Derler ki,
Her dilde sevilir insan.
Ben buna inanmadım hiç.
Çünkü aşk,
En güzel,
İlk “anne” dediğin dilde açar çiçeğini.
İlk düşlerini kurduğun,
İlk gözyaşını sakladığın,
İlk kez kalbinin çarptığını duyduğun
O eski, o tanıdık dilde…
Ben seni,
Hiç kimsenin söylemediği sözcüklerle sevmedim.
Bir “canım” dedim sadece,
İçinde çocukluğum vardı.
Bir “gülüm” dedim,
İçinde bütün baharlar.
Sonra gözlerine baktım.
Meğer gözlerin de bir dilmiş,
Ne tercüman ister,
Ne sözlük.
Bir bakışın,
Bütün şiirleri susturacak kadar derin,
Bir gülüşün,
Bütün kışları unutturacak kadar sıcak.
Sen güldüğünde,
Gökyüzü maviyi yeniden öğreniyor sanki.
Rüzgar,
Ağaçların kulağına
Eski bir türkü fısıldıyor.
Ve ben,
Dünyanın bütün kalabalıkları içinde,
Kendime bir yuva buluyorum.
Aşk dediğin nedir ki?
Bir elin diğer ele
Hiç acele etmeden uzanması…
Bir sessizliği birlikte dinlemek…
Bir fincan çayın buharında
Uzun yolları unutmak…
Ve akşam olurken,
Bir çift gözde
Bütün yorgunluğunu bırakabilmek.
Ben seni,
Ne bir masal gibi sevdim,
Ne de bir düş gibi.
Gerçek kadar yakın,
Gökyüzü kadar uzak,
Deniz kadar sabırlı,
Toprak kadar vefalı sevdim.
Ve öğrendim ki,
Sevmenin en güzel hali,
Büyük sözler söylemek değilmiş.
Sevdiğinin gözlerine bakıp,
Orada kendini bulabilmekmiş.
Çünkü senin gözlerinde,
Çocukluğumun göğü var.
Annemin duası,
İlkbaharın kokusu,
Yağmurdan sonra kokan toprak,
Ve yüreğime iyi gelen bütün renkler…
Şimdi biri bana
“Aşkın hangi dilde yazılır?” diye sorsa,
Hiç düşünmeden adını söylerim.
Bazı insanlar,
Bir ömür konuşulan bir şiir gibidir.
Ve bazı gözler vardır ki,
İnsan onlara baktıkça,
Kendi kalbinin sesini
İlk kez duyuyormuş gibi olur.
-Leyla Edinç
YORUMLAR - 0
Yorumunuzu yazın