerde sıfırdan güven oluşturmanın…

Çalışmanın…

Kaybetmenin…

Yeniden başlamanın…

Bazen herkes uyurken hesap yapmanın, herkes eğlenirken çalışmanın ne olduğunu yaşayarak öğrenirsin.

Ve yıllar sonra insanlar senin vardığın yeri görürler.

Ama yürüdüğün yolu görmezler.

İnsanların en büyük yanılgılarından biri de budur zaten:

Sonucu görüp bedeli bilmemek.

Bir insanın bugün sahip olduğu şeye bakıp dün nelerden vazgeçtiğini nereden bilebiliriz?

Kaç gece uyumadığını…

Kaç kez korktuğunu…

Kaç defa “Artık yapamayacağım.” deyip ertesi sabah yine kalktığını…

Kaç kaybını içine gömüp çalışmaya devam ettiğini…

Bilemeyiz.

Ben de hayatım boyunca çalıştım.

Mücadele ettim.

Kaybettim.

Yeniden başladım.

Kendi emeğimle bir iş ve bir hayat kurmaya çalıştım.

Ve hala çalışıyorum.

8 Temmuz’dan bugüne kadar ilk kez bugün işe gitmedim.

Tek bir cümle…

Ama bazen bir insanın hayatını anlatmak için uzun biyografilere gerek yoktur.

Bu cümle benim için yeterlidir.

Yıllar önce çok sevdiğim Neriman Ablam benimle ilgili birkaç güzel cümle yazmıştı… Kutlu Tin’i şad olsun. Artık aramızda değil. Bizi başka bir boyuttan seyrediyor… 

Yazmış oldukları karşıma çıktı bugün ve ben okurken çok duygulandım. “Tanıdığım en zarif, en üretken, en dürüst ve etrafina en faydalı insanların başındakilerdendir Leyla. Yaşamı boyu savaş vermiş ve cok bedeller ödemiş bu kadın bunu yazmışsa mutlaka  hiç hak etmediği bir durumla karşı karşıya kalmıştır.” diye yazmıştı benim için Amerika’da yaşadığım için beni “Kapitalizmin savunucusu” diye yaftalayan bir grup klavye kahramanlığı yapan insana karşı yazdığım bir paylaşımımın altına… 

Ama beni asıl etkileyen övgü değildi.

Anlaşılmak oldu.

Çünkü insan bir yaştan sonra alkışlanmaktan çok anlaşılmanın değerini öğreniyor.

Neriman Abla,  hayatımın yalnızca görünen tarafını değil, görünmeyen tarafını da bilen insanlardan biriydi. 

Bu nedenle söyledikleri benim için hala çok kıymetli.

Çünkü tanıklık başka bir şeydir.

Uzaktan bakmakla, yanında yürümek aynı şey değildir.

Belki bugün birbirimize karşı en çok kaybettiğimiz şey de budur…

Merak etmeden hüküm veriyoruz.

Tanımadan etiketliyoruz.

Dinlemeden cevap veriyoruz.

Bir insanın yaşadığı ülkeye bakıp siyasi düşüncesini, sahip olduğu eve bakıp ahlakını, yaptığı seyahate bakıp sınıfsal konumunu, birkaç sosyal medya paylaşımına bakıp bütün hayatını bildiğimizi sanıyoruz.

Oysa insan bundan çok daha derin bir varlık.

Ben Amerika’da yaşıyorum.

Bir başkası Türkiye’de.

Bir diğeri Almanya’da, Fransa’da, Kanada’da…

Hiçbirimiz yaşadığımız ülkenin hükümeti değiliz.

Hiçbirimiz o ülkenin ekonomik sisteminin tek başımıza temsilcisi değiliz.

Ve hiçbirimizin hayatı bir başkasının ideolojik cetveliyle ölçülecek kadar basit değil.

İnsanları eleştirebiliriz.

Fikirlerini tartışabiliriz.

Yanlış bulabiliriz.

Ama bunu yapmadan önce en azından neyi ve kimi eleştirdiğimizi bilmek gerekir.

Çünkü bilgi sahibi olmadan verilen hüküm, ne kadar süslü kelimelerle kurulursa kurulsun, derinlik kazanmaz.

Kendimi herkese anlatmak gibi bir ihtiyacım yok.

Hayatımı savunmak da istemiyorum.

Çünkü bazı yaşlardan sonra insan şunu öğreniyor:

Seni gerçekten tanıyanlara uzun açıklamalar gerekmez.

Tanımadan hüküm vermeye karar vermiş olanlara ise hiçbir açıklama yetmez.

Bu yüzden kimseyle kavga etmeyeceğim.

Kimsenin yaşadığı yeri, kazandığı parayı, okuduğu kitabı, yaptığı işi küçümsemeyeceğim.

Herkesin görmediğim bir mücadelesi olabileceğini hatırlamaya çalışacağım.

Benim için asıl olan nerede yaşadığımız değil, yaşadığımız yerde nasıl bir insan olduğumuzdur.

Ne ürettik?

Kime el uzattık?

Kimin yükünü biraz olsun hafiflettik?

Emeğimizle ne yarattık?

Arkamızdan hangi duyguyu bıraktık?

Günün sonunda insanın gerçek serveti belki de bunlardır.

Gerisi adres…

Gerisi etiket…

Gerisi gürültü.

Herkesin yolu açık olsun.

Ben kimsenin yoluna taş koymadan, kendi yolumda yürümeye devam edeceğim.

Çünkü yıllar bana bir şeyi çok iyi öğretti: İnsanın yükseklerde olup olmadığını bulunduğu yer değil, oraya çıkarken kimi ezdiği; ne kadar büyük olduğunu ise sahip oldukları değil, sahip olduklarına rağmen ne kadar insan kalabildiği gösterir.

-Leyla Edinç

Paylaş
X

Değerlendir

Bu sayfayı değerlendirin
0
5 üzerinden
Değerlendirme için yıldızlardan birini seçin
Değerlendirmeniz kaliteyi geliştirmemize yardımcı olur.

YORUMLAR - 0

Yorumunuzu yazın

Zorunlu değil

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

Captcha