Leyla Edinc
Anasayfa Leyla'dan Leyla'ca Aforizmalar
Ana sayfa | Leyla'dan | İNSANLAR GİTTİ DİYE AŞK ESKİMEZ…

Aşktı…

Yasaktı.

Yasağından aşk damlayan elmayı dudaklarına götüren Havva’da saklıydı belki aşkın ilk cesareti.

Çünkü aşk, çoğu zaman aklın “dur” dediği yerde kalbin “git” demesiydi. Belki de Havva elmayı yalnızca meraktan uzanıp almadı. Belki o elmanın içinde, bilinmeyene duyulan meraktan çok daha büyük bir şey vardı: birlikte bilmenin, birlikte bedel ödemenin ve birlikte kaybetmenin arzusu.

Adem’in eli de bundan farklı değildi. Aşktı, gözü karaydı. Gözünü budaktan sakınmadan o elmaya uzanan parmaklarındaydı Adem’in…

  Aşk bazen insanın kendisini değil, sevdiğini seçmesidir. Bazen kendi güvenliğinden vazgeçip bir başkasının yanında durabilmektir. Ve bazen de insanın “Cennet” denilen bir yerden kovulmayı göze almasıdır; yeter ki yanında sevdiği insan olsun.

Belki bu yüzden Adem ile Havva’nın hikayesi yalnızca bir yasak ve günah hikayesi değildir. Aynı zamanda insanın ilk kez “Ben”den “Biz”e geçişinin hikayesidir.

Cennetten kovulurken birbirlerinin gözlerinin içine bakıp, “Benim Cennetim sensin.” diyen iki insanın hikayesidir. Aşkın gerçek sınavı, cennette değil; cehenneme benzeyen zamanlarda başlar.

Her şey güzelken sevmek kolaydır.

Yan yana olmak kolaydır.

Birbirinin elini tutmak kolaydır.

Asıl mesele; hayat bütün kapıları yüzünüze kapattığında, herkes sırtını döndüğünde, şartlar ağırlaştığında ve birlikte olmak artık bir mutluluk değil bir bedel haline geldiğinde hala aynı insanın yanında durabilmektir.

İşte Aşk biraz da budur.

En kötü anda bile “Ben buradayım” diyebilmektir.

Aşk, sadece hissetmek değildir. Aşkı yalnızca kalbin hızla çarpması, özlemek, dokunmak ya da birlikte geçirilen güzel zamanlar olarak tanımlamak eksik kalır.

Çünkü aşk bir duygudan daha fazlasıdır.

Aşk, zaman zaman bir seçimdir.

Bir insanı her gün yeniden seçmektir.

O’nun kusurlarını gördüğünüz halde sevmektir.

Kırıldığınız halde hemen vazgeçmemektir.

Bazen haklı olduğunuz halde susabilmektir.

Bazen de susmanın daha büyük bir kırgınlığa dönüşeceğini bilip konuşabilmektir.

Çünkü gerçek aşk, insanın karşısındaki kişiyi kendi hayalindeki kusursuz haliyle değil, gerçek haliyle sevebilmesidir.

Herkes güzel günlerde yanınızda olabilir.

Ama aşkın ölçüsü güzel günlerin sayısı değildir.

Kötü günlerde kaç kişinin kaldığıdır.

Aşk ve Fedakarlık!

İnsan sevdiği zaman bazı şeylerden vazgeçebilir.

Zamanından…

Konforundan…

Gururundan…

Bazen hayallerinin bir kısmından…

Ama burada önemli bir ayrım vardır.

Fedakarlık ile kendinden vazgeçmek aynı şey değildir.

Aşk, insanın kendisini tamamen yok etmesi değildir.

Aksine, iki insanın birbirini kaybetmeden birbirine yer açabilmesidir.

Çünkü sevgi adına kendini sürekli tüketmek, bir süre sonra sevgi olmaktan çıkar; kırgınlığa dönüşür.

Gerçek aşkın fedakarlığı karşılık hesabı yapmaz ama değersizleştirilmeyi de kabul etmez.

İnsan sevdiği için çaba gösterir.

Arar.

Sorup soruşturur.

Dinler.

Anlamaya çalışır.

Kırıldığı zaman onarmaya uğraşır.

Çünkü insanın gerçekten değer verdiği şey için çaba göstermesi doğaldır.

Bu yüzden Lois Aragon’a atfedilen şu söz aşkın başka bir yüzünü anlatır: “İnsan seviyorsa, karşılık görmese bile her şeyden vazgeçip onunla uğraşır; uğraşmıyorsa sevmekten vazgeçmiş demektir.”… Belki bu söz biraz acımasızdır. Çünkü her çaba aşkın kanıtı değildir; bazen insan çok sever ama karşısındaki insanın artık hayatında olmaması gerektiğini de kabul eder.

