Anasayfa Leyla'dan Leyla'ca Aforizmalar
Ana sayfa | Leyla'dan | YA SONRA YOKSA?

Ne çok “sonra” var hayatımızda, değil mi?

Sonra ararım.

Sonra giderim.

Sonra söylerim.

Sonra sarılırım.

Sonra affederim.

Sonra kendim için yaşarım…

Sanki önümüzde hiç tükenmeyecek bir zaman varmış gibi erteliyoruz her şeyi. En çok da sevdiklerimizi, sevgimizi ve söylemek isteyip de içimizde tuttuğumuz o birkaç güzel sözü.

Birini özlüyoruz, aramıyoruz.

Seviyoruz, söylemiyoruz.

Kırılıyoruz, susuyoruz.

Gitmemiz gereken yerden gitmiyor, kavuşmamız gereken insana kavuşmayı erteliyoruz.

Hep bir “daha uygun zaman” bekliyoruz.

Peki ya sonra yoksa?

İnsan belli bir yaştan sonra ölümden çok, yaşayamamış olmaktan korkuyor galiba. Çünkü ölüm yalnızca kalbin durması değildir. İnsan yaşarken de eksilebilir hayattan. Heyecanını kaybedebilir, merakını unutabilir, yıllarca istemediği bir hayatın içinde usulca kendinden vazgeçebilir.

Bu yüzden bazen düşünüyorum: Yaşayan bunca ölü, ölmüş bunca yaşayan varken, ölüm gerçekte nedir ki?

Bazı insanlar gider ama söyledikleri bir cümlede, öğrettikleri bir şeyde, bir kahkahada yaşamaya devam ederler. Bazılarıysa hala buradadır ama çoktan vazgeçmiştir kendinden.

Belki de asıl olan uzun yaşamak değil, yaşarken gerçekten orada olmaktır.

İşte bu yüzden genç kadınların kendilerinden yaşlı kadınlarla daha çok konuşması gerektiğini düşünüyorum.

Ama sadece yaş almış kadınlarla değil…

İyi yaşlanmış kadınlarla.

Hayatı yalnızca seyretmemiş, içine karışmış kadınlarla.

Yanlış insanları sevmiş, yanlış trenlere binmiş, yanlış kararlar vermiş kadınlarla… Sözler vermiş, bazısını tutmuş, bazısını tutamamış; kimi zaman sözünü tuttuğu için bile bedel ödemiş kadınlarla.

Ülkeler görmüş, yollar yürümüş, valizler toplamış kadınlarla…

Terk etmiş.

Terk edilmiş.

Birilerini kaybetmiş.

Bazen kendini kaybetmiş, sonra yeniden bulmuş.

Bir zamanlar “Bunu asla yapmam” dediği şeyleri yapmış; “Onsuz yaşayamam” dediği insanlar olmadan da sabah olduğunu görmüş kadınlarla…

Çünkü hayatın bazı gerçekleri kitaplardan öğrenilmiyor.

Mesela her sevginin sonsuza kadar sürmediğini ama biten her sevginin de boşa yaşanmış olmadığını…

Bazen gitmenin kalmaktan daha büyük bir sevgi olduğunu…

Affetmenin her zaman geri dönmek anlamına gelmediğini…

Bir insanı çok sevmenin, onunla mutlaka bir hayat kurabileceğin anlamına gelmediğini…

Ve en önemlisi, insanın kendisini kaybettiği hiçbir ilişkinin gerçek bir “yuva” olmadığını…

Bunları en iyi, hayatın içinden geçmiş kadınlar bilir.

Onlara gençken neyi çok önemsediklerini sorun. Muhtemelen bugün gülümseyerek anlatacaklardır.

Kim ne dedi…

Kim ne düşündü…

Kim neden aramadı…

Kim daha güzel, kim daha başarılı, kim daha çok sevildi…

Bir zamanlar dünyanın sonu sandığımız nice şeyin, yıllar sonra hayatımızda küçücük bir nokta olduğunu yaş aldıkça öğreniyoruz.

