Leyla Edinc
Anasayfa Leyla'dan Leyla'ca Aforizmalar
Ana sayfa | Leyla'dan | MUTLULUK BAZEN BİR FİNCAN KAHVEDİR…

Bu sabah oğlumun evde yaşadığı dönemlerde  yatağıma getirdiği kahvenin kokusunu hissederek uyandım.

Bir sabah Sinemaya gitmek için erkenden kalkmış, hazırlanmıştı Seyitcan. Kendi telaşının arasında, evden çıkmadan önce benim için kahve yapmayı düşünmüş.

Kahve işte…

Bir fincan sıcak su, biraz kahve, birkaç dakikalık emek.

Ama insanı mutlu eden gerçekten kahve mi?

Hayır tabii ki…

Birinin hayatının telaşı içinde sizi düşünmüş olması.

Belki mutluluğu çoğu zaman yanlış yerlerde arıyoruz. Büyük olaylarda, büyük başarılarda, daha fazla parada, daha güzel evlerde, daha uzak seyahatlerde, henüz sahip olmadığımız şeylerde…

“Şu da olursa mutlu olacağım,” diye diye bugünün içinden geçip gidiyoruz.

Oysa hayatın büyük bölümü, beklediğimiz o büyük anlardan değil, fark etmeden yaşadığımız ya da ıskaladığımız küçücük anlardan oluşuyor.

Sabah uyandığınızda üzerinizde bir çatı olması mesela.

Bize sıradan geliyor.

Oysa dünyada güvenli bir yerde uyuyabilmenin ne büyük ayrıcalık olduğunu bilerek yaşayan milyonlarca insan var.

Musluğu açtığınızda suyun akması…

Buzdolabını açtığınızda yiyecek bir şey bulmak…

Kışın sıcak, yazın serin bir eve girebilmek…

Bunların hiçbirinin fotoğrafını çekip paylaşmıyoruz. Çünkü bize göre bunlar “olması gereken şeyler.”

Belki de mutluluğun önündeki en büyük engellerden biri tam olarak bu: Sahip olduklarımızı hak, sahip olmadıklarımızı eksiklik olarak görmeye başlamak.

Sabah kalkıp işe gitmekten şikayet ediyoruz bazen.

Trafikten, müşteriden, patrondan, elemandan, yoğunluktan…

Ama bir gün o iş elimizden alındığında, şikayet ettiğimiz o sabahların aslında hayatımızın düzeni olduğunu anlayabiliyoruz.

Gidilecek bir işin olması da bir mutluluk sebebidir.

İnsanların size ihtiyaç duyması, bir şey üretebilmek, emeğinizin karşılığını almak, akşam eve “Bugün de bir şey yaptım” duygusuyla dönebilmek…

Bir sofraya oturup yediğiniz yemeğin tadını alabilmek de öyle.

Çünkü bazen sağlık denilen şeyin kıymetini anlamak için onu kaybetmemiz gerekiyor.

Oysa bugün yürüyebiliyorsanız…

Nefes alabiliyorsanız…

Bir kahvenin kokusunu duyabiliyor, sevdiğiniz yemeğin tadını alabiliyor, başınızı çevirdiğinizde gökyüzünü görebiliyorsanız…

Hayat aslında size o gün için pek çok hediye vermiş demektir.

Bir arkadaşınızdan gelen “Nasılsın?” mesajı…

Hatta günün yorgunluğunu yaşarken liseyi birlikte yatılı okuduğunuz kardeşlerinizin sizi görüntülü araması ve sizin de orada onlarla birlikteymiş gibi hissetmeniz… 

Markette karşılaştığınız birinin gülümsemesi…

Eve döndüğünüzde sizi karşılayan tanıdık bir ses…

Uzun zamandır dinlemediğiniz bir şarkının radyoda çalması…

Temiz çarşaflara yatmak…

Yağmur yağarken evde olmak…

Sabah güneşinin perdenin arasından odaya düşmesi…

Bir çocuğun size sarılması…

Sevdiğiniz birinin “Eve vardın mı?” diye sorması…

Bunların hiçbirinin maddi değeri büyük değildir.

Ama hayatın duygusal serveti biraz da bunlardan oluşur.

Hele bir anne için… Çocuğunun yalnızca başarılı olduğunu değil, düşünceli bir insan olduğunu görmek bambaşka bir mutluluktur.

