Yaşam,
Omuzlarımıza bırakılmış bir sorumluluk gibi,
Sessizce bekler kapımızda.
Kapıyı açanlar yaşarlar…
Kapının ardından bakanlar,
Yalnızca seyirci olur zamana.
Korku,
An’ı yaşamayanların gölgesidir…
Geçmişe tutunan,
Gelecekten ürken kalplerde büyür.
Oysa şimdiye dokunan eller;
Ölümü değil, yaşamı hisseder.
Sevgi,
Yalnızca bir kalpte atmaz…
İki kalp arasında çoğalır…
Birlikte nefes alan an’ların,
Canlılığında büyür.
Sevmek,
Kendin kadar başkasının yolunu da,
Saygıyla kucaklayabilmektir.
Dünyada iki tür insan var:
Yaşayanlar ve yaşayanları seyredenler…
Seyretmek,
Soğuk bir gölge gibi uzatır ölümü…
Katılmaksa,
Güneşe yürümektir,
Her adımda yeniden doğarak.
Kendi gerçeğini bilmeyen,
Başkalarını yargılar,
Duvarlar örer etrafına…
Ve yalnızlığını savunur katı inançlarla.
Oysa kendini tanıyan;
Esnektir rüzgar gibi, kararlıdır ama kırılmaz.
Zamanı tüketmek yerine,
Dünyayı olduğu gibi kabul eden insan,
İçindeki sesi duyar:
“Yürü” der o ses,
“Kendi yoluna cesaretle yürü.”…
Çünkü yaşamak ve sevmek;
İki ayrı yol değildir…
Aynı nehrin aynı akışında buluşur.
Kendini yaşayabildiğin yerde sevgi vardır,
Başkasına dokunabildiğin an’da özgürlük başlar.
Her insanın içinde
İki tohum büyür;
Biri dostluk, diğeri yıkım.
Hangisini sulayacağını ise
Yaşadığın an’lar belirler…
Aldığın sevgi, gördüğün dayanışma.
Kendine değer veren,
Başkasının gözlerinde,
Kendi ışığını görür.
Kendini gerçekleştirmek,
Bir cesaret işidir…
Kısır döngülerden çıkmak,
Kendi yolunu seçmek
Ve o yolu sevgiyle yürümek…
Çünkü en zor sorumluluk;
Başkasının değil,
Kendi hayatını üstlenmektir.
Ama o sorumluluğu alan özgürleşir.
Özgürleşen insan daha az korkar
Ve daha çok sever.
Ve sonunda anlarız ki;
Yaşam,
Seyredilecek bir sahne değil,
Katılınacak bir yolculuktur…
Ve yürümeye başlayanlar,
Umudu da geleceğe taşırlar.
-Leyla Edinç
YORUMLAR - 0
Yorumunuzu yazın