Bugün 9 Eylül 2026
Bugün benim doğum günüm.
9 Eylül 1969’da başlayan hikayemin üzerinden tam 57 yıl geçti.
Söylemesi ne kadar kolay: 57 yıl.
Ama bir insanın ömründen geçen 57 yıl, bir rakama sığmayacak kadar çok şey demek.
İnsanlar…
Evler…
Yollar…
Başlangıçlar ve vedalar…
Sevinçler, hayal kırıklıkları, korkular, cesaretler…
Verdiğim doğru kararlar, yanlış olduğunu düşündüğüm seçimler ve yıllar sonra aslında beni başka bir yere götürmek için yaşandığını fark ettiğim olaylar…
Bugün geriye baktığımda hayatımı kusursuz bir hikaye olarak görmüyorum.
Zaten artık kusursuz bir hayatın varlığına da inanmıyorum.
Benim hayatım; bazen çok güzel, bazen çok zor, bazen karmakarışık ama bana ait bir hikaye.
Ve bugün onun hiçbir bölümünü inkar etmek istemiyorum.
Çünkü artık biliyorum ki beni ben yapan yalnızca başardıklarım değil.
Kaybettiklerim de bugünkü “Ben” olmamda etkili oldu.
Yanıldığım insanlar da…
Kırıldığım zamanlar da…
Korktuğum halde yürümeye devam ettiğim yollar da…
“Bunu nasıl aşacağım?” dediğim günler de…
Ve kimsenin bilmediği, yalnızca benim içimde verdiğim mücadeleler de.
Bugünkü ben, bütün o günlerin toplamıyım.
Gençken hayatın daha düz bir yol olduğunu sanıyordum…
İyi şeyler yaparsan iyi şeyler olur…
Çalışırsan karşılığını alırsın…
İnsanlara iyi davranırsan onlar da sana iyi davranır…
Seversen sevilirsin…
Hak edersen kazanırsın…
Hayatın matematiğinin böyle olduğunu düşünmek ne kadar güzelmiş.
Sonra yaşadıkça öğrendim:
Hayatın matematiği her zaman böyle çalışmıyor.
Bazen çok emek verip kaybediyorsun.
Bazen çok sevip karşılığını alamıyorsun.
Bazen hiç hak etmediğin bir şey yaşıyorsun.
Bazen güvendiğin biri seni şaşırtıyor.
Bazen bütün planlarını yapıyorsun ve hayat gelip önündeki bütün taşları yeniden diziyor.
Ama bugün biliyorum ki sorun, hayatın her zaman istediğim gibi gitmesi değilmiş.
Asıl olan istediğim gibi gitmediğinde benim kim olduğummuş.
Asıl insanı orada tanıyorsun.
Kendini de.
57 yaşımda artık kendime eskisi kadar sert davranmak istemiyorum.
Geçmişte yaptığım seçimleri bugünkü aklımla yargılamak istemiyorum.
Çünkü o kararları veren kadın, bugünkü ben olan kadın değildi.
O gün bildikleriyle, hissettikleriyle, korkularıyla, umutlarıyla elinden geleni yapıyordu.
Bugün bildiklerini o zaman bilmiyordu.
Zaten bilseydi, adına hayat tecrübesi denmezdi.
Bu nedenle geçmişime baktığımda artık sürekli,
“Keşke…” demek yerine,
“Demek ki bunu da yaşamam gerekiyormuş.”
demeyi öğreniyorum.
Her şeyin mutlaka güzel bir nedeni olduğuna inandığım için değil.
Bazı şeylerin hiçbir güzel tarafı yoktu.
Bazı kayıplar sadece kayıptı.
Bazı insanlar gerçekten yanlıştı.
Bazı acılar gereksizdi.
Ama yaşandıktan sonra önümde iki seçenek vardı: Onların altında kalmak ya da onları kendimin bir parçasına dönüştürüp yoluma devam etmek.
Ben devam ettim.
Benim kendimde en çok sevdiğim tarafım da bu.
Devam edebilmek.
Yorulsam da…
Kırılsam da…
Bazen umudumu kaybetsem de…
Bir süre durup sonra yeniden ayağa kalkabilmek.
Hayat bana güçlü olmayı öğretirken bunun bedelini de ödetti.
