Leyla Edinc
Anasayfa Leyla'dan Leyla'ca Aforizmalar
Ana sayfa | Leyla'dan | EĞİTİM BİR ÇOCUĞA CEVABI VERMEK DEĞİL; CEVABI BULABİLECEĞİ YOLLARI ÖĞRETMEKTİR.

Çocuklarım okula başladıklarında en çok istediğim şeylerden biri matematiği sevmeleriydi. Çünkü bir çocuğun bir dersi sevmesiyle o derste başarılı olması arasında güçlü bir bağ olduğuna inanıyordum. Bu nedenle matematiği hiçbir zaman yalnızca yapılması gereken bir ödev ya da ezberlenmesi gereken kurallar bütünü haline getirmek istemedim. Onlarla matematiği mümkün olduğunca oyun oynar gibi çalıştık.

Problemler uydururduk. Günlük hayatın içinden örnekler çıkarırdık. Bazen uzun yoldan, bazen kestirme yollardan aynı sonuca ulaştık.

Amerika’daki eğitim sisteminde öğrendikleri yöntemlerin yanında, benim Türkiye’de öğrendiğim yöntemleri de gösterdim. Çünkü benim için önemli olan bir problemi mutlaka benim bildiğim yöntemle çözmeleri değildi. Önemli olan, problemi anlamaları ve kendilerine en uygun çözüm yolunu bulabilmeleriydi.

 Çocuk eğitiminde üzerinde en fazla durduğum konulardan biri buydu: “Böyle yapacaksın” demek yerine, “Neden böyle yapıyoruz?” sorusunun cevabını vermek. Onlara ne öğretirsem öğreteyim, yaptığımız şeyin nedenini ve niçinini de anlatmaya çalıştım.

Çünkü çocuk yalnızca yöntemi ezberlerse o yöntemi kullanır. Ama mantığını anlarsa, karşısına daha önce hiç görmediği bir problem çıktığında da düşünmeye başlayabilir. Bence gerçek öğrenme tam olarak burada başlıyor.

 Yıllar sonra bunun sonuçlarını görmek bir anne için elbette çok güzel. Seyitcan üniversite kredisi sağlayan Calculus sınavından 5 almıştı. Okulundaki Matematik Kulübü’nün seçimlerinde en yüksek oyu alarak Vice President seçilmişti. Ama beni yalnızca notları ve unvanları gururlandırmıyordu. Lisedeyken iki yıl boyunca  okuldan sonra kendisinden küçük öğrencilere gönüllü olarak matematik dersi vermiş olması benim için bunlardan daha anlamlıydı. Öğrenmek değerlidir; fakat bildiğini başkasının hayatını kolaylaştırmak için kullanmak, eğitimin başka bir boyutudur. Ve en önemlisi de budur…

Bir çocuğun başarısının yalnızca aldığı notlarla ölçülmemesi gerektiğine inanıyorum. Başarı bazen bir sınavdan alınan yüksek nottur. Bazen bir kulübün başkanlığına arkadaşlarının güvenini kazanıp seçilmektir.

Bazen de okul bittikten sonra eve gitmek yerine kendisinden küçük bir öğrencinin karşısına oturup anlamadığı matematik problemini sabırla anlatmaktır.

Bilgi insanı başarılı yapabilir; o bilgiyi paylaşmayı öğrenmek ise insanı değerli kılar.

Lise yıllarındayken bir Debate Club toplantısında öğretmeni Seyitcan’ı tanıtırken onunla ilgili bir şey söyledi.  Seyitcan bunu çok önemsemediği için bana söylememişti. Üniversitede okuyan öğrencilerin dahi kabul edilmekte zorlandığı bir araştırma programına kabul edilmişti ve bütün bir yazını bizim yaşadığımız yerdeki üniversite laboratuvarında araştırma yaparak geçirecekti.  Bir anne olarak bunu başkasından duymak bana ayrı bir gurur verdi.

