İnsan Neden Kendi İradesinden Vazgeçer?
“Sürü psikolojisine girmiş insanların kalabalıklaştıklarını gördüklerindeki ilk işleri, kendilerini güdecek bir çoban aramak ya da buldukları bir çobanın sürüsüne katılmak olacaktır.”…
— L.E.
İnsan hakkında belki de en rahatsız edici sorulardan biri şudur: İnsan gerçekten özgür olmak ister mi?
İlk bakışta cevabımız tereddütsüz biçimde “evet” olacaktır. Çünkü özgürlük, modern insanın kendisi hakkında kurduğu en güçlü anlatılardan biridir. Kendi kararlarımızı verdiğimize, düşüncelerimizi kendimizin oluşturduğuna, neye inanacağımızı, kimi seveceğimizi, kimi destekleyeceğimizi ve hangi değerleri savunacağımızı kendimizin seçtiğine inanmak isteriz.
Fakat insanlık tarihine biraz uzaktan bakıldığında başka bir gerçek belirir: İnsan yalnızca özgürlüğü arayan bir varlık değildir.
Aynı zamanda ait olmak, korunmak, onaylanmak, yönlendirilmek ve belirsizlikten kurtulmak isteyen bir varlıktır.
Ve bazen bu ihtiyaçlar özgürlük arzusundan daha güçlü hale gelir.
İşte sürü psikolojisi tam burada başlar.
Sürü psikolojisi, insanların yalnızca birbirlerini taklit etmesi değildir. Daha derinde, bireyin kendi muhakemesinin yükünden kısmen vazgeçerek düşünme ve karar verme sorumluluğunu topluluğa devretmesidir.
Kalabalık büyüdükçe birey küçülür.
Birey küçüldükçe sorumluluk hafifler.
Ve yeterince büyük bir kalabalık oluştuğunda ortaya kaçınılmaz bir soru çıkar:
“Bize kim yol gösterecek?”…
Çoban böyle doğar.
Antropolojik boyut: İnsan neden sürüye ihtiyaç duydu?
İnsan, evrimsel tarihinin büyük bölümünü küçük topluluklar içerisinde geçirdi. Tek başına yaşamak yalnızca psikolojik olarak zor değil, fiziksel olarak da tehlikeliydi.
Beslenmek, avlanmak, çocuk büyütmek, düşmanlardan korunmak ve doğanın güçleri karşısında hayatta kalmak işbirliğini gerektiriyordu.
Dolayısıyla insan beyninde çok eski bir denklem oluştu:
Gruba ait olmak = hayatta kalmak.
Dışlanmak ise yalnızlık anlamına gelmekten çok daha fazlasıydı; kimi koşullarda ölüm riskinin artması demekti.
Bu nedenle insan zihni yalnızca gerçeği bulmaya göre biçimlenmedi.
Aynı zamanda gruba uyum sağlamaya göre biçimlendi.
Burada modern insanın önemli çelişkilerinden biri ortaya çıkar.
Bugün mağaralarda yaşamıyoruz. Bir kabile tarafından dışlanmak çoğumuz için fiziksel ölüm anlamına gelmiyor. Fakat milyonlarca yıllık sosyal mirasımız hala bizimle.
Bu yüzden insan bazen doğru bildiğini savunmak ile ait olduğu grubun dışında kalmak arasında seçim yapmak zorunda kaldığında şaşırtıcı biçimde ikinci seçenekten kaçınır.
Gerçekten vazgeçebilir.
Fikrini değiştirebilir.
Sessiz kalabilir.
Hatta bir süre sonra grubun düşüncesini gerçekten kendi düşüncesi sanmaya başlayabilir.
Çünkü insanın en eski korkularından biri yalnız kalmaktır.
Sosyolojik boyut: Kalabalık nasıl “biz”e dönüşür?
Bir araya gelmiş her insan topluluğu sürü değildir.
Bir toplumun sürüleşmesi için insanların aynı düşünmesi de şart değildir.
Asıl dönüşüm, insanların bireysel muhakemelerini grubun kolektif kimliğine teslim etmeye başlamalarıyla gerçekleşir.
Bir süre sonra mesele “Bu doğru mu?” olmaktan çıkar.