Çünkü insan çoğu zaman gücü rahat günlerde öğrenmiyor.
Güç, başka seçeneğinin kalmadığını düşündüğün günlerde sessizce içine yerleşiyor.
Bugün hayata eskisinden farklı bakıyorum.
Artık herkesi ikna etmek gibi bir derdim yok.
Beni herkesin anlamasını da beklemiyorum.
Hakkımda ne düşünüldüğünü eskisi kadar önemsemiyorum.
Çünkü bir insanın beni gerçekten değerlendirebilmesi için yalnızca bugün bulunduğum yere değil, buraya gelene kadar yürüdüğüm yola da bakması gerekir.
Ve o yolu benden başka hiç kimse tamamen bilmiyor.
Kaç kez korktuğumu…
Kaç kez yeniden başladığımı…
Kaç şeyi içime attığımı…
Kaç defa kendi kendimin omzuna yaslandığımı…
Kaç kez “Bir şekilde halledeceğim” deyip gerçekten hallettiğimi ben biliyorum.
Bu yüzden bugün kendime dışarıdan alkış aramak yerine, dönüp kendi omzuma dokunabilmeyi daha değerli buluyorum.
İyi ki geldin buraya.
Kolay olmadı.
Ama geldin.
57 yaş zaman konusunda da farklı düşündürüyor beni.
Zaman sonsuz değil.
Bunu artık gençken bildiğim gibi bilmiyorum.
Şimdi gerçekten hissediyorum.
Bu düşünce beni korkutmaktan çok özgürleştiriyor.
Çünkü insan zamanın sınırlı olduğunu anlayınca neye zaman harcamaması gerektiğini de daha iyi anlıyor.
Artık gereksiz kırgınlıklara ayıracak yıllarım yok.
Beni tüketen insanlara kendimi anlatmak için harcayacak enerjim yok.
Başkalarının beklentilerine göre yaşayacak zamanım yok.
Sırf alıştım diye hayatımda tutmam gereken şeyler olduğuna da inanmıyorum.
Bundan sonraki yıllarımda hayatımda daha az “mecburum”, daha fazla “istiyorum” olsun istiyorum.
Daha az kalabalık, daha çok gerçek insan…
Daha az gürültü, daha çok huzur…
Daha az gösterme ihtiyacı, daha çok yaşama arzusu…
Daha az erteleme…
Daha çok yolculuk.
Daha çok merak.
Daha çok kahkaha.
Daha çok sevdiklerime sarılmak.
Daha çok kendime zaman ayırmak.
Ve mümkünse, hiçbir yere yetişmek zorunda olmadığım sabahlar…
Bugün başarı kelimesinin anlamı da benim için değişti.
Bir zamanlar başarı daha çok sahip olduklarımızla ilgili görünürdü belki.
Şimdi benim için başarı; gece başımı yastığa koyduğumda içimin rahat olması.
Kendi emeğimin karşılığını alıyor olmak.
Kimseye muhtaç olmadan ayakta durabilmek.
Sevdiğim insanların iyi olduğunu görmek.
İstediğim zaman bir yolculuğa çıkabilmek.
Sabah aynaya baktığımda karşımdaki kadını tanımak.
Ve en önemlisi…
Kendi hayatımın içinde kendime yabancılaşmamak.
Bence insanın en büyük zenginliği de bu.
Kendi hayatının sahibi olabilmek.
Elbette hala korkularım var.
Hala bilmediğim şeyler var.
Hala önümde cevaplarını göremediğim sorular var.
57 yaşına gelmek insanı her şeyi bilen biri yapmıyor.
Belki tam tersine… İnsan yaş aldıkça ne kadar az şey bildiğini daha iyi anlıyor.
Ama artık bilinmezlik beni eskisi kadar korkutmuyor.
Çünkü hayat bana defalarca gösterdi:
Henüz görmediğim yollarla da başa çıkabilirim.
Bugüne kadar çıktım.
Bundan sonra da çıkarım.
Bugün kendime bir söz vermek istiyorum.
Hayatımın bundan sonraki bölümünü sürekli geçmişi tamir etmeye çalışarak geçirmeyeceğim.
Geçmiş geçti.
