Ben hep sürüden ayrılan atları sevdim,
Yelesinde rüzgarı, gözlerinde isyanı taşıyanları.
Bir çitin ardında usulca otlayanlardan değil,
Uçurumun kenarında bile
Gökyüzüne meydan okuyanlardan yana oldum.
Belki de bu yüzden
Hep yanlış atlara oynadım hayat denen yarışta.
Kazananların değil,
Düştüğü yerden kalkarken,
Kimseye el uzatmayanların hikayesine inandım.
Bana “Deli” dediler.
Oysa ben,
Herkesin akıllı olmak uğruna,
Kalbinden vazgeçtiği bir dünyada,
Biraz insan kalmaya çalıştım.
Yanlış insanlara doğru duygular besledim.
Bir ömürlük sandığım gözlerde
Bir mevsimlik misafir oldum.
Kimi zaman bir gülüşe kandım,
Kimi zaman bir susuşun içinde
Kendime bir gelecek kurdum.
Ve öğrendim ki
İnsan en çok,
Hiç yaşanmamış bir mutluluğun
Yasından yorulurmuş.
Bir pire için nice yorganlar yaktım,
Ama hiçbir yangında
Kendi vicdanımı kül etmedim.
Beni incitenlerin ardından
Kapıları kapattım belki,
Ama içimdeki insanı
Hiçbir zaman dışarıda bırakmadım.
Denizlere düştüm.
Öyle denizlere ki
Kıyısı yoktu,
Dibi yoktu,
Sesimi duyacak bir insan yoktu.
Yine de yılana sarılmadım.
Çünkü insan boğulmayı göze almalı,
Kendisini kurtaracak diye
Ruhunu zehirleyecek ellere tutunmamalı.
Çok yalnız kaldım.
Öyle yalnızlıklar yaşadım ki;
Kendi sesim bile,
Bana yabancı geldi geceleri.
Ama hiçbir zaman
Bir başkasının kalabalığında
Kendime yer dilenmedim.
Benim de içimde
Kimsenin bilmediği adalar vardı.
Haritalarda bulunmayan,
Yolları yalnızca özlemden geçen,
Sahillerine cam şişeler içinde
Yarım kalmış sevda mektupları vuran adalar…
Her şişede başka bir ihtimal,
Her mektupta başka bir ben.
Birinde hiç söylenmemiş bir sevgi,
Birinde geç kalınmış bir özür,
Birinde yalnızca şu cümle:
“Ben seni, senin bile kendini sevemediğin yerden sevdim.”…
Ve belki de en büyük yanılgım buydu;
Bir insanın yaralarını seversem
Beni yaralamayacağını sanmak…
Oysa bazı insanlar,
Kendilerine uzanan eli değil,
O elin uzandığı mesafeyi hatırlar.
Ve bazı kalpler,
Ne kadar sevilirse sevilsin,
İçindeki kapıyı
Yalnızca gitmek için açar.
Ben yine de Aşk’tan vazgeçmedim.
Çünkü Aşk’ı
Beni terk edenlerin yüzünde değil,
Bütün terk edilişlere rağmen
İçimde hala yaşayabilen
O küçücük umut kırıntısında buldum.
Artık biliyorum;
Her sevda bir liman değil,
Her yolculuk bir kavuşma değil,
Her el, tutulmak için uzanmıyor.
Ve insan bazen
Bir başkasına yetişmeye çalışırken
Kendi ömrüne geç kalıyor.
Şimdi ne bir atın kazanmasını bekliyorum,
Ne de uzak bir kıyıdan
Adıma yazılmış bir mektup gelmesini.
Yalnızca kalbimin
Bunca kırgınlıktan sonra bile
Bir çiçeğin açışına inanabilmesine şaşıyorum.
Çünkü ben,
Bütün yanlış atlara rağmen
Yarışın kendisine değil,
Koşmanın özgürlüğüne aşık oldum.
Bütün yanlış sevdalara rağmen
Sevilmeye değil,
Sevebilen yanımı kaybetmemeye tutundum.
Ve bir gün;
Hayatın bütün kapıları yüzüme kapandığında,
Kendi içimde bir kapı aralık kalsın istedim.
Oradan biraz deniz görünsün,
Biraz gökyüzü,
Biraz da hala mümkün olan
O güzel, o imkansız,
O insana insan olduğunu hatırlatan Aşk…
Çünkü bazı insanlar,
Yanlış atlara oynadıkları için kaybetmezler.
Onlar, herkesin kazanmaya çalıştığı bir dünyada,
Kalplerini ortaya koydukları için
Hep biraz eksik kalırlar hayattan.
Ama kimsenin bilmediği bir şey vardır:
Bir insanın en büyük zaferi,
Bunca yenilgiden sonra
Kalbinin hala sevebiliyor olmasıdır…
-Leyla Edinç
Yorum Yap