“Dram olarak yaşadığımızı komedi olarak anlatmaktır yaşam.”… derim ben…
Kim bilir…
İçinden güçlenerek çıktığım fırtınaları birilerine anlatmak istedim… Belki bu onlara devam etmeleri için ilham verir diye düşündüm… Deniz yıldızı hikayesindeki gibi…
İnsan, hayatının bazı dönemlerinde yaşadıklarının nedenini anlayamaz.
Neden bu kadar zorlandığını…
Neden bazı insanların gittiğini…
Neden bazı kapıların yüzüne kapandığını…
Neden bütün yüklerin aynı anda omuzlarına bırakıldığını…
Sadece yaşar.
Bazen mücadele ederek, bazen ağlayarak, bazen kimseye belli etmeden kendi içinde parçalanarak…
Ve çoğu zaman güçlü olduğunun bile farkında değildir.
Çünkü insan fırtınanın içindeyken ne kadar yol aldığını göremez. Tek düşündüğü, bir sonraki güne ulaşabilmektir.
Oysa zaman geçer.
Bir gün dönüp geriye baktığında, bir zamanlar seni yıkacağını düşündüğün şeylerin seni başka bir insana dönüştürdüğünü fark edersin.
Daha güçlü değil yalnızca…
Daha derin.
Daha anlayışlı.
Daha az yargılayan.
İnsanların sessizliklerinin arkasında sakladıkları acıları daha iyi görebilen biri…
Çünkü bazı şeyler kitaplardan öğrenilmiyor.
Kaybetmenin ne olduğunu kaybetmeden, yeniden başlamanın ne kadar zor olduğunu her şeyini yeniden kurmak zorunda kalmadan, yalnızlığı gerçekten yalnız kalmadan, umudu ise umutsuzluğun kıyısına gelmeden tam olarak anlayamıyor insan.
Hayatın tuhaf tarafı da burada başlıyor.
Bir zamanlar “Neden ben?” diye sorduğun yaşanmışlıkların, yıllar sonra bir başkasına söyleyeceğin en kıymetli cümlelere dönüştüğünü görüyorsun. Çünkü karşındaki insana artık ezberlenmiş sözler söylemiyorsun.
“Geçecek,” derken geçmenin ne kadar uzun sürebileceğini biliyorsun.
“Dayan,” derken dayanmanın bazen yalnızca yataktan kalkabilmek anlamına geldiğini biliyorsun.
“Yeniden başlayabilirsin,” derken yeniden başlamanın romantik bir cümle değil, korkuların arasından atılan küçücük adımlar olduğunu biliyorsun.
Ve belki de tam bu yüzden sözlerin başka türlü dokunuyor insana.
Çünkü yaşanmışlığın sesi farklıdır.
Yaralarımız yalnızca eksiltmez bizi.
Hayatta yaşadığımız acıları çoğu zaman sadece kayıp olarak değerlendiriyoruz.
Oysa bazı yaralar, insanda daha önce olmayan pencereler açıyor.
Acı çekmiş bir insanın başka birinin acısını fark etme ihtimali artıyor. Kendi karanlığından geçmiş biri, başkasının karanlığında ışığın nereden sızabileceğini daha kolay görebiliyor.
Bu, acıyı kutsamak değildir.
Hiç kimsenin güçlenmek için acı çekmesi gerekmez.
Bazı yaşanmışlıklar gerçekten gereksizdir, haksızdır, ağırdır. Keşke hiç yaşanmasalardı dediğimiz şeyler vardır ve olacaktır.
Ama insanın en büyük yeteneklerinden biri şudur: Başına geleni seçemediği zamanlarda bile, onunla ne yapacağını zaman içinde seçebilmek.
İşte dönüşüm burada başlar.
Yaşadığın şey seni tanımlamak zorunda değildir. Ama ondan çıkardığın anlam, bundan sonra nasıl yaşayacağını değiştirebilir.
Kırgınlığını merhamete…
Kaybını farkındalığa…
Yalnızlığını başkasının elini tutmaya…
Başarısızlığını yeniden deneme cesaretine…
Gözyaşlarını başka bir insanın gözyaşını anlayabilmeye dönüştürebilirsin.
Belki güç dediğimiz şey de budur bazen…
Hiç düşmemek değil. Düştüğün yerden kalkarken başka birinin de elinden tutabilecek kadar insan kalabilmek.
Bazı hikayeler anlatılmak için zamanını bekler…
İnsan her yaşadığını hemen anlatmak zorunda değildir.
Bazı hikayelerin önce içimizde dinlenmesi gerekir.
Çünkü yara açıkken anlattığımız şey çoğu zaman acımızdır. Yara iyileşmeye başladığında ise anlatabildiğimiz şey, o acının bize öğrettikleridir.