Yerine şu soru gelir: “Bizimkiler bu konuda ne düşünüyor?”…
Bu küçücük değişiklik son derece önemlidir.
Çünkü artık fikir, doğruluğundan dolayı değil, aidiyetinden dolayı değerlendirilmektedir.
Bizim grubumuz söylüyorsa doğrudur.
Karşı taraf söylüyorsa şüphelidir.
Bizim liderimiz yapıyorsa bir gerekçesi vardır.
Karşı tarafın lideri yapıyorsa kötüdür.
Böylece ahlaki ve entelektüel ölçütler evrensel olmaktan çıkar, kabilesel hale gelir.
Sosyolojik anlamda “çoban” da tam bu noktada güç kazanır.
Çoban yalnızca emir veren kişi değildir.
Çoban, kalabalığa kim olduğunu söyleyen kişidir.
“Biz buyuz.”…
“Onlar şunlar.”…
“Biz haklıyız.”…
“Onlar tehlikeli.”…
“Biz mağduruz.”…
“Bizi ancak ben koruyabilirim.”…
Bu dil son derece güçlüdür. Çünkü karmaşık bir dünyayı basit bir hikâyeye dönüştürür.
Ve insanlar çoğu zaman karmaşık gerçeklerden çok, anlaşılır hikayelere bağlanırlar.
Psikolojik boyut: İnsan neden düşünme sorumluluğunu devreder?
Özgür düşünmenin romantik bir tarafı vardır ama ağır bir bedeli de vardır:
Sorumluluk.
Kendi kararınızı verdiğinizde sonucunun sorumluluğu size aittir. Fakat kalabalığın kararını takip ettiğinizde psikolojik yük paylaşılır.
“Ben yapmadım.”…
“Herkes böyle düşünüyordu.”…
“Bize böyle söylendi.”…
“Ben yalnızca gruba uydum.”…
Bu nedenle sürü psikolojisinin insan üzerindeki en güçlü etkilerinden biri sorumluluğun seyrelmesidir.
Kalabalığın içerisinde insan tek başınayken yapmayacağı şeyleri yapabilir; tek başınayken söylemeyeceği sözleri söyleyebilir ve normal koşullarda sorgulayacağı düşünceleri sorgulamadan kabul edebilir.
Solomon Asch’in uyma deneyleri bu konuda psikoloji tarihinin en çarpıcı örneklerinden birini ortaya koymuştur: İnsanlar, çevrelerindeki grubun açıkça yanlış bir cevap verdiği koşullarda dahi zaman zaman kendi gözleriyle gördüklerinden şüphe edebilmiştir.
Buradaki sorun zeka eksikliği değildir.
Aidiyet baskısıdır.
İnsan yalnızca yanlış yapmaktan korkmaz.
Yalnız kalmaktan da korkar.
Ve bazen ikinci korku birincisinden büyüktür.
Çoban neden rahatlatıcıdır?
Çoban metaforunun en önemli tarafı burada ortaya çıkar.
Güçlü otorite yalnızca baskı yaratmaz.
Aynı zamanda bazı insanlar için rahatlama sağlar.
Çünkü lider karar verir.
Lider açıklar.
Lider düşmanı tanımlar.
Lider geleceği tarif eder.
Lider neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyler.
Bireyin yapması gereken ise çok daha kolaydır:
İnanmak ve takip etmek.
Erich Fromm’un özgürlük üzerine düşüncelerindeki temel paradokslardan biri de budur. İnsan tarih boyunca özgürleşmek için mücadele etmiş olsa bile özgürlüğün beraberinde getirdiği yalnızlık, belirsizlik ve sorumluluk zaman zaman dayanılması güç bir yük haline gelebilir.
Böyle durumlarda insan özgürlüğünden kaçıp güçlü bir otoriteye sığınabilir.
Çünkü bazen emir almak, karar vermekten daha kolaydır.
İtaat, düşünmenin yükünü azaltır.
Felsefi boyut: Platon’un mağarası hala içimizdedir.
Platon’un mağara alegorisinde insanlar çocukluklarından beri bir mağarada zincirlenmiş, duvara yansıyan gölgeleri seyretmektedir.
Onlar için gerçeklik bu gölgelerden ibarettir.
