Leyla Edinc
Anasayfa Leyla'dan Leyla'ca Aforizmalar
Ana sayfa | Leyla'dan | İNSAN OLMAYI ÖĞRETMEK

Çocuklarıma hiçbir zaman belirli bir din eğitimi vermedim. Onlara, yaşamım boyunca en çok önem verdiğim şey olan “iyi insan olmayı” kendi davranışlarımla göstermeye çalıştım. Onlara ahlakı, inancı ya da yaşamı dayatmak yerine, düşünmeyi, sorgulamayı ve kendi kararlarını verebilmeyi öğrettim.

   Yemek konusunda yaşadığımız ilk ciddi sorgulama, çocuklarımın ilkokula başladığı yıllarda okulda karşılarına çıkan pepperoni pizza ile oldu. O dönemde onlara domuz eti tüketmemekle ilgili olarak İslam’daki yaklaşımı anlattım. Ancak kendi tercihlerimi onlara zorunlu bir kural olarak sunmadım. Bunun yerine, sağlık açısından bir risk olmadığını düşündükleri ve kendileri için uygun olduğuna karar verdikleri sürece, seçim yapma hakkının onlara ait olduğunu söyledim. Böylece her konuda olduğu gibi bu konuda da bilinçli bir karar vermeleri gerektiğini öğrenmiş oldular.

    Oğlum, Kur’an-ı Kerim’i ilk kez ilkokul beşinci sınıftayken İngilizce olarak okudu. Çocuklarımın her ikisi de farklı dinlerden ve kültürlerden arkadaşlara sahip oldular. Bu çeşitlilik içinde büyümeleri, onların dünyaya daha geniş bir perspektiften bakmalarını sağladı. Cuma akşamı yemeklerimizde, farklı inançlara sahip arkadaşlarıyla bir araya geldikleri çok olurdu; kimi Hristiyan, kimi budist, kimi Hindu ve kimi de farklı bir inanca mensup ya da inançsız bireylerdi. Onların bu çeşitliliği doğal karşılaması, erken yaşta edindikleri bir kazanımdı.

  Çocuklarımın neden başarılı oldukları sık sık sorulur. Ben bunun temel nedeninin sorgulama becerileri olduğunu düşünüyorum. Kendilerine mantıklı gelmeyen hiçbir bilgiyi, kim söylerse söylesin, sorgulamadan kabul etmezler. Biz evimizde her şeyi konuşur, tartışır ve anlamaya çalışırız. Ezbere bilgi yerine, neden-sonuç ilişkisini önemseriz. Ben de onlara her davranışımın nedenini açıklamaya çalışırım.

   Ayrıca çocuklarım küçük yaşlardan itibaren sorumluluk almayı öğrendiler. Hayatın yalnızca okul başarısından ibaret olmadığını, gerçek yaşamın içinde sorumlulukların, zorlukların ve fedakarlıkların bulunduğunu yaşayarak gördüler. Sadece ders çalışarak değil, hayatın içinde aktif olarak yer alarak büyüdüler.

  Bunun bir örneği, kızım Eylül’ün dans resitalinde yaşandı. Sağ başparmağı kırılmış olmasına rağmen, ağrı kesicilerle sahneye çıktı ve performansını tamamladı. “Danslar benim de içinde olduğum şekilde hazırlandı, ben olmazsam olmaz” diyerek sorumluluğunu yerine getirdi. Sonrasında ise acilen hastaneye gittik. Bu olay, onların hayatın sadece kendilerinden ibaret olmadığını erken yaşta öğrenmelerini sağladı.

   Benim çocukluğum ise siyasi çatışmaların yoğun olduğu bir dönemde geçti. Sağ-sol ayrışmalarının yaşandığı bu ortamda, insanların birbirini dini kimlikleri üzerinden yargıladığı bir atmosfer yoktu. Aksine, farklı inançlar bir arada daha doğal bir şekilde yaşardı. Alevi ve Sünni komşuların birlikte oruç tuttuğu, aşure yaptığı ve birbirini iftar sofralarına davet ettiği bir toplumsal yapı vardı. Bu çeşitlilik içinde dayanışma daha güçlüydü.

  Zamanla göçler ve toplumsal değişimler yaşandı. Farklı bölgelerden gelen insanların kültürel alışkanlıkları da topluma karıştı. O dönemlerde yaşanan bazı olaylar ise, bugün geriye dönüp bakıldığında toplumsal ayrışmaların nasıl oluşabildiğini daha net gösteriyor.

   Bugün birçok insanın “Alevi olup olmadığımı” merak ettiğini biliyorum. Ben Alevi kültürünün yaşandığı bir evde büyüdüm. Aleviliğin özellikle felsefi yönünü önemsiyor ve bu bakış açısını değerli buluyorum. Ancak kendimi herhangi bir etiketle tanımlamaktan ziyade, “insan” olarak görüyorum. Benim için önemli olan, insan olabilmek; vicdanını, yüreğini ve aklını kirlerden arındırabilmiş insanlarla aynı yolda yürüyebilmektir.

-Leyla Edinç

Paylaş
X

Değerlendir

Bu sayfayı değerlendirin
0
5 üzerinden
Değerlendirme için yıldızlardan birini seçin
Değerlendirmeniz kaliteyi geliştirmemize yardımcı olur.

YORUMLAR - 0

Yorumunuzu yazın

Zorunlu değil

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

Captcha