Bir gün;
Oyun oynarken yarıda kesildi çocukluğu,
Bez bebekleri sustu…
Adını koyamadığı bir korku
Ellerinden tutup götürdü O’nu.
Kimse sormadı;
“Canın acıyor mu?” diye.
Kimse anlatmadı,
Bedeninin kendine ait olduğunu.
Cehalet, bir bıçak gibi
Yüzyılların karanlığından çıkıp
Küçük bir kalbe saplandı.
O gün
Yalnız eti değil,
Gülüşü de kesildi biraz.
Utanç öğretildi O’na.
Susmak öğretildi.
Acıya alışmak öğretildi.
Sonra büyüdü…
Ama çocuk kalamadı hiç.
Erken yaşta bir gelinlik giydirildi sırtına.
Dizlerine kadar gelen korkusuyla,
Başka bir kadının evine verildi,
“ikinci” diye anılan bir gölge olarak.
Bir evde iki kadın,
Ama tek bir hayat hakkı.
Birinin sesi yüksek,
Ötekinin adı yok.
Gözlerini yere indirerek öğrendi,
Değerinin başkalarının sözleri kadar olduğunu.
Günler geçti,
Elleri nasır tuttu.
Yüreği yorgun düştü.
Çocuklar doğurdu ardı ardına,
Ama çocuklarını sevmeye
Hiç zamanı olmadı.
Bir bebeğin saçını okşamak isterken,
Ocağın ateşi çağırdı O’nu.
Tarlanın yolu çağırdı,
Yoksulluğun ağır yükü,
Omuzlarına bir dağ gibi çöktü.
Ve dünya döndü,
O’nun sessiz çığlıklarını kimse duymadan.
Bu bir kadının hikayesi değil yalnız,
Birçok kızın ortak kaderi…
Karanlıkta büyüyen
Adsız yaraların hikayesi.
Ama her yara bir gün anlatılınca,
Bir ışık yakar karanlığa.
Her ses bir başka kızın kaderini değiştirir.
Bir gün
O kızlar konuşacak,
Kendi bedenlerini,
Kendi hayatlarını savunacak.
Cehaletin zincirleri birer birer kırılacak.
Ve bir gün;
Hiçbir kız çocuğu korkuyla büyümeyecek,
Hiçbir anne
Çocuklarını sevmeye vakit bulamadan,
Yıllarını tüketmeyecek.
Çünkü umut,
En karanlık geleneklerden bile daha inatçıdır.
Çünkü bir kadının sesi,
Dünyayı değiştirecek kadar güçlüdür.
-Leyla Edinç
YORUMLAR - 0
Yorumunuzu yazın