Her gün onlarca kapının önünden geçiyoruz.
Bir apartmanın giriş kapısı…
Bir iş yerinin cam kapısı…
Bir evin ahşap kapısı…
Çoğu zaman sadece kapıyı görüyoruz.
Oysa insan hayatının en önemli gerçeklerinden biri şudur: Kapılar, içeride yaşananları gizlemek için vardır.
Bu yüzden kimsenin hayatını dışarıdan bakarak anlayamayız.
Çocukluğumda büyüklerim, “Her evin dumanı tüter ama ateşi görünmez.” derlerdi. Yaş aldıkça bu sözün ne kadar derin olduğunu fark ettim.
Bir evin salonunda kahkahalar yükselebilir. Misafirler ayrıldıktan sonra aynı evde saatlerce konuşmayan iki insan kalabilir.
Bir başka evde maddi imkanlar son derece sınırlıdır. Eski koltuklar, küçük bir mutfak, yıpranmış perdeler… Ama akşam olduğunda herkes aynı sofrada birbirini dinler, birbirine teşekkür eder, birbirine değer verir. İşte o ev, belki de dünyanın en huzurlu evidir. Demek ki huzur, eşyalarda değil; ilişkilerin kalitesindedir.
Psikoloji bize önemli bir gerçeği hatırlatır:
İnsan, görülmek ister. Sadece yüzünün görülmesini değil… Korkularının, yorgunluğunun, umutlarının da fark edilmesini ister. Ne var ki içinde yaşadığımız kültür, çoğu zaman bize duygularımızı saklamayı öğretir.
“Üzülme.”…
“Güçlü ol.”…
“Boş ver.”…
Oysa bastırılan her duygu, insanın ruhunda sessiz bir oda oluşturur. O odanın kapısı uzun süre açılmazsa, içeride biriken yalnızlık zamanla bütün eve yayılır.
Belki de bu yüzden bazı insanlar kalabalıklar içinde bile kendilerini yapayalnız hisseder.
Sosyoloji ise bize başka bir pencere açar.
Hiçbir aile sadece bugün yaşadıklarıyla şekillenmez.
Anne ve babanın çocuklukları…
Dedelerden kalan alışkanlıklar…
Ekonomik sıkıntılar…
Toplumun kadın ve erkeğe yüklediği roller…
Konuşulamayan acılar…
Hepsi aynı evin duvarlarına görünmez izler bırakır.
Bazen bir baba öfkesini çocuğuna gösterir. Aslında o öfke, yıllar önce kendi babasından gördüğü sevgisizliğin yankısıdır.
Bazen bir anne sürekli kaygılanır. Çünkü hayat ona, dünyanın güvenli bir yer olmadığını öğretmiştir.
Ve çocuklar… Onlar söylenen cümlelerden çok, yaşanan duyguları öğrenirler.
Bir evde sürekli korku varsa, çocuk sessiz olmayı öğrenir. Bir evde sevgi varsa, çocuk kendisi olmayı öğrenir.
Hayatın en ilginç yanı ise şudur: İnsan bazen bir kapıyı açabilmek için yıllarca mücadele eder.
Bir evlilik…
Bir makam…
Bir şehir…
Bir ülke…
Sonra içeri girer ve fark eder ki aradığı huzur orada değildir. Çünkü huzur, gidilen yerde değil; insanın kurduğu ilişkilerde filizlenir.
Diğer yandan öyle kapılar vardır ki, dışarıda kalmak içeride yaşamaktan daha sağlıklıdır.
Şiddetin olduğu bir ev…
Sürekli değersiz hissettirildiğiniz bir ilişki…
Kendiniz olmaktan korktuğunuz bir ortam…
Bazen o kapıyı kapatıp gitmek, kaçmak değil; kendinize duyduğunuz saygının ilk adımıdır.
İnsan hayatı boyunca pek çok kapı açar, pek çok kapı kapatır. Ama belki de en önemli kapı, kendi yüreğine açılan kapıdır. Çünkü kendini tanımayan insan, girdiği her evde aynı yalnızlığı yaşar. Kendini anlayan insan ise bazen küçücük bir odada bile koca bir dünya kurabilir.
Bu yüzden bir evin önünden geçerken içeride neler yaşandığını bildiğimizi sanmayalım.
Belki o kapının ardında yıllardır söylenemeyen bir “özür dilerim” bekliyordur.
Belki ilk kez söylenecek bir “seni anlıyorum.”
Belki de yalnızca sessizce tutulacak bir el…
İnsan olmak, başkalarının kapılarının ardını merak etmek değildir.
İnsan olmak; her kapının ardında görünmeyen bir hikaye, anlaşılmayı bekleyen bir kalp ve sessizce taşınan bir yük olabileceğini unutmamaktır.
Çünkü bazen bir insanın ihtiyacı olan şey, kapısını çalacak biri değil… Kapısını yargılamadan açabileceği bir insandır.
-Leyla Edinç
YORUMLAR - 0
Yorumunuzu yazın