İçlerinden biri zincirlerinden kurtulup dışarı çıktığında ise bambaşka bir gerçeklikle karşılaşır.
Fakat hikayenin en önemli kısmı dışarı çıkması değildir.
Geri dönmesidir.
Çünkü mağaradakilere gördüklerinin gerçek olmadığını söylediğinde onu kolayca kabul etmezler.
İnsan zihninin trajedisi belki de burada gizlidir:
İnsan her zaman gerçeği istemez; bazen alıştığı gerçeğin bozulmamasını ister.
Sürü de kendi mağarasını yaratır.
Duvarlarında ortak kanaatler vardır.
Ortak düşmanlar vardır.
Ortak doğrular vardır.
Ve bütün bunları açıklayan bir çoban vardır.
Mağaranın dışına çıkmak ise yalnızca düşünmek değildir.
Yalnız kalabilme cesaretidir.
Nietzsche ve sürü ahlakı burada ele alınmalıdır.
Nietzsche’nin “sürü” kavramı burada başka bir kapı açar. Nietzsche açısından tehlike yalnızca insanların bir lidere itaat etmesi değildir. Daha derindeki tehlike, toplumun bireyi ortalamaya doğru çekmesidir.
Farklı olan rahatsız eder.
Soru soran huzuru bozar.
Şüphe eden güveni sarsar.
Kendi değerlerini yaratmaya çalışan kişi ise grubun ortak ahlakına tehdit oluşturabilir.
Bu yüzden sürü yalnızca çoban tarafından yönetilmez.
Sürü de kendi üyelerini denetler.
Bazen çobanın insanları susturmasına bile gerek kalmaz.
İnsanlar birbirlerini susturur.
Alay ederler.
Dışlarlar.
Etiketlerler.
İtibarsızlaştırırlar.
Böylece sürünün sınırlarını bizzat sürü korumaya başlar.
İşte otoritenin en güçlü hali budur: Çobanın sopasına artık ihtiyaç kalmadığında.
Modern çağın görünmez çobanları
Bugünün çobanı her zaman kürsüde duran bir lider değildir.
Bazen bir algoritmadır.
Bazen milyonlarca takipçisi olan bir sosyal medya figürüdür.
Bazen bir televizyon yorumcusudur.
Bazen ideolojik bir grup.
Bazen dini bir otorite.
Bazen siyasi bir hareket.
Bazen de yalnızca “Herkes böyle düşünüyor.” cümlesidir.
Modern insan kendisini tarihin en bağımsız bireyi olarak görebilir.
Fakat sabah uyandığında ne göreceğine algoritmalar karar verebilir.
Hangi tartışmanın önemli olduğunu sosyal medya belirleyebilir.
Neye öfkeleneceğini kalabalık gösterebilir.
Kimi alkışlayacağını, kimi dışlayacağını, hangi kelimelerin kabul edilebilir olduğunu çevresindeki grup öğretebilir.
Bu nedenle çağımızın çobanları geçmiştekilerden daha görünmez olabilir.
Ve görünmeyen otorite bazen görünen otoriteden daha güçlüdür.
Çünkü insan kendisini yönlendiren şeyi fark etmediğinde, yönlendirilmiş davranışını kendi özgür iradesi sanabilir.
Kalabalık neden lidere, lider neden kalabalığa ihtiyaç duyar?
Çoban ile sürü arasındaki ilişki tek yönlü değildir.
Sürü çobanını yaratırken çoban da sürüyü yaratır.
Kalabalık lidere güvenlik, yön ve kimlik için ihtiyaç duyabilir.
Lider ise kalabalığa kendi iktidarının meşruiyeti için ihtiyaç duyar.
Böylece karşılıklı bir psikolojik sözleşme oluşur:
“Sen bana kim olduğumu söyle; ben de sana beni yönetme hakkını vereyim.”…
Bu sözleşme özellikle korku dönemlerinde güçlenir.
Ekonomik krizler, savaşlar, toplumsal değişimler, göçler, salgınlar, kültürel çatışmalar ve geleceğe ilişkin belirsizlik arttıkça insanlar daha kesin cevaplar arayabilir.
Belirsizlik arttığında gri alanlara tahammül azalır.