Fakat o anda düşündüğüm şey yalnızca ulaştığı sonuç değildi. Çocuk yetiştirirken yıllar önce atılan küçücük tohumların ne zaman ve nerede filizleneceğini bilmiyorsunuz.

Bir gün mutfak masasında beraber çözdüğünüz küçücük bir problem…

Bir gün “Bunun başka bir yolu olabilir mi?” diye sormanız…

Bir müzik aletinin başında geçirilen saatler…

Bir spor ya da dans çalışmasında tekrar tekrar yapılan hareketler…

Bir kitap…

Bir sohbet…

Bir “neden?” sorusu…

Yıllar sonra birbirinden tamamen farklı görünen bütün bu deneyimler çocuğun düşünme biçiminin parçalarına dönüşebiliyor.

Çocuklarımın müzikle ilgilenmelerini de bu nedenle özellikle teşvik ettim. Matematik ve müzik ilk bakışta birbirinden çok farklı alanlar gibi görünse de ikisinin de içinde örüntü, ritim, zamanlama, oran, tekrar, hafıza, dikkat ve disiplin vardır. Bir müzik aleti çalmak yalnızca güzel sesler çıkarabilmek değildir.

Çocuk aynı anda dinlemeyi, görmeyi, ellerini koordine etmeyi, ritmi takip etmeyi, hata yaptığında devam etmeyi ve aynı şeyi defalarca çalışabilmeyi öğrenir.

Matematikte de benzer bir zihinsel alışkanlık vardır:

Problemi görürsünüz.

Parçalara ayırırsınız.

Aralarındaki ilişkiyi fark edersiniz.

Bir yöntem denersiniz.

Olmazsa başka bir yöntem denersiniz.

Ve sonunda çözümü bulursunuz.

Bu nedenle çocukların yalnızca akademik derslerle değil; müzik, sanat ve sporla da beslenmelerinin çok önemli olduğuna inanıyorum.

Çünkü çocuğu hayata hazırlayan şey yalnızca beynine yüklediğimiz bilgiler değildir.

Zihniyle bedeni arasında kurduğu ilişkidir.

Kızımın yıllarca dans etmesi bunun güzel örneklerinden biridir. Dans sayesinde denge, koordinasyon, beden farkındalığı ve hareket kontrolü gelişmişti. Daha sonra kayak yapmaya başladığında bu birikimin ona ne kadar yardımcı olduğunu görünce bunun önemini bir kere daha kavramış oldu. O güne kadar yaptığı dans ile yıllar sonra öğrendiği kayak birbirinden bağımsız değildi.

Hayatta öğrendiğimiz pek çok şey böyledir.

Bir becerinin bize nerede lazım olacağını öğrenirken bilemeyiz.

  Bu yüzden ben “eğitim” ile “öğrenim” kelimelerini birbirinden ayırıyorum.

Okulda öğrenim görülür.

Matematik öğrenilir.

Fen öğrenilir.

Tarih öğrenilir.

Dil öğrenilir.

Diplomalar alınır.

Fakat eğitim bunların çok daha ötesindedir.

Eğitim; evde başlar, okulda devam eder, arkadaşlarla şekillenir, sanatla zenginleşir, sporla disiplin kazanır, kitaplarla genişler, başarısızlıklarla olgunlaşır ve hayatın içinde devam eder.

Çocuğa yalnızca ne düşüneceğini değil, nasıl düşüneceğini öğretmektir.

Bir sorunun tek bir cevabı olsa bile o cevaba ulaşmanın farklı yolları bulunabileceğini göstermektir.

“Ben böyle öğrendim, sen de böyle yapacaksın” demek yerine: “Sen hangi yolu daha iyi anlıyorsun? diye sorabilmektir.

Çünkü bütün çocuklar aynı şekilde öğrenmez.

Bazısı görerek öğrenir.

Bazısı dinleyerek.

Bazısı yaparak.

Bazısı defalarca deneyerek.

Ve bana göre iyi eğitim, çocuğu yönteme uydurmak yerine gerektiğinde yöntemi çocuğa göre değiştirebilmektir.