Bir kahve yapmayı akıl etmesi küçücük bir davranış gibi görünebilir. Ama o küçücük davranışın içinde empati vardır, sevgi vardır, hatırlamak vardır.

“Ben gidiyorum ama annemi de düşüneyim,” duygusu vardır.

Çocuklarımızın diplomaları, meslekleri, kazançları elbette önemlidir. Ama büyüdüklerinde başka insanların duygularını fark edebilen, sevgisini davranışlarıyla gösterebilen, duygusal olarak yeterli insanlar olduklarını görmek belki de ebeveynliğin en güzel karşılıklarından biridir.

İşte bu yüzden mutluluğun büyüklüğünü, onu yaratan şeyin maddi büyüklüğüyle ölçmemek gerekir.

Bazen binlerce dolarlık bir hediye insanda birkaç saatlik heyecan yaratır; çocuğunuzun sabah size yaptığı bir kahve ise yıllar sonra bile hatırladığınız bir anıya dönüşür.

Çünkü eşyanın fiyatı vardır, hatıranın yoktur.

Elbette hayat her zaman güzel değildir.

Hepimizin ayağının dibinde biraz çamur vardır.

Kaygılarımız, kayıplarımız, kırgınlıklarımız, ödeyeceğimiz faturalar, çözemediğimiz meseleler, hayal kırıklıklarımız…

Mutlu olmak bunları inkar etmek değildir.

Mutluluk, hayatın kusursuz olduğuna kendimizi inandırmak da değildir.

Mutluluk biraz da dikkatimizi nereye çevireceğimizi seçebilmektir.

Aynı gökyüzünün altında biri yalnızca yağmurun oluşturduğu çamuru görür, diğeri yağmurdan sonra açan gökyüzünü.

Biri sofradaki eksik tabağı sayar, diğeri masanın etrafında oturan insanlara bakar.

Biri yaşlandığı için aynadaki çizgilere üzülür, diğeri o çizgileri görecek kadar yaşayabilmiş olmasına şükreder.

Biri çocuklarının büyüyüp evden uzaklaşmasına üzülür, diğeri onların kendi hayatlarını kurabilecek kadar büyümüş olmalarına sevinir.

Hayat aynı hayattır.

Değişen bazen yalnızca baktığımız yerdir.

Belki de mutlu insanların hayatlarında diğer insanlardan daha az sorun yoktur.

Belki onlar sadece güzelliği fark etme yeteneklerini kaybetmemişlerdir.

Kahvenin kokusunu hala duyarlar.

Gökyüzüne hala bakarlar.

Sevdiklerine sarılırken bunun sıradan bir şey olmadığını bilirler.

Eve dönebildikleri için, sofraya oturabildikleri için, telefonun diğer ucunda arayabilecekleri biri olduğu için içlerinden sessizce teşekkür ederler.

Çünkü insan zamanla şunu öğreniyor:

Hayat bize her gün büyük mucizeler sunmuyor.

Ama küçük mucizeleri neredeyse her gün önümüze bırakıyor.

Biz çoğu zaman onları “sıradan” zannedip yanlarından geçiyoruz.

Oysa belki bugün mutluluk için ihtiyacımız olan şey zaten elimizin altında.

Üzerimizde bir çatı…

Gidilecek bir iş…

Tadı alınabilen bir yemek…

Aranabilecek bir dost…

Sarılabilecek bir çocuk…

Düşünebilen bir zihin…

Yürüyebilen iki ayak…

Ve sabah, siz istemeden hazırlanıp yatağınızın kenarına bırakılmış bir fincan kahve…

Daha ne kadar çok sebep gerekiyor insana?

Ben ayağımın dibindeki çamurun varlığını inkar etmiyorum.

Sadece başımı kaldırmayı tercih ediyorum.

Gündüz bulutlara, gece yıldızlara bakıyorum.

Çünkü hayatın içinde neyi ararsak, bir süre sonra en çok onu görmeye başlıyoruz.

Ve ben, görebildiğim sürece, güzel olanı görmek istiyorum. ????????????

-Leyla Edinç

Paylaş
X

Değerlendir

Bu sayfayı değerlendirin
0
5 üzerinden
Değerlendirme için yıldızlardan birini seçin
Değerlendirmeniz kaliteyi geliştirmemize yardımcı olur.

YORUMLAR - 0

Yorumunuzu yazın

Zorunlu değil

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

Captcha