Orada güzel şeyler de var.
Acılar da.
Başarılar da.
Yanlışlar da.
Sevdiğim insanlar da.
Kaybettiklerim de.
Hepsi benim hikayemin parçaları.
Hiçbirini çöpe atmıyorum.
Ama hiçbirini sırtımda taşımak zorunda da değilim.
Onları ait oldukları yere bırakıp önüme bakıyorum.
Çünkü önümde hala boş puzzle parçaları var.
Henüz tanışmadığım insanlar…
Henüz görmediğim şehirler…
Henüz bilmediğim sabahlar…
Henüz kahkahasını atmadığım günler…
Henüz vermediğim kararlar…
Belki yeniden başlayacağım şeyler…
Belki bırakacağım şeyler…
Belki de hayatımın en güzel dönemlerinden bazıları henüz yaşanmadı.
Bunu bilmiyorum.
Ve ilk kez, her şeyi bilmek zorunda olmadığımı hissediyorum.
Bugün 57 yaşındayım.
Yüzümde geçen yılların izleri var.
Kalbimde insanların izleri…
Aklımda öğrendiklerim…
Ruhumda kaybettiklerim ve kazandıklarım…
Ama hala meraklıyım.
Hala düşlerim var. Ve ben düşlerimdeki standartı hiç düşürmüyorum.
Hala yeni bir yere gittiğimde çocuk gibi etrafa bakabiliyorum.
Hala güzel bir şeye heyecanlanabiliyorum.
Hala öğreniyorum.
Hala değişiyorum.
Hala şaşırıyorum.
Hala seviyorum.
Ve en önemlisi, hala yaşıyorum.
Sadece nefes almak anlamında değil.
Gerçekten yaşamak istiyorum.
Görerek.
Hissederek.
Gezerek.
Severek.
Bazen yanılarak.
Bazen hiçbir şey yapmadan bir fincan kahve içerek…
Bazen yeniden başlayarak.
Ama kendi seçimlerimle.
Bugün doğum günüm.
Ve bugün kendime “Daha ne kadar başarmalısın?” diye sormuyorum.
“İnsanlar senin hakkında ne düşünüyor?” diye de sormuyorum.
Kendime yalnızca şunu soruyorum: “Leyla, bundan sonraki hayatını nasıl yaşamak istiyorsun?”…
Cevabım çok basit:
Huzurlu.
Özgür.
Meraklı.
Sevdiğim insanlarla.
Kendime ihanet etmeden.
Gereksiz yükleri taşımadan.
Ve hayat bana ne getirirse getirsin, onun karşısında yine kendim olarak.
57 yıllık hayatımın bana öğrettiği en önemli şey şu: Hayat mükemmel olmak zorunda değil. Ben de değilim…
Bazı parçalar hala eksik olabilir.
Bazıları yanlış yere konmuş olabilir.
Bazılarının nereye ait olduğunu hala bilmiyor olabilirim.
Ama bugün geriye çekilip oluşan resme baktığımda şunu söyleyebiliyorum: Bu benim hayatım.
Acısıyla, sevinciyle, yanlışlarıyla, doğrularıyla, mücadeleleriyle, insanlarıyla, kayıplarıyla ve yeniden başlangıçlarıyla…
Benim.
Ve bugün, 57. yaşımın kapısında, kendime verebileceğim en güzel hediye belki de geçmişimi değiştirmeye çalışmak değil; yaşadığım bütün yıllara teşekkür edip, yaşayacağım yılları merakla karşılamak.
İyi ki doğdun Leyla.
İyi ki düştüğün yerlerden kalktın.
İyi ki bazı şeyleri bıraktın.
İyi ki bazı şeyler için mücadele ettin.
İyi ki hala merak ediyorsun.
İyi ki hala düşlerin var.
Ve iyi ki bütün yaşadıklarına rağmen kalbinin bir yerinde hayata hala yer bırakıyorsun.
Şimdi yeni bir yaş başlıyor.
Bu kez hayatı kovalamak istemiyorum.
Onu yaşamak istiyorum.
Hoş geldin 57.
Bakalım bu kez puzzle’a hangi parçaları ekleyeceğiz?..
-Leyla Edinç
YORUMLAR - 0
Yorumunuzu yazın