Belki iyi yaşlanmanın sırrı da burada.

Her şeyi çözmekte değil; neyin çözülmeye değmeyeceğini öğrenmekte.

Her savaşı kazanmakta değil; hangi savaşa hiç girmemek gerektiğini anlamakta.

Herkes tarafından sevilmekte değil; artık herkes tarafından sevilmeye ihtiyaç duymamakta.

Ve bir gün insan, hayatın en büyük lüksünün para, gençlik ya da güzellik olmadığını anlıyor.

İç huzuru.

İstemediğin yerde kalmama özgürlüğü.

Sevdiğine “Seni seviyorum” diyebilme cesareti.

Özlediğinde arayabilmek.

Canın istediğinde yola çıkabilmek.

Bir sofrada kahkahadan gözlerinden yaş gelene kadar gülebilmek.

Ve ertesi günün garanti olmadığını bilerek bugünü küçümsememek…

Çünkü ömür dediğimiz şey, büyük olaylardan çok küçük anlardan oluşuyor.

Bir kahve.

Bir telefon konuşması.

Bir dostun sesi.

Annenin elleri.

Çocuğunun gülüşü.

Bir yolculuk.

Bir akşamüstü.

Bir sarılma.

Ve bir gün, farkında olmadan bunlardan birini son kez yaşıyoruz.

Hangisinin son olduğunu bilmeden…

Belki hayatın en büyük yanılgısı, zamanımızın çok olduğunu sanmamızdır.

Oysa yok.

Bu yüzden seviyorsanız söyleyin.

Özlediyseniz arayın.

Gitmek istiyorsanız gidin.

Kalmak istiyorsanız gerçekten kalın.

Sarılmak istiyorsanız sarılın.

Ve hayatınızı, bir türlü gelmeyen o meşhur “doğru zaman”a bırakmayın.

Çünkü yıllar sonra insanın canını en çok yaptığı yanlışlar değil, bazen hiç yapmaya cesaret edemedikleri acıtıyor.

İyi yaşlanmış kadınların yüzündeki o tuhaf huzur belki de bundandır.

Hayatın sonunda her şeyi kontrol edemeyeceklerini öğrenmişlerdir.

İnsanların gideceğini…

Güzelliğin değişeceğini…

Çocukların büyüyeceğini…

Bazı dostlukların biteceğini…

Bazı hayallerin gerçekleşmeyeceğini…

Ve bütün bunlara rağmen bir sabah güneşin yeniden doğacağını.

Sonunda en çok gülmeyi öğrenirler.

Biraz da umursamamayı…

Ama bu umursamazlık sevgisizlikten değildir.

Tam tersine.

Neyi gerçekten umursamaları gerektiğini artık çok iyi bildiklerindendir.

Genç kadınların yaşlı kadınlardan öğrenmesi gereken en önemli şey budur: Hayatı ertelememek.

Çünkü insanın elinde sandığından çok daha az “sonra” vardır.

Ve günün birinde hepimiz aynı gerçekle karşılaşacağız:

Hayat, biz başka zamanlara saklarken geçip gitmiş olabilir.

Çünkü insanın elinde sandığından çok daha az “sonra” vardır.

Ve günün birinde hepimiz aynı gerçekle karşılaşacağız:

Hayat, biz başka zamanlara saklarken geçip gitmiş olabilir.

O yüzden… Kimsenin almasını beklemeden kendinize çiçeğinizi alın… Mumunuzu kendiniz için yakın… 

Ya sonra yoksa?

-Leyla Edinç

Paylaş
X

Değerlendir

Bu sayfayı değerlendirin
0
5 üzerinden
Değerlendirme için yıldızlardan birini seçin
Değerlendirmeniz kaliteyi geliştirmemize yardımcı olur.

YORUMLAR - 0

Yorumunuzu yazın

Zorunlu değil

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

Captcha