Hayat, fark ettirmeden insanın çevresini değiştiren büyük bir yolculuktur. Bir zamanlar her gün görüştüğümüz, en küçük ayrıntıları bile paylaştığımız insanlar olur. Bir kahvenin, bir telefon konuşmasının, bir yürüyüşün bahanesiyle hayatlarımızın iç içe geçtiğini düşünürüz. Sonra bir gün fark ederiz ki, uzun zamandır konuşmamışız. Artık birbirimizin hayatındaki ayrıntıları bilmiyoruz. Belki aynı şehirdeyiz ama uzaklaşmışız, belki de farklı ülkelerde yaşıyoruz.
İlişkiler de insanlar gibi değişir. Kimi zaman yaşam koşulları bizi farklı yönlere savurur. İşler değişir, aileler kurulur, çocuklar büyür, sorumluluklar artar. Kimi zaman ise değişen sadece hayatlarımız değil, hayata bakışımızdır. Aynı olaylara farklı yerlerden bakmaya başlarız. Eskiden bizi bir araya getiren ortak duyguların yerini farklı öncelikler alır.
Bunun kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum. Çünkü hayatın doğasında değişmek de vardır, değişen insanlarla yolların ayrılması da. Bazı insanlar hayatımızın belli bir dönemine eşlik etmek için gelirler. O dönemi güzelleştirir, bize bir şeyler öğretir ve sonra sessizce kendi yollarına devam ederler.
Ama bir de başka insanlar vardır.
Onlarla görüşme sıklığınızın hiçbir önemi yoktur. Aynı şehirde yaşamanız gerekmez. Aynı ülkede olmanız, aynı hayatı sürdürmeniz, hatta birbirinizin günlük yaşantısını bilmeniz bile gerekmez. Araya yıllar girer, binlerce kilometre girer, sayısız yaşanmışlık girer. Sonra bir gün yeniden karşılaşırsınız ve zaman sanki hiç geçmemiş gibidir.
Çünkü bazı dostluklar sohbetlerle değil, birbirini anlamakla kurulur.
Bu insanların en güzel yanı, birbirlerini sürekli açıklamak zorunda hissetmemeleridir. Sessizlikleri bile konuşur. Anlatılmayan hikayeleri bile duyarlar. Birinin gözlerindeki yorgunluğu, sesindeki sevinci ya da kalbindeki kırgınlığı uzun uzun anlatmasına gerek kalmadan hissederler.
Belki de gerçek dostluğun ölçüsü budur.
Her gün konuşmak değil…
Her şeyi bilmek değil…
Sürekli aynı fikirde olmak da değil…
Asıl mesele, birbirinin hayatına saygıyla dokunabilmektir.
Böyle ilişkilerde insanlar birbirlerini incitmekten özellikle kaçınırlar. Çünkü haklı çıkmaktan daha değerli bir şey olduğunu bilirler: Karşısındaki insanı kaybetmemek. Kusurları büyütmez, hataları biriktirmez, hesap tutmazlar. Zamanın ve hayatın herkesi değiştireceğini kabul ederler. Birbirlerini oldukları gibi sevmeyi öğrenmişlerdir.
Belki aylarca, hatta yıllarca görüşmezler. Ama ihtiyaç duyulduğu anda, sanki dün ayrılmışlar gibi yan yana durabilirler. Aradaki mesafeyi kilometreler değil, kalpler belirler.
Hayat ilerledikçe insan bir gerçeği daha iyi anlıyor. Çok insan tanımak önemli değil. Hayatında çok insan olması da değil. Önemli olan, zamanın eleğinden geçip geride kalan birkaç güzel yürek bulabilmek.
Çünkü bazı insanlar hafızamızda kalır.
Bazıları hayatımızdan çıkar ama kalbimizde yaşamaya devam eder.
Bazıları ise hem hayatımızdan hem kalbimizden sessizce silinir.
Ve bir avuç insan vardır ki…
Yaşadığınız ülke değişse de, yaşınız ilerlese de, saçlarınıza aklar düşse de, hayat sizi bambaşka hikayelerin içine savursa da, bir gün yollarınız yeniden kesiştiğinde kaldığınız yerden devam edersiniz.
Çünkü gerçek dostluk, zamanı yenmeye çalışmaz.
Zamanın kendisini dostluğun bir parçası haline getirir.
Belki de insan ömrünün en büyük zenginliği budur:
Hayatın bütün değişimlerine rağmen, sizi anlatmadan anlayan, sizi yargılamadan kabul eden ve aranızdaki sessizliği bile dostluğun dili haline getiren birkaç insanın var olduğunu bilmek.
Ve yıllar geçtikçe anlıyoruz ki, hayatımıza giren herkes bizimle aynı yolu sonuna kadar yürümek için gelmiyor. Ama yanımızda yürümeye devam eden o birkaç insan, bize bir gerçeği hatırlatıyor: Gerçek bağlar sık görüşmekle değil, kalpten kopmamakla yaşar.
Hayat, bize birçok insan tanıştırır; ama yalnızca birkaçını, zamanın bile eskitemeyeceği bir dostlukla armağan eder.
-Leyla Edinç
YORUMLAR - 0
Yorumunuzu yazın