Hiçlik, çoğu insanın sandığı gibi boşluk değildir. Bilimde de mutlak boşluğun aslında var olmadığı düşünülür. Kuantum fiziğinde ‘vakum’ dediğimiz alan bile görünmez enerji, olasılık ve potansiyelle doludur. Yani hiçbir şey gibi görünen yer, aslında her şeyin doğabileceği kaynaktır.
İnsan ruhunda da benzer bir durum vardır. Kişi unvanlarını, başarılarını, sahip olduklarını, hatta kendisi hakkında oluşturduğu hikayeleri bir kenara bırakabildiğinde ‘hiçlik’ denen noktaya yaklaşır. Bu yok olmak değildir; aksine, benliğin sınırlarını aşarak daha büyük bir bütünün parçası olduğunu fark etmektir. İşte bu nedenle hiçlik, varoluşun en düşük değil, en yüksek boyutu olarak görülebilir. Çünkü orada artık kanıtlanacak bir üstünlük, korunacak bir imaj veya kazanılacak bir savaş kalmamıştır.
Kibir ise bunun tam tersidir. Kibir, insanın kendisini merkeze koyması ve kendi yansımasına hayran olmasıdır. Sürekli ‘ben’ diyen bir zihin, sessizliğin ve hiçliğin kapısından geçemez. Çünkü hiçliğe ulaşmak için insanın kendini büyütmesi değil, kendine olan bağımlılığını bırakması gerekir. Kibirli kişi hep daha fazla görünmek ister; hiçliğe yaklaşan kişi ise görünme ihtiyacından özgürleşir.
Belki de bu yüzden en derin bilgelik, kendini her şey sanmakta değil, kendini evrenin sonsuzluğu içinde bir damla olarak görebilmektedir. O noktada insan küçülmez; aksine, bütün varoluşla bir olduğunu hissedecek kadar büyür.
Bu düşünce, hem Mevlana Celaleddin-i Rumi gibi tasavvuf geleneğinde hem de Laozi gibi Doğu felsefelerinde farklı biçimlerde dile getirilmiştir: En dolu kap, kendini boşaltabilen kaptır. Kibir doluluk sanrısıdır; hiçlik ise sonsuzluğa açılan kapıdır.
Yine Hacı Bektaş Veli’ye atfedilen “Her ne ararsan kendinde ara.” sözü insanın dışarıdaki makamları, üstünlükleri ve övgüleri bırakarak özüne yönelmesini öğütler. Çünkü hakikate ulaşan kişi, kendini yüceltmek yerine kendi eksikliğini ve sınırlılığını görmeye başlar.
Bir de Yunus Emre’nin söylediği;
“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır.”
Yunus Emre için gerçek bilgi, insanın kendi benliğinin ötesine geçebilmesidir. Kibir “ben biliyorum” derken, bilgelik “Öğrenecek daha çok şey var!” der.
Bektaşi nefeslerinde sıkça geçen bu ifade de başka bir anlatımdır.
“Varlığım yoklukta bulundu.”
Bu söz, ilk bakışta bir çelişki gibi görünür. Oysa anlatılmak istenen şudur: İnsan “ben” dediği duvarları yıktığında, aslında daha büyük bir varoluşla karşılaşır. Kendi küçük benliğinden vazgeçtikçe hakikate yaklaşır.
Bütün bunların sonucunda diyebiliriz ki;
Hiçlik, yokluk değildir; varlığın özüne dönüşüdür. Kibir, insanı kendi suretine hapseder. Oysa erenler, büyüklüğü yükselmekte değil, ‘hiç’ olabilmekte görmüşlerdir. Çünkü kendini her şey sanan hakikatin kapısında kalır; kendini hiç bilen ise o kapıdan sessizce geçer.
-Leyla Edinç
YORUMLAR - 1
Yorumunuzu yazın