Çocuk yetiştirirken yaptığımız en önemli şeylerden biri de onların merakını öldürmemektir.

Küçük çocuklar durmadan sorarlar:

“Neden?”…

“Nasıl?”…

“Niçin?”…

“Başka türlü olabilir mi?”…

Bazen yetişkinler için yorucu olan bu sorular aslında öğrenmenin başlangıcıdır.

Çünkü merak eden çocuk araştırır.

Araştıran çocuk öğrenir.

Öğrenen çocuk yeni sorular sorar.

Yeni sorular sorabilen çocuk ise zamanla bağımsız düşünmeye başlar.

Bu nedenle bir çocuğun bize sorduğu her soruya cevap verebilmek zorunda değiliz.

Bazen verebileceğimiz en güzel cevap:

“Bilmiyorum. Gel beraber öğrenelim.” olabilir.

Böylece çocuk çok önemli bir şey daha öğrenir:

Bilmemek utanılacak bir şey değildir.

Asıl önemli olan öğrenmeye açık olmaktır.

Aynı şekilde çocukların başarısız olmasına da zaman zaman izin vermek gerekir.

Her problemi onlar adına çözersek, problem çözmeyi öğrenemezler.

Her engeli önlerinden kaldırırsak, engelleri aşabileceklerine dair güven geliştiremezler.

Her yanlışlarını düzeltirsek, kendi yanlışlarını fark etmeyi öğrenemezler.

Çocuğa yardım etmekle onun yerine yaşamak arasında ince bir çizgi vardır.

Belki ebeveynliğin en zor taraflarından biri de zamanla o çizgiyi görebilmektir.

Önce elinden tutarsınız.

Sonra yanında yürürsünüz.

Bir süre sonra birkaç adım geriden izlersiniz.

Ve nihayet kendi yolunu seçmesine izin verirsiniz.

  Bugün çocuklarımın başarılarına baktığımda elbette gurur duyuyorum. Ama benim için en büyük başarıları yalnızca yüksek notlar, sınav sonuçları, kulüp başkanlıkları, üniversiteler veya araştırma programları değil.

Öğrenmekten korkmamaları…

Bir problemi görünce hemen vazgeçmemeleri…

Bir şeyin nedenini merak etmeleri…

Kendi yöntemlerini geliştirebilmeleri…

Bildiklerini başkalarıyla paylaşmaları…

Ve başarının yalnızca kendileri için biriktirdikleri şeylerden ibaret olmadığını anlayabilmeleri…

Bunlar benim için çok daha kıymetli.

Çünkü çocuklarımızın hayatlarının her anında yanlarında olamayacağız.

Karşılarına çıkacak bütün problemleri önceden bilemeyeceğiz.

Onlara bütün cevapları da veremeyeceğiz.

Ama yapabileceğimiz çok daha önemli bir şey var:

Onlara cevapları nasıl arayacaklarını öğretebiliriz.

Belki eğitimin özü de budur.

Çocuğumuza yürüyebileceği tek bir yol çizmek değil;

önüne farklı yollar çıktığında hangisini seçeceğine karar verebilecek bir akıl, merak, özgüven ve vicdan kazandırmak.

Çünkü okul bir gün biter.

Sınavlar biter.

Diplomalar alınır.

Ama eğitim bitmez.

İnsan yaşadığı sürece öğrenmeye devam eder.

Ve yıllar geçtikçe daha iyi anlıyorum ki çocuklarımıza bırakabileceğimiz en değerli miras, bütün soruların cevaplarını vermek değildir.

Öğrenmeyi sevmelerini sağlamaktır.

-Leyla Edinç

Paylaş
X

Değerlendir

Bu sayfayı değerlendirin
0
5 üzerinden
Değerlendirme için yıldızlardan birini seçin
Değerlendirmeniz kaliteyi geliştirmemize yardımcı olur.

YORUMLAR - 0

Yorumunuzu yazın

Zorunlu değil

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

Captcha