Leyla Edinc
Anasayfa Leyla'dan Leyla'ca Aforizmalar
Ana sayfa | Leyla'dan | AYRILIĞIN KADIN VE ERKEK ÜZERİNDE ETKİSİ!

Ayrılık, iki insanın aynı hikayeyi farklı yerlerinden kaybetmesidir. Dışarıdan bakıldığında bir ilişkinin bitişi tek bir olay gibi görünür; oysa gerçekte iki ayrı dünyanın içinde iki farklı süreç yaşanır. Bu yüzden ayrılığın ilk günlerinde güçlü görünen kişi aylar sonra dağılabilir, en çok ağlayan kişi ise zamanla ayağa kalkıp yoluna devam edebilir.

   Ancak burada önemli olan şey kadın ya da erkek olmak değil; duygularla kurulan ilişki biçimidir. Yine de genel olarak bakıldığında kadınlar ve erkekler ayrılığı farklı zamanlarda yaşama eğilimindedir.

Kadınların ayrılığı genellikle ayrılmadan önce başlar…

Bir kadın sevdiği insandan bir günde vazgeçmez.

Önce anlamaya çalışır.

Sonra anlatmaya…

Sonra düzeltmeye…

Sonra beklemeye…

Defalarca konuşur, anlatır, çaba gösterir, kırıldığını söyler, duyulmayı bekler.

Aslında birçok kadın ayrılık kararını verdiği gün değil, kendini yalnız hissetmeye başladığı gün kaybetmeye başlar ilişkiyi.

İçinde yüzlerce kez hesaplaşır:

“Belki düzelir…”

“Belki beni anlar…”

“Belki biraz daha sabretmeliyim…”

Bu süreç bazen aylar, bazen yıllar sürer.

Bu yüzden ayrılık gerçekleştiğinde insanlar çoğu zaman şaşırır:

“Nasıl bu kadar sakin olabilir?”

Çünkü onun gözyaşları o gün başlamamıştır.

O ağlaması gereken geceleri çoktan yaşamıştır.

Bir kadın ayrılırken yalnızca bir insanı değil; kurduğu hayalleri, geleceğe dair planlarını, birlikte yaşlanma düşüncesini ve emek verdiği yılları da uğurlar.

Ve bu vedayı çoğu zaman sessizce yapar.

Erkeklerin ayrılığı çoğu zaman sonradan başlar…

Erkeklerin önemli bir kısmı ise ayrılık anında kendilerini daha güçlü hisseder.

Çünkü karar verilmiştir.

Tartışmalar bitmiştir.

Sorunlar geride kalmıştır.

Özgürleştiğini düşünür.

İlk günlerde arkadaşlarla geçirilen zamanlar, yoğun iş temposu, yeni uğraşlar ve günlük hayatın hareketi duyguların üzerini örtebilir. Hatta bu arada yeni bir ilişki yaşayıp ardında bıraktığı insanın duygularını bile hiç önemsemez. Onun neler yaşadığını yazdığı mesajları sonuna kadar okunmayacak kadar değersizdir o dönemde. Yeni bir insanın gözlerinde farklı bir yolculuğu yaşıyordur. 

Ama bastırılan duygu kaybolmaz.

Sadece ertelenir.

Ve insanın en büyük yanılgılarından biri, hissetmediği şeyi atlattığını sanmasıdır.

Zaman geçer.

Bir sabah kahvesini içerken…

Bir şarkı duyduğunda…

Bir restorana tek başına gittiğinde…

Hastalandığında…

Başına güzel bir şey geldiğinde bunu paylaşacak ilk kişiyi aradığında…

Eksikliği görünür hale gelir.

İşte çoğu erkek için gerçek ayrılık o zaman başlar.

Çünkü artık giden kişinin yokluğu değil, onun hayatındaki yeri hissedilmektedir.

İnsan en çok alışkanlıklarını özler…

Birçok kişi ayrılıktan sonra sevgiyi özlediğini düşünür.

Oysa bazen özlenen şey sevginin kendisinden çok birlikte kurulan hayattır.

Sabah gelen mesaj…

Gün içinde edilen kısa telefon…

Beraber izlenen diziler…

Hafta sonu planları…

Tanıdık bir ses…

İnsan bazen bir kişiyi değil, onun yanında olduğu hali özler.

Bu nedenle ayrılıktan sonra gelen pişmanlık her zaman aşkın kanıtı değildir.

Bazen yalnızlığın…

Bazen alışkanlığın…

Bazen de kaybedilen güven duygusunun fark edilmesidir.

Pişmanlık ve Özlem aynı şey değildir!

Ayrılıklardan sonra insanların en çok karıştırdığı duygu budur.

Birini özlemek, mutlaka onu geri istemek değildir.

Birini kaybettiği için üzülmek, onu hak ettiği gibi sevdiği anlamına da gelmez.

Bazı insanlar giden kişiyi değil, onun hayatlarında bıraktığı boşluğu özler.

Bu yüzden ayrılıklardan sonra gelen dönüşlerin hepsi sevgi değildir.

Kimi zaman yalnızlıktır.

Kimi zaman vicdandır.

Kimi zaman alışkanlıktır.

Kimi zaman da kaybettiği değerin geç fark edilmesidir.

Gerçek sevgi ise sadece özlemekle ölçülmez.

Gerçek sevgi, o kişi yanınızdayken ona nasıl davrandığınızla ölçülür.

Hayatta bazı gerçekler ancak yoklukla anlaşılır.

Bir insanın değeri bazen sesini duyamadığınızda…

Mesajını alamadığınızda…

Kapınızı çalmadığında…

Hayatınızdan tamamen çekildiğinde anlaşılır.

Ama hayatın acı tarafı şudur:

Bazı fark edişler çok geç gelir.

Çünkü insanlar çoğu zaman sahip olduklarının değerini, onları kaybettikten sonra anlarlar.

Ve bazen sevgi bittiği için değil; ihmal edildiği için kaybedilir.

Sonuçta ayrılık bir kazanan ve kaybeden hikayesi değildir.

Kadınlar genellikle acılarını önce yaşayıp sonra iyileşirler.

Erkekler ise çoğu zaman güçlü görünerek başlayıp sonradan yüzleşirler.

Ama her ayrılığın sonunda değişmeyen bir gerçek vardır:

Sevgi varsa emek ister.

İlgi ister.

Sorumluluk ister.

Çünkü bir insanı kaybetmek çoğu zaman bir anda olmaz.

İnsanlar önce anlaşılmadıklarını hissederler,

Sonra yalnızlaşırlar..

Sonra susarlar…

En sonunda giderler…

Ve bazen kapı kapandığında geriye sadece şu cümle kalır:

“Keşke değerini, yanımdayken bilseydim.”…

-Leyla Edinç

Paylaş
X

Değerlendir

Bu sayfayı değerlendirin
0
5 üzerinden
Değerlendirme için yıldızlardan birini seçin
Değerlendirmeniz kaliteyi geliştirmemize yardımcı olur.

YORUMLAR - 0

Yorumunuzu yazın

Zorunlu değil

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

Captcha