Aralarında büyük bir fark vardır. Birinde hala fırtınanın içindesindir. Diğerinde kıyıya çıkmış, geriye bakıyorsundur.
Ve işte o zaman senin hikayen yalnızca sana ait olmaktan çıkabilir.
Bir insan seni dinler ve kendi hayatından bir parça bulur. “Demek ki yalnız değilmişim.” diye düşünür.
Bir başkası: “Demek ki buradan çıkılabiliyormuş…”…
Bir diğeri:“Ben de yeniden başlayabilirim.”…
Belki sen konuşmayı bitirip evine gidersin ve söylediklerinin ne kadar önemli olduğunu hiçbir zaman öğrenmezsin. Ama karşındaki insan o gece vazgeçmemeye karar verir.
İnsanların birbirlerinin hayatlarında bıraktıkları en büyük izlerin çoğundan hiçbir zaman haberleri olmaz zaten. Belki de yaşadıklarımızın ikinci bir hayatı vardır
Bir yaşanmışlığın ilk anlamı, onu yaşarken hissettiğimizdir. İkinci anlamı ise yıllar sonra ortaya çıkar. Bir zamanlar seni ağlatan bir olay, bugün seni daha bilinçli bir insan yapmış olabilir. Bir zamanlar hayatının sonu sandığın ayrılık, kendini yeniden tanımanın başlangıcı olmuş olabilir.
Kaybettiğin bir şey sana başka şeylerin değerini öğretmiş olabilir. Kapandığı için günlerce önünde beklediğin bir kapının, aslında seni başka bir yola yönelttiğini yıllar sonra anlayabilirsin.
Hayat her zaman bize yaşadıklarımızın anlamını aynı gün açıklamaz. Bazı cevapların gelmesi yıllar sürer.
Bazıları ise hiç gelmez. Ama yine de insan kendi anlamını yaratabilir.
Ve belki bir gün senin “keşke hiç yaşamasaydım.” dediğin bir dönemden çıkardığın ders, başka bir insanın “iyi ki devam etmişim.” demesine neden olur.
İşte o zaman geçmiş değişmez.
Ama geçmişin hayatındaki yeri değişir. Güçlü olmak, taşlaşmak değildir.
Hayatın zor dönemlerinden çıkan insanlara sık sık “Ne kadar güçlüsün.” denir. Oysa gerçek güç bazen yanlış anlaşılıyor. Güçlü olmak hiçbir şey hissetmemek değildir.
Ağlamamak değildir.
Kimseye ihtiyaç duymamak değildir.
Kalbinin etrafına duvarlar örmek hiç değildir.
Gerçek güç; bütün yaşadıklarına rağmen sevebilmektir.
Güvenmeyi yeniden deneyebilmektir.
Hayal kırıklıklarına rağmen umut edebilmektir.
Kırılmış olmanın seni kırıcı bir insana dönüştürmesine izin vermemektir.
Ve belki en önemlisi, kendi hikayeni bir üstünlük hikayesine çevirmeden başkasına şöyle diyebilmektir:
“Ben de benzer bir yerden geçtim. Yol kolay değildi. Ama bir çıkış vardı.”…
Bazen bir insanın ihtiyacı olan bütün umut budur.
Çünkü karanlığın içindeki insana ışığın varlığını anlatmak kolaydır. Ama o karanlıktan gerçekten geçmiş birinin, “Ben o yolu biliyorum.”demesi bambaşkadır.
Ve bir gün…
Bugün anlam veremediğin şeyleri belki yıllar sonra anlayacaksın.
Bugün seni tükettiğini düşündüğün mücadelelerin sana neler kattığını göreceksin.
Bugün sessizce verdiğin savaşların belki kimse farkında değil.
Olsun.
Her savaş alkışlanmak için verilmez.
Bazıları insanın kendi içinde kazanılır.
Ve belki bir gün bir masada, bir telefon konuşmasında, bir dost sohbetinde ya da hiç tanımadığın bir insanın karşısında kendi hikayenden küçük bir parçayı anlatacaksın.
Karşındaki sessizce seni dinleyecek.
Sen geçmişinden söz ettiğini düşüneceksin.
Oysa o, kendi geleceğini duyacak.
Sen “Ben buradan geçtim,” diyeceksin.
O ise içinden, “Öyleyse ben de geçebilirim…” diyecek.
Belki hayatın en güzel döngülerinden biri de budur: Bir zamanlar seni yıkacağını düşündüğün fırtınadan sağ çıkarsın…
Sonra yıllar geçer.
Ve farkında bile olmadan bir başkasının fırtınasında deniz feneri olursun…
-Leyla Edinç
Yorum Yap