“Kendi yaşanmışlıklarının muhasebesini yapmaya başladığında, iyileşme de başlar kişinin ruhunda…”
— L.E.
İnsan hayatının belirli dönemlerinde geriye dönüp bakmaya başlar.
Yaşadıklarına, kaybettiklerine, kazandıklarına, verdiği kararlara, sustuğu yerlere, gereğinden fazla konuştuğu anlara, hayatında tuttuğu insanlara ve belki de çok daha önce vedalaşması gerektiği halde bırakamadıklarına…
Gençken çoğu zaman önümüze bakarız. Çünkü önümüzde gidilecek uzun bir yol olduğuna inanırız. Zaman geçtikçe insanın bakışı değişir. Artık yalnızca “Bundan sonra ne olacak?” diye sormaz.
Bir başka soru daha belirir: “Buraya nasıl geldim?”…
İşte insanın kendi yaşanmışlıklarının muhasebesini yapması biraz da bu soruyla başlar.
Fakat burada sözünü ettiğimiz muhasebe, geçmişin önüne bir mahkeme kurup kendimizi yargılamak değildir.
Tam tersine…
Yaşadıklarımızı bugünkü aklımızla yeniden anlamaya çalışmaktır.
Kime neden kırıldığımızı, kimi neden affedemediğimizi, hangi kararlarımızın bizi bugünkü insana dönüştürdüğünü ve en önemlisi, yaşadığımız hikayelerin içinde bizim payımızın ne olduğunu görebilmektir.
Çünkü insan geçmişini değiştiremez.
Ama geçmişine verdiği anlamı değiştirebilir.
Ve bazen iyileşmenin başladığı yer tam da burasıdır.
Geçmişle hesaplaşmak ile geçmişi anlamak aynı şey değildir
İnsan yıllarca bazı olayları zihninde taşıyabilir.
“Bana bunu neden yaptı?”
“Neden beni anlamadı?”
“Neden yanımda olmadı?”
“Neden hakkımı yedi?”
“Neden beni terk etti?”
Bu soruların hepsi haklı olabilir.
Gerçekten haksızlığa uğramış olabiliriz. Gerçekten yanlış insanlarla karşılaşmış, ihanete uğramış, değersiz hissettirilmiş veya yalnız bırakılmış olabiliriz.
Fakat yıllar geçmesine rağmen hala yalnızca karşı tarafın yaptıklarını düşünüyorsak, hikayenin bir bölümünde sıkışıp kalabiliriz.
Bir gün soru değişmeye başladığında ise insanın iç dünyasında çok önemli bir dönüşüm meydana gelir:
“Peki ben bütün bunların içinde ne yaptım?”
Bu soru, suçu üzerine almak değildir.
Örneğin yıllarca kendisini küçümseyen bir insanla yaşamış bir kadın düşünelim.
Yıllar sonra geriye baktığında ilk söylediği şey şu olabilir:
“Bana çok kötü davrandı.”… Ve belki de tamamen haklıdır.
Fakat kendi hayatının muhasebesini yapmaya başladığında başka sorular da ortaya çıkar:
“İlk kez bana saygısızlık yaptığında neden sınır koyamadım?”…
“Gitmem gerektiğini bildiğim halde neden kaldım?”…
“Onu kaybetmekten neden kendimi kaybetmekten daha fazla korktum?”…
“Sevilmek uğruna neden bu kadar çok şeyden vazgeçtim?”…
İşte bu sorular insanı mağdur olmaktan suçlu olmaya götürmez.
Mağduriyetten farkındalığa götürür.
Çünkü başkasının yaptığını değiştiremeyiz.
Ama bundan sonra benzer bir davranışla karşılaştığımızda ne yapacağımızı değiştirebiliriz.
İyileşmek biraz da budur.
Bazen insan en çok kendisini affetmekte zorlanır
Geçmişin muhasebesini yaparken karşımıza yalnızca başkalarının davranışları çıkmaz.
Kendi davranışlarımız da çıkar.
Yanlış seçtiğimiz insanlar…
Kaçırdığımız fırsatlar…
Söylememiz gerekirken söylemediğimiz sözler…
Özür dilememiz gerekirken gurur yaptığımız zamanlar…
Çocuklarımıza karşı sabırsız olduğumuz günler…
Anne babamız hayattayken yeterince zaman ayırmadığımız anlar…
Korktuğumuz için cesaret edemediğimiz şeyler…
Ve bazen insan bütün bunların karşısında kendisine çok ağır bir cümle kurar:
“Keşke…”
Keşke daha önce anlasaydım.
Keşke gitseydim.
Keşke kalsaydım.
Keşke o sözü söylemeseydim.
Keşke o telefonu açsaydım.
Keşke daha cesur olsaydım.
Fakat insanın kendisine yapabileceği en büyük haksızlıklardan biri, dünkü kendisini bugünkü bilgisiyle yargılamaktır.
Bugün bildiğimiz birçok şeyi o gün bilmiyorduk.
Bugünkü tecrübemiz yoktu.