İnsanlar artık: “Duruma göre değişir.” diyen kişiden çok, “Gerçek budur.” diyen kişiye yönelebilir.
Çünkü kesinlik güven verir.
Yanlış bir kesinlik bile bazen doğru bir belirsizlikten psikolojik olarak daha çekicidir.
En tehlikeli an: Ahlakın sürüye teslim edilmesi
Sürü psikolojisinin en karanlık tarafı insanların aynı şeyi düşünmesi değildir.
Asıl tehlike, vicdanın kolektifleştirilmesidir.
Birey bir noktadan sonra davranışının ahlaki olup olmadığını kendi vicdanıyla değerlendirmek yerine grubun onayına bakmaya başlar.
“Biz yapıyorsak doğrudur.”…
İnsanlık tarihindeki birçok toplumsal felaketin kapısı bu cümleyle açılmıştır.
Çünkü kötülüğün gerçekleşmesi için toplumdaki herkesin kötü olması gerekmez.
Bazen yeterince çok insanın: “Ben karar vermiyorum.”
demesi yeterlidir.
Hannah Arendt’in kötülüğün sıradanlığı üzerine düşüncelerinin ürpertici taraflarından biri de budur: Büyük kötülükler her zaman şeytani karakterlerden doğmaz; kimi zaman düşünmeyi, sorgulamayı ve kişisel sorumluluk almayı bırakan sıradan insanların oluşturduğu sistemler içinde mümkün hale gelir.
Peki sürünün dışına çıkmak mümkün müdür?
Tam anlamıyla sürünün dışında yaşayan bir insan belki de yoktur.
Hepimiz ailelerin, kültürlerin, toplumların, dillerin, sınıfların, ülkelerin ve çağların çocuklarıyız.
Hepimiz etkileniyoruz.
Hepimizin ait olduğu gruplar var.
Dolayısıyla özgür düşünce, hiçbir şeyden etkilenmemek değildir.
Neyden etkilendiğinin farkında olabilmektir.
Gerçek bireysellik: “Ben kimseyi takip etmiyorum.”
demek değildir.
Daha zor sorular sorabilmektir: “Buna neden inanıyorum?”…
“Bu düşünce gerçekten benim mi?”…
“Benim grubumun karşısındaki biri aynı şeyi yapsaydı yine savunur muydum?”…
“Yanılıyor olabileceğimi kabul edebilir miyim?”
“Beni dışlayacaklarını bilsem yine aynı şeyi söyler miydim?”
ÖVe belki en önemlisi: “Çobanımın yanıldığını gördüğümde sürüden ayrılabili miyim?”…
Çünkü özgür düşüncenin gerçek sınavı, herkes size katılırken farklı düşünmek değildir.
Sevdiğiniz ve ait olduğunuz insanlar size katılmadığında da düşünebilmektir.
Çobansız yürüyebilmek mümkün müdür?
İnsan toplumsal bir varlıktır ve öyle kalacaktır.
Birlikte yaşamak zorundayız.
Birbirimize ihtiyaç duyuyoruz.
Aidiyet kötülük değildir.
Topluluk da değildir.
Liderlik de değildir.
Sorun, aidiyetin muhakemenin yerine geçtiği noktada başlar.
Çünkü sağlıklı bir toplumun amacı çobansız bir kalabalık yaratmak değil; kendi yönünü tayin edebilen bireylerin birlikte yaşayabileceği bir düzen kurmaktır.
Belki insanlığın gerçek ilerlemesi de teknolojisinden, binalarından ya da sahip olduğu bilgiden önce burada ölçülmelidir: Bir insan kalabalığın ortasında durup hala kendi vicdanının sesini duyabiliyor mu?
Kendi tarafının yanlışına yanlış diyebiliyor mu?
Herkes aynı yöne yürürken bir an durup, “Nereye gidiyoruz?” diye sorabiliyor mu?
Çünkü sürü olmak için insanın aklını tamamen kaybetmesine gerek yoktur.
Onu kullanma sorumluluğunu başkasına bırakması yeterlidir.
Özgürlüğün en yalın tanımı da budur: Çobanın kim olduğunu seçebilmek değil, gerektiğinde çobansız yürüyebilmektir.
-Leyla Edinç
YORUMLAR - 0
Yorumunuzu yazın