Leyla Edinc
Anasayfa Leyla'dan Leyla'ca Aforizmalar
Ana sayfa | Leyla'dan | KOLTUK SEVDASI!

Koltuk üzerine oturulan bir eşya mı, yoksa insan ruhunun en büyük sınavı mı? 

İnsanoğlu ilginç bir varlıktır. Bazen dünyayı değiştirmek ister, bazen de yalnızca yerini değiştirmek… Ama ne gariptir ki, değiştirmek istediği yer çoğu zaman bir koltuktur.

  Evde gelin ile kaynananın arabaya biner binmez ön koltuğa doğru yaptığı sessiz sprint, aslında küçük bir aile meselesi değildir. O birkaç saniyelik yarışta görünmeyen bir güç mücadelesi yaşanır. Çünkü ön koltuk yalnızca otomobilin bir parçası değildir; görünmeyen bir hiyerarşinin simgesidir. Arka koltuğa oturmak bazen sadece arka koltuğa oturmak değildir.

  İnsanlık tarihi belki de savaşlardan çok koltuklar yüzünden yorulmuştur.

  Bir iş yerinde müdür emekli olacağını açıklar. Ertesi gün herkes birbirine daha nazik davranmaya başlar. Kahveler taşınır, gülümsemeler çoğalır, toplantılarda fikirler değişir. Kimsenin amacı şirketi kurtarmak değildir; hedef boşalacak koltuktur.

  Makam odasının kapısı açıldığında içeride yalnızca bir masa ve bir sandalye yoktur. Orada görünmez bir cazibe alanı vardır. Sanki Newton’un yerçekimi değil, “makam çekimi” çalışmaktadır.

  Siyasette ise koltuğun bambaşka bir metafiziği vardır.

Milletvekili olunur.

Sonra tekrar olunur.

Bir daha olunur.

Ve gün gelir insan, millete hizmet etmek için çıktığı yolda, hizmet edeceği milleti unutup yalnızca hizmet ettiği koltuğu hatırlar.

Bakan değişir ama koltuğun hikayesi değişmez.

Başbakan gider, yenisi gelir.

Cumhurbaşkanı değişir.

Partiler değişir.

Sloganlar değişir.

Ama koltuk sevgisinin dili hiç değişmez.

Çünkü iktidarın en büyük özelliği, insana kendisinin vazgeçilmez olduğu yanılsamasını vermesidir.

İngiliz tarihçi Lord Acton boşuna söylememiştir: “Güç yozlaştırır; mutlak güç ise mutlaka yozlaştırır.”…

Aslında yozlaştıran çoğu zaman güçten önce koltuğun kendisidir. Çünkü insan, koltuğa oturduğunu zannederken bir süre sonra koltuk insanın üzerine oturur.

Artık kararları kişi vermez.

Koltuk verir.

Niccolò Niccolò Machiavelli, hükümdarın iktidarını koruyabilmesi için gerektiğinde sert davranmasını tavsiye eder. Fakat tarih bize başka bir şey öğretmiştir: İktidarı ele geçirmek zordur ama ondan kalkabilmek çok daha zordur. Makamın en büyük uyuşturucusu alkış değildir. Alışkanlıktır.

Sokrates, “Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez.” der. Bugün yaşasaydı belki şöyle sorardı: “Hiç oturduğun koltuğu sorguladın mı?”…

Gerçekten o koltuğa sen mi layıksın?

Yoksa sen, koltuğun sana verdiği unvana mı aşıksın?

Friedrich Nietzsche, insanın en büyük savaşının başkalarıyla değil, kendi nefsiyle olduğunu anlatır. Koltuk da işte tam burada bir imtihana dönüşür. Çünkü insan çoğu zaman rakibiyle değil, kendi hırsıyla yenilir.

Tasavvuf geleneğinde ise makam, yükselmek değil ağırlaşmaktır. Yunus Emre, insanın değerini oturduğu yerle değil, gönlüyle ölçer. Çünkü gönlü yükselmeyen insanı en yüksek makam bile büyütemez.

Mizah ise bütün bu ciddiyeti tek cümlede özetler.

Dünyanın en pahalı mobilyası nedir?

Cevap basittir: Makam koltuğu.

Çünkü fiyatını kumaşı belirlemez. Onu korumak için ödenen bedeller belirler.

Belki de dünyanın en ilginç fotoğrafı, koltuğa oturmak için birbirini iten insanların, bir gün aynı koltuktan kalkmak zorunda kalacaklarını unutmuş olmalarıdır.

Oysa tarih bütün hükümdarlara, bütün bakanlara, bütün müdürlere ve bütün aile büyüklerine aynı gerçeği fısıldar: Hiç kimse koltuğunu mezara götüremedi. En sonunda herkes kalktı. Koltuk kaldı.

Belki de bu yüzden mesele koltuğa oturmak değildir.

Mesele, vakti geldiğinde vakarla kalkabilmektir.

Çünkü insanı yücelten oturduğu makam değil, ayrılırken arkasında bıraktığı itibardır.

Ve belki de gerçek iktidar, koltuğu bırakabildiğin gün başlar. 

-Leyla Edinç

Paylaş
X

Değerlendir

Bu sayfayı değerlendirin
0
5 üzerinden
Değerlendirme için yıldızlardan birini seçin
Değerlendirmeniz kaliteyi geliştirmemize yardımcı olur.

YORUMLAR - 0

Yorumunuzu yazın

Zorunlu değil

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

Captcha