Bugünkü sınırlarımız oluşmamıştı.
Bugünkü cesaretimiz belki henüz gelişmemişti.
Dolayısıyla geçmişe bakarken sorulması gereken soru yalnızca: “Nasıl böyle bir davranışta bulundum.” olmamalıdır.
Bir başka soru daha sorulmalıdır:
“O günkü ben, elindeki imkanlarla neden böyle bir karar verdi?”…
Bu soru insanın kendisine merhamet göstermesini sağlar.
Çünkü insan geçmişini anlamaya başladığında, kendisini affetmeye de yaklaşır.
Aynı hikayeyi farklı insanlarla tekrar etmek
Hayatın ilginç taraflarından biri şudur: İnsan bazen aynı dersi, isimleri değişmiş insanlarla tekrar tekrar yaşar.
Bir ilişkide sürekli veren taraf olur.
Sonra başka biri gelir; yine veren taraf olur.
Bir arkadaşlıkta kullanıldığını hisseder.
Yıllar sonra başka bir arkadaşlıkta aynı duyguyu yaşar.
İş hayatında hayır diyemez.
Aile içinde hayır diyemez.
İlişkisinde hayır diyemez.
Sonra bir gün şöyle der: “Neden hep böyle insanlar beni buluyor?”…
Belki de hayat muhasebesinin en zor sorularından biri burada başlar:
“Neden ben hep aynı insanlara kapıyı açıyorum?”…
Bu soru çok değerlidir.
Çünkü insan başkalarının karakterini kontrol edemez; fakat hayatında kime ne kadar yer vereceğini zamanla öğrenebilir.
Bir insan sizi bir kez hayal kırıklığına uğratabilir.
Bu onun seçimidir.
Fakat aynı davranışı defalarca gördüğünüz halde hiçbir sınır koymadan ilişkinin devam etmesine izin veriyorsanız, artık üzerinde düşünülmesi gereken başka bir alan vardır.
İyileşme, herkesi hayatımızdan çıkarmak değildir.
Kimin hayatımızda nerede durması gerektiğini öğrenmektir.
Bazı insanlar kalbimize yakındır.
Bazıları hayatımızda olabilir ama mesafeli durmalıdır.
Bazıları ise yalnızca geçmişimizde kalmalıdır.
Olgunlaşmak, bu farkı görebilmektir.
Affetmek, yapılanı doğru kabul etmek değildir.
Geçmişin muhasebesinde en zor konulardan biri affetmektir.
Çünkü affetmek çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Affetmek; “Sen haklıydın.” demek değildir.
“Bana yaptığın önemli değildi.” demek de değildir.
“Tekrar hayatıma dönebilirsin.” hiç değildir.
Bazen affetmek yalnızca şunu söyleyebilmektir:
“Bana yaptığını değiştiremiyorum. Ama hayatımın geri kalanını bunun öfkesiyle geçirmek istemiyorum.”…
Çünkü öfkenin çok ağır bir tarafı vardır.
Bize zarar veren insan bazen hayatına çoktan devam etmiştir.
Biz ise yıllar sonra bile onun söylediği bir cümleyi zihnimizde taşırız.
O insan artık karşımızda değildir ama zihnimizde yaşamaya devam eder.
Bu durumda farkında olmadan geçmişe bugünden yer kiralamış oluruz.
İyileşmek, o yeri geri almaktır.
Her kayıp yalnızca kayıp değildir
İnsan yaşadıklarının muhasebesini yaparken kayıplarına da başka türlü bakmaya başlar.
Bir zamanlar felaket sandığı bazı ayrılıkların aslında kendisini başka bir hayata yönlendirdiğini görebilir.
Çok istediği halde gerçekleşmeyen bir iş…
Bitmesini istemediği bir ilişki…
Kaybettiği bir dostluk…
Gidemediği bir şehir…
Kabul edilmediği bir okul…
Kaçırdığı bir fırsat…
O günlerde bunların her biri büyük bir yenilgi gibi görünmüş olabilir.
Ama yıllar sonra insan bazen geriye dönüp şöyle der:
“İyi ki olmamış.”…
Çünkü hayatı yalnızca olay gerçekleştiği anda anlayamayız. Bazı yaşanmışlıkların anlamı yıllar sonra ortaya çıkar.
Bir kapının neden kapandığını başka bir kapı açıldığında anlarız.
Bir insanın neden hayatımızdan çıktığını, kendimizi onsuz yeniden kurduğumuzda anlarız.
Bir başarısızlığın bize ne öğrettiğini, başka bir başarıya ulaştığımızda fark ederiz.
Bu nedenle hayat muhasebesi yalnızca kaybettiklerimizi saymak değildir.
Kaybettiklerimizin bize ne kazandırdığını da görebilmektir.
İnsan bazen kendisine de borçlu çıkar
Muhasebe denildiğinde akla borç ve alacak gelir.
Hayatın da böyle bir bilançosu vardır aslında.
Başkalarına verdiğimiz sözler vardır.
Bir de kendimize verdiklerimiz…
“Bir gün kendime daha fazla zaman ayıracağım.”…
“Bir gün hayır demeyi öğreneceğim.”…
“Bir gün yapmak istediğim şeyleri ertelemeyeceğim.”…
“Bir gün kendimi de düşüneceğim.”…
Fakat o “bir gün” bazen yıllarca gelmez.
Çünkü çocuklar vardır.
İş vardır.
Aile vardır.
Sorumluluklar vardır.
Ödenmesi gereken faturalar, çözülmesi gereken sorunlar, yetişilmesi gereken insanlar vardır.
Ve insan herkese yetişmeye çalışırken kendisine geç kalabilir.
Bir gün geriye baktığında şunu fark eder:
Herkese karşı sorumluluklarını yerine getirmeye çalışmış ama kendisine olan borçlarını sürekli ertelemiştir.
Belki de hayat muhasebesinin en önemli satırlarından biri budur:
“Ben kendim için ne yaptım?”…
Bu bencillik değildir.
Çünkü kendisini tamamen tüketmiş bir insanın başkalarına verebileceği şey de zamanla azalır.
İnsanın kendisine ayırdığı zaman, kendi sesini dinlemesi, istemediği şeylere hayır diyebilmesi ve istediği hayatı kurmaya çalışması da yaşamın sorumluluklarından biridir.
İyileşmek unutmak değildir
Bazı yaralar tamamen unutulmaz.
Bazı insanların isimleri geçtiğinde kalbimizde hala küçük bir sızı oluşabilir.
Bazı tarihler hiçbir zaman sıradan bir gün haline gelmez.
Bazı kayıpların yeri hiçbir şeyle dolmaz.
Bu nedenle iyileşmeyi “artık hiçbir şey hissetmemek” olarak görmek doğru değildir.
İyileşmek, hatırladığımızda artık yıkılmamaktır.
Bir zamanlar bizi günlerce ağlatan bir olayı yıllar sonra hatırlayıp yalnızca derin bir nefes alabiliyorsak…
Bir zamanlar öfkeyle andığımız bir insanın adını artık içimizde fırtına kopmadan duyabiliyorsak…
Geçmişte yaptığımız bir hata için kendimizi hala cezalandırmak yerine “O zaman bildiğim kadarıyla yaptım” diyebiliyorsak…
İşte ruh biraz iyileşmiş demektir.
Çünkü iyileşmenin ölçüsü hafızanın silinmesi değil, hatıranın üzerimizdeki hakimiyetinin azalmasıdır.
Belki insan zaman zaman kendisine birkaç basit soru sormalıdır:
“Kimlere gereğinden fazla değer verdim?”…
“Kimlerin değerini geç anladım?”…
“Nerede susmam gerekirken konuştum?”…
“Nerede konuşmam gerekirken sustum?”…
“Neyi korkudan erteledim?”…
“Kime hala kızgınım?”…
“Kendimde neyi affedemiyorum?”…
“Hayatımdaki hangi döngüyü tekrar tekrar yaşıyorum?”…
“Ve belki de en önemlisi:
“Bütün bunları artık gördüğüme göre, bundan sonra neyi farklı yapacağım?”…
Çünkü geçmişin muhasebesini yapmanın amacı geçmişte yaşamak değildir.
Amaç, geleceği geçmişin bilinçsiz tekrarından kurtarmaktır.
İnsan yaşadıklarının hesabını çıkardığında bazı insanlara kırgınlığının azaldığını fark eder.
Bazı insanlardan ise gerçekten uzaklaşması gerektiğini…
Bazı olaylarda hiçbir suçu olmadığını…
Bazılarında kendi payının bulunduğunu…
Bazı şeyler için özür dilemesi gerektiğini…
Bazıları içinse artık kendisini suçlamaktan vazgeçmesi gerektiğini…
Ve en sonunda şunu öğrenir:
Hayat kusursuz kararlar vererek yaşanmıyor.
Yanılarak, düşerek, güvenerek, bazen aldanarak, kaybederek, yeniden başlayarak ve bütün bunlardan bir anlam çıkararak yaşanıyor.
İnsan geçmişine baktığında yalnızca yaralarını görüyorsa, geçmiş hâlâ canını acıtıyor demektir.
Ama bir gün aynı geçmişe bakıp; “Evet, bunların hepsini yaşadım. Bazılarında kırıldım, bazılarında ben kırdım. Yanlış insanlar seçtim, yanlış kararlar verdim, kaybettim, öğrendim, değiştim… Ama bütün bunların içinden geçerek bugünkü ben oldum.” diyebiliyorsa, artık başka bir yere varmıştır.
Çünkü insanın ruhundaki gerçek iyileşme, geçmişi silebildiği gün değil; geçmişine bakıp artık onunla kavga etmek zorunda olmadığını anladığı gün başlar.
Ve belki de bu yüzden: “Kendi yaşanmışlıklarının muhasebesini yapmaya başladığında, iyileşme de başlar kişinin ruhunda…”…
—Leyla Edinç
YORUMLAR - 0
Yorumunuzu yazın