Fakat sözün özünde çok güçlü bir gerçek vardır:

Sevgi, ilgisiz kalamaz.

İnsan gerçekten değer verdiği bir şeyi tamamen kendi hâline bırakmakta zorlanır.

Karşılıksız Aşk!

Peki ya karşılık yoksa? Aşk biter mi?

Belki de aşkın en acı sorusu budur.

Bir insanı seversiniz. Ama o sizi sevmez.

Beklersiniz. Ama o gelmez.

Konuşmak istersiniz. Ama o susar.

Birlikte bir gelecek hayal edersiniz. Ama onun geleceğinde sizin için bir yer yoktur.

İşte burada aşk ile sahip olma arzusu birbirinden ayrılır.

Çünkü gerçek sevgi, sevdiğiniz insanın size ait olması değildir.

Bazen onu özgür bırakabilmektir.

Bazen de sevdiğiniz halde gitmektir.

Çünkü bazı aşklar kavuşarak değil, insanın içinde taşıdığı bir hatıra olarak tamamlanır.

Ve insan zamanla şunu öğrenir:

Her sevdiğimiz insan bizimle kalmak zorunda değildir.

Her büyük aşkın sonu birlikte yaşlanmak değildir.

Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bizi değiştirmek için girer.

Aşkın en büyük yanılgısı nedir?

İnsanlar çoğu zaman aşkın bitmesini, insanların gitmesiyle karıştırıyor.

Oysa bir insanın gitmesiyle aşkın bitmesi aynı şey değildir.

Bir insan hayatınızdan çıkabilir.

Telefonunuzdan silebilirsiniz.

Fotoğraflarını kaldırabilirsiniz.

Bir daha hiç konuşmayabilirsiniz.

Hatta yıllar sonra onunla aynı sokakta yürürken yüzünüze bile bakmayabilirsiniz.

Ama bir zamanlar kalbinizde açtığı yer, yaşanmışlığın gerçeği olarak kalabilir.

Çünkü yaşanmış olan hiçbir şey yaşanmamış hale gelmez.

Bir insanı artık sevmiyor olabilirsiniz.

Ama bir zamanlar sevmiş olduğunuz gerçeğini değiştiremezsiniz.

İşte bu yüzden: İnsanlar gitti diye aşk eskimez.

Aşk ancak içindekiler eksildiğinde eskir.

“Eskiden Aşktı…”. Belki de en büyük trajedi budur.

Bir zamanlar birbirinin gözlerine bakmadan duramayan insanların, yıllar sonra birbirine yabancılaşması…

Bir zamanlar “Sensiz yapamam” diyenlerin, birbirleri olmadan yaşamayı öğrenmesi…

Bir zamanlar uğruna savaş verilen şeyin, bir gün hatırlanmaya bile değmeyecek kadar sıradanlaşması…

İşte aşk burada eskir.

Zamandan değil.

İçindekilerin eksilmesinden.

İlginin azalmasından.

Merakın bitmesinden.

Birbirinin hayatına duyulan heyecanın kaybolmasından.

“Bugün nasılsın?” sorusunun görev haline gelmesinden.

Birbirinin sessizliğini anlamaya çalışmak yerine, o sessizliğe alışmaktan…

Çünkü aşkı yaşatan şey yalnızca büyük sözler değildir.

Küçük şeylerdir.

Bir fincan kahvenin nasıl içildiğini hatırlamak…

Yağmur yağarken onun şemsiyesiz çıkacağını düşünüp şemsiye almak…

Kalabalık bir yerde gözlerinle onu aramak…

Hastalandığında endişelenmek…

Başına güzel bir şey geldiğinde ilk ona anlatmak istemek…

Ve belki de en önemlisi: Onun hayatında olup bitenlere hala gerçekten merak duymak.

Aşkın karşıtı nefret değildir. Belki aşkın karşıtı nefret değildir. Çünkü nefretin içinde bile bağ vardır.

Nefret ettiğiniz insanı düşünürsünüz.

Kızarsınız.

Konuşursunuz.

Hatırlarsınız.

Aşkın asıl karşıtı belki de kayıtsızlıktır.

Artık merak etmemektir.

Artık üzülmemektir.

Artık sevinmemektir.

Artık “Ne oldu?” diye sormamaktır.

Bir insanın hayatından çıkıp zihninizden de çıkmasıdır.

İşte o zaman gerçekten bir şey sona ermiştir.

Çünkü aşkın içinde her zaman bir miktar merak vardır.

“İyi mi?”

“Mutlu mu?”

“Bugün nasıl?”

“Beni hatırlıyor mu?”

“Keşke…”

Aşkın en uzun yaşayan kelimesi belki de “keşke”dir.

Aşk bazen kalmak değil, gitmektir…

Bazen insanlar aşkı kalmak zanneder.

Oysa bazen aşk, gitmeyi bilmektir.

Bir insan sizi sürekli kırıyorsa…

Sizin varlığınızı değersizleştiriyorsa…

Sevginizi kullanıyorsa…

Sizin verdiğiniz kadar vermiyorsa…

O zaman gitmek sevgisizlik değildir.

Bazen kendinize duyduğunuz saygının son biçimidir.

Çünkü aşkın içinde yalnızca “Seni seviyorum” yoktur.

Bir de: “Seni seviyorum ama kendimi de kaybetmeyeceğim.” vardır.

Aşk insanı büyütmeli.

Küçültmemeli.

İçinde huzur bırakmalı.

Sürekli korku bırakmamalı.

İnsanın kendisini daha değerli hissetmesini sağlamalı.

Kendinden nefret etmesine neden olmamalı.

Aşkın en güzel hali nedir?

Aşk, iki insanın birbirini tamamlaması değildir.

Belki de iki eksik insanın birbirini tamamlamaya çalışması da değildir.

Aşk, iki insanın kendi bütünlüğünü koruyarak birbirinin hayatına güzellik katmasıdır.

Birbirinin yarasını tamamen iyileştirmek değil…

Yarası kanarken elini tutmaktır.

Birbirinin bütün sorunlarını çözmek değil…

Sorunların içinde yalnız olmadığını hissettirmektir.

Cenneti yaratmak değil…

Cehenneme dönmüş bir dünyanın içinde birbirine küçük bir cennet olabilmektir.

Belki Adem ile Havva’nın hikayesini bu yüzden hala anlatıyoruz.

Çünkü insanlık değişti.

Şehirler değişti.

Diller değişti.

İnsanların yaşama biçimleri değişti.

Ama insanın kalbi çok fazla değişmedi.

Hala seviyoruz.

Hala özlüyoruz.

Hala bekliyoruz.

Hala korkuyoruz.

Hala birinin gözlerinin içine bakıp kendimize bir yuva arıyoruz.

Ve hala Aşk uğruna bazen aklımızın “gitme” dediği yere gidiyoruz. Çünkü Aşk biraz da budur:

Aklın hesaplayamadığı şeyi kalbin göze almasıdır.

Belki de bu yüzden Aşk hiçbir zaman yalnızca bir duygu değildir.

Bir cesarettir.

Bir seçimdir.

Bir sadakattir.

Bir fedakarlıktır.

Bir bekleyiştir.

Bazen bir kavuşmadır.

Bazen bir vedadır.

Bazen ömür boyu süren bir beraberliktir.

Bazen de bir insan gittikten sonra bile içinizde yaşamaya devam eden sessiz bir hikayedir.

Ve sonunda insan şunu anlar:

Bazı insanlar hayatımızdan çıkar.

Bazı aşklar biter.

Bazı hikayeler yarım kalır.

Ama yaşanmış gerçek bir sevgi, yalnızca sona erdi diye hiç yaşanmamış olmaz.

Çünkü aşkın ömrünü takvim belirlemez.

İçimizde ne kadar gerçek kaldığı belirler.

Bu yüzden…

Aşktı, yasaktı.

Aşktı, gözü karaydı.

Aşktı, en kötü anda bile bir arada olmaktı.

Aşktı, cennetten kovulurken bile birbirinin gözlerinde cenneti bulmaktı.

Ve belki de Aşk hala eskimedi.

Sadece insanlar değişti.

İçindekiler eksildi.

Ve bazı insanlar, Aşkın kendisinden vazgeçtiklerini sanırken aslında yalnızca Aşkı taşıyamayan insanlardan vazgeçtiler.

Çünkü:

İnsanlar gitti diye AŞK eskimez.

Aşk, içindekiler eksildiğinde eskir.

-Leyla Edinç

Paylaş
X

Değerlendir

Bu sayfayı değerlendirin
0
5 üzerinden
Değerlendirme için yıldızlardan birini seçin
Değerlendirmeniz kaliteyi geliştirmemize yardımcı olur.

YORUMLAR - 0

Yorumunuzu yazın

Zorunlu değil